"Kâzım Karabekir" sayfasının sürümleri arasındaki fark

25 bayt kaldırıldı ,  4 yıl önce
k
AWB ile
k (AWB ile)
 
* Biz [[Mustafa Kemal Atatürk|Atatürk]]'le [[hayat]]ımızı sehpaya koyduk.
 
* Genç nesillere tarihi, tek bir kişinin kahramanlığı üzerine kurarak anlatamazsınız. Bu, o kanlı mücadelede canını siper etmiş olan komutanlara, hele de Mehmetçiğe hakarettir. Onların hakkını nasıl yersiniz?
 
* Alaca köyünde cenazeler, insanın aklını oynatacak bir halde idi. Bütün çocuklar sürgülenmiş, yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup, yakılmış gençler baltalarla parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğerler ve kalpler görünüyordu. Bütün bu acıklı görünüşler, Erzurum'a atılmaya ve oradaki zavallılara yardıma beni mâhkum etmiştir. ''(10 Mart 1918)'' <ref>Erzurum-Alaca Köyünde Mart 1918'de Ermeniler tarafından katledilen Şehit Türkler Anıtı</ref>
 
* Akşam [[İsmet İnönü|İsmet]] geldi. Çiftçi olalım diyor. Tek bile kalsam uğraşacağım dedim. ''(29 Kasım 1918)''
 
* [[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemâl Paşa]], Harbiye Nezâreti’ne geçmek sûretiyle teşekkül edecek kabinede iş göreceğine kâni... Husûsî yâver-i pâdişahi... Her cuma selâmlığında temasta (...) İsmet, askerlikten çıkalım, köylü olalım diyor. Ben, mesele silâhla hâllolacak. Tek bile kalsam yılmayacağım. Anadolu’da bir millî hükûmet kurmalı... Şarka gidersem bunu yaparım. ''(1 Ocak 1919)''
* İkna her şeyin başıdır.
 
* İkna her şeyin başıdır.
 
* Kanunlar dışında hiçbir icraata taraftar değilim. Özellikle şu sıralarda. Bunun için güvenilir arkadaşlardan kurulu bir heyet göndeririz. Yolsuzluk varsa inceler, bulur. Halkın sükûnetini bozmak isteyenler hakkında da gerek görülürse kanunî takibat yapılır. ''(27 Ekim 1922)''
 
* Kemâlist tâbirinin devâmının sakatlığını [[Fevzi Çakmak|Fevzi Paşa]]’nın yanında [[Mustafa Kemal Atatürk|Kemâl Paşa]]’ya bir daha söyledim.
 
* [[Mustafa Kemal Atatürk|Paşam]], pekala siz de biliyorsunuz ki bütün gençliğini müstedibler ve diktatörlerle mücadele ederek geçirmiş insanlardanım. Bir milleti ancak [[demokrasi]] esasları mutlu yaşatır, birlik ve kuvvet yaşatır. ''(19 Mart 1924)''
 
* Yirminci asırda zan ve vehimle millet idare edilemez.
 
* Hâkimiyet-i Milliye’de [[Falih Rıfkı Atay|Fâlih Rıfkı]], nâmussuzca yine fırkaya taarruzla (...) Nâmussuz herif, Kürt meselesinden, fırka teşekkülünden aylarca evvel hükûmet haberdar iken, isyan mıntıkasındaki vâlilere bile haber vermediği sâbit iken, bunu nasıl hâlâ fırkaya atfediyorsun? (...) Suikastin fırkaya karşı olduğu anlaşılıyor. ''(20 Haziran 1926)'' <ref name="günlük">Musa Kâzım Karabekir, ''Günlükler 1906-1948'', Kasım 2009, Yapı Kredi Yayınları.</ref>
 
* Yanlış [[bilgi]] felaket kaynağıdır vatandaş. Her işin evvela hakikatını ara ve öğren, sonra münakaşasını istediğin gibi yap.
 
* Muhaliflerden Ali Şükrü Ankara’ya makine getirmiş... Tan gazetesini çıkaracakmış... [[Mustafa Kemal Atatürk|Gâzi]] yanımda Cevat Abbas’a dedi: Muhalifler matbaa yapıyor da, siz hâlâ uyuyorsunuz. Yakmalı, yıkmalı... Dedim: Paşam, bu tarzda mukâbele doğru mudur? ''(14 Ocak 1923)''
 
* Bolşeviklik fikrinde olanları ikaz ettim. (Bolşeviklik fikrinin tekrar alevlenerek Amasya içtimasında dahi münakaşa ve kabul edildiğini fakat ikazımla tekrar milli hükümet esasına rücu edildiği görülecektir.) <ref>İstiklâl Harbimizin Esasları 1933 s.54</ref>
 
* Ben, daha mütarekenin başlangıcında millî istiklâlimizin ancak millî bir kuvvetle kurtarabileceğini, bunun da Erzurum'da yapılacak millî bir teşekkülle mümkün olabileceğini, birçok zatlara ve bu meyanda Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine de Şişli'deki evinde bizzat söylemiş ve kendilerini Şark'a davet etmiştim.
:''(Anadolu'ya geçme düşüncesinin nasıl oluştuğu hakkında.)''
 
* İngilizlerin mandasını kabul. Bunu kabul eden Hürriyet ve İtilâf erkânı İngilizler işlerine daha elverişli buldular ve bu kombinezonu yaptırmadılar. Mustafa Kemal Anadolu'ya çıkarılıncaya kadar Harbiye Nazırlığında ısrar etti.
 
* Kumandamda bulunan zabıtan ve efradın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komutanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari getirdim. Hepimiz emrinizdeyiz.
:''(Mustafa Kemal Paşa tutuklanmayı beklerken Karabekir'in odaya girerek ona söyledikleri.)''
 
* İstanbul'dan, her ne şekilde olursa olsun bir Cumhuriyet kurma fikriyle gelen Mustafa Kemal Paşa, Raw-linson'un da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilâfetin ayrılması ve Cumhuriyet'in kabulü teklifini) samimi bulmuş olacak ki, 19 Kanunusani 1336 - (19 Ocak 1920) İstanbul'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne dayanan Mebusan Meclisi'nin açılmasına ve meşruti bir hükümetin faaliyete geçmesine ve 28 Kanunusani'de Mebusan Meclisi'nin (Misak-ı Milliye beyannamesini) kabul ve ilân ettiğine 9 Kanunusani'de kendi imzasıyle neşr ettiği askerî plandaki sarahate rağmen Bolşeviklerin Kafkasya'ya gelmekte oldukları haberi gelince bana 6 Şubat'ta Kafkasya hareketini teklif etti. Bu hal, İstanbul'daki Meşrutiyet hükümetimize karşı fiilî bir isyanla Heyet-i Temsiliye'nin Mustafa Kemal Paşa'nın diktatörlüğünde bir Cumhuriyet şekline dönüşmesi demekti. Hem de Bolşeviklerle birleşme felâketine doğru!
 
* Aramızda büyük görüş farkı vardı. O itilâf devletlerinin büyük kuvvetleri karşısında millî kuvvetlerimize karşı duramayacağımızdan, bir dış siyasete dayanarak kendi diktatörlüğü altında kuracağı bir Cumhuriyet'le uyuşmak cihetine gidiyordu. Herhangi bir inkılâbın millî ve askerî birliğimizi sarsarak mukavemet kudretimizi mahvedeceğini, büyük kuvvetlerin gelmesi ihtimali çok zayıf olduğunu, mütareke mucibince diye silâhlarımızı ve teşkilâtımızı azaltma gayreti gösterdiğini ve esasen anavatan müdafaası için büyük kuvvetler gelse dahi İkmal-i namus mecburiyetinde olduğumuzu ve milletin de bu azimli kararı kabul edeceğini daha İstanbul'dayken kendisine söylemiştim.
:''(Mustafa Kemal Paşa ile ilgili olan görüş ayrılıkları hakkında)''
 
* Mustafa Kemal Paşa'nın askerî mukavemetten vazgeçtiği manzarasını gösteren Başkomutanlığı almayarak TBMM Reisliğine geçmesi ve vakitsiz yanı en zayıf vaziyetimizde ve itilâf propagandalarına ve bundan haber alan pâdişâh hükümetinin fetvaları, emirleri, teşvikleriyle Anadolu birbirine girdi. Eğer kalpleri milletimizin hürriyet ve istiklâl aşkıyla çırpınan arkadaşlarımızın feragati ve kazanmış oldukları millî itimat ve candan sevgi ve saygı kudreti olmasaydı, Mustafa Kemal Paşa'nın attığı vakitsiz adım Sivas'a kadar yayılan isyanları Şark'a kadar yayacak ve önüne geçilmez darbeleri altında her şey daha başlangıçta yok olacaktı. Garp'taki isyanların önüne durulmaz hal aldığı ve kendilerine yardım için Şark'ın tahliyesi kararına gidilmesi üzerine 16 Mayıs 1921'de bildirdiğim 11 maddelik teklifimin 4. maddesinde apaçık şöyle dedim: Dinî ve manevî Anadolu'nun ayranını kabartmamak lâzımdır.
 
* İstanbul'da ortaya çıkan ve Sarıkamış'taki Varlık gazetesinde tenkide uğrayan Kemalist tabirinin ecnebi gazetelerde de gittikçe yayıldığı hakkında mütalâamı şöylece söyledim: Daima iftihar edeceğimiz Türk milliyetçiliği ve Türk demokratlığı, millî birliğimizi ve millî kuvvetimizi perçinleyen, bir düze de artıran amilleridir. Bu güzel vasıflarımız, Türk varlığını ve Türk kudretini müterakki cihana (ilerleyen dünyaya) en doğru ve en kolay anlatılabilir. Kaynağı bilinmeyen Kemalist tabiri etrafında toplanmış bir azlık ifade ediyor. Halbuki, bütün millet etrafımızdadır. Bunun için dar çerçeveli bir tabire iltifat buyurmayın.
:''(Kemalist kelimesine niçin karşı çıktığı hakkında)''
 
* Görüyorum ki, başkumandanlık uhdenizde bulunduğu halde siyasî bir fırka kurmakla meşgul olmanız aksi tesirler yapıyor. Bunun memleket dışındaki akislerinin daha fena olacağını tahmin ederim. Bunun için sulhun akdine kadar bu gibi hareketle meşgul olmaktan sarf-ı nazar buyursanız. Bunu Ankara'da fırkayı tesis kararınızı matbuaya aksetmeden önce de rica etmiştim.
 
* Ne kötü tesadüftür ki, bugün Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey'in ortadan kaybolması ve bunun da Mustafa Kemal Paşa'nın muhafız taburu komutanı Topal Osman Ağa'nın bir cinayeti olarak ortaya yayılması, Ankara havasında bir samimiyetsizlik ve itimatsızlık uyandırmaya sebep oldu. Yeni intihaba karar verildiği bir günde, Ankara'da matbaa açmış ve gündelik bir siyasî gazete çıkarmaya başlamış bulunan bir muhalif mebusun ortadan yok edilmesi çirkin olduğu kadar tehlikeli bir işti. Bunu muhalif mebuslar, doğrudan doğruya Gazi'den biliyorlar ve tevkif müzekkeresi çıkarmaya kadar da ileri gidiyorlardı.
 
* Diğer taraftan da Ankara'da yeni bir hava esmeye başladı: İslâmlık terakkiye mani imiş! Halk Fırkası lâ dini (dinsellik dışı) ve lâ ahlâki (ahlâksallık dışı) olmalı imiş. Macarlar ve Bulgarlar gibi ufak milletler bizim gibi Almanya tarafında bulunarak mağlûp oldukları halde istiklâllerini muhafaza ediyorlarmış. Medeniyete girmişlermiş. Türkiye İslâm kaldıkça Avrupa ve İngiltere müstemlekelerinin çoğunun halkı İslâm olduğundan bize düşman kalacakmış. Sulh yapmayacaklarmış.
 
* Münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa o da din değiştirme gayretidir. Bence İslâm kalırsak mahvolmayız. Bilâkis yaşarız, hem de yakın tarihlerdeki misalleri gibi itibar görerek yaşarız. Fakat din değiştirme oyunu ile birliğimizi ve selabatimizi kırarak bizi mahvedebilirler.
 
* Önce Türklerin İslâm dinini kabul etmeleri sayesindedir ki, Bizans İmparatorluğu'nu ortadan kaldırdılar ve bize bugünkü hâkim vaziyeti verdiklerini, aksi halde Bizans medeniyeti ve dini içinde Kayseri Rumları halinde kalacağımızı, anlattım. Sonra da: Bu bayağı fikri şiddetle reddederim. Geri kalmaklığımıza amil olan şey bir değildir. Fütuhattık, temsil kudretini göstermemek. Avrupa'nın ilim ve fen cephesiyle temassızlık... gibi mühim sebeplerdir. Aynı yanlışlıkları yapan Hristiyan devletlerinin de yıkılıp gittiğini bilmez değilsiniz. Bu zelzelenin haklı sebeplerini araştırmayıp onu gülünç bir sebebe bağlamak kadar bu (İslâmlık terakkiye manidir.) fikrini garip buluyorum. Bu bayağı ve tehlikeli fikrin aramızda da ilmî münakaşaya tahammül edemeyecek kadar taraftar bulmasından da çok müteessir oldum. Fakat ben de iddia ediyorum ki. Türk milleti ne dinsiz olur, ne Hıristiyan olur. Hakikat budur. Bir milletin asırlardan beri en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğinize inanışınız objektif bir görüş değil; hülyanızdır. Böyle bir harekete cüret memleketimizde kanlı bir istibdatla başlar ve İstiklâl Harbi'nin samimi birliğini de birbirine katar. Nerede ve nasıl karar kılınacağını da kestiremezsek bile millî bir dram olacağından şüphe etmeliyiz.
 
* Paşam, maddî cephemiz zaten zayıftır. Güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek dayanabileceğimiz nemiz kalır? Bizi, silâh kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız görüyorum ki, artık fikir kuvvetiyle mahvedeceklerdir. Siz millete karşı bizi bu hale getiren gailenin istibdat olduğunu, zaferden sonra millet tamamiyle iradesine sahip olarak yürüyeceğini, millet kürsüsünden dahi defalarca haykırdınız. Millet Meclisi'ni tekbirler ve selâlar arasında açtınız. İslâmlığın en büyük din olduğunu hutbelerle de ilân ettiniz. Şimdi ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız?
 
* Ben, millî istiklâlimiz gibi millî hürriyetimizi de en mukaddes bir gaye tanırım. Bunun için medenî hedeflerimizde sürat fakat içtimaî gayelerimizde tekâmül taraftarıyım. Hiçbir sebep ve bahane ile halkı tazyike ve idareyi istibdada çevirmeye taraftar değilim. Ne Fethi Bey ve arkadaşlarının ne de hilâfet ve saltanatın herhangi bir tarzda yeniden bir elde toplanmasına taraftar olanların fikrinde değilim. Benimle aynı düşüncede olan ve yüksek ihtisası olan ve benimle aynı hız ve aynı intizamla çalışmak kudretinde olan arkadaşlardan yeni bir kabine yaparım. Esaslı, bir program da tertip ettikten sonra el ve fikir birliği ile samimi çalışırız. Ancak bu şartlar altında Teşkilât-ı Esasiye ile kayıtlı olan vazifemi ifa edebileceğimi ümit ederim.
 
 
* Ufak bir tereddütü olanlar, Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinin bir buçuk yıldır Doğu'nun durumu hakkında her gün vermiş oldukları raporların tümünü okuduktan sonra bir karara varmaları ve ondan sonra konuşmaları gerekir. O zaman bu görüşü ileri süren kimse, bu güçteki bir kimse hakkındaki, Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinin kıymetlerini takdirde ne dereceye kadar hata etmiş olduklarım anlayacaklardır.
 
* Mustafa Suphi'yi Doğu'da Hüseyin Avni Bey'den önce ortaya çıkartan Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bu adamın memlekete girmesinin sakıncalı olduğunu takdir eden Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bunun memleket dışına, sınır dışına çıkarılması gerekeceğini bilen de Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bunun planını yapan da Kâzım Karabekir Paşa'dır; yoksa Erzurum valiliğiniz değildir. Biz değiliz efendiler. Akıllıca yaptığı planla, herkesten önce gerekenleri harekete geçiren Kâzım Karabekir Paşa'dır: Bilmem, Bolşeviklere eğilimliymiş, Mustafa Suphi'nin bilmem nesiymiş. Herkesten önce güçlü önlemler alan Kâzım Karabekir Paşa'dır.
:''(Kâzım Karabekir Paşa'nın Mustafa Suphi olayında oynadığı rolü de açıklarken.)''
1.042

değişiklik