"II. Abdülhamid" sayfasının sürümleri arasındaki fark

düzenleme özeti yok
|ölüm_yeri=İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
}}
'''II. Abdülhamid''' (Osmanlı Türkçesi: عبد الحميد ثانی ''`Abdü’l-Hamīd-i sânî''- d. 21 Eylül  1842 – ö. 10 Şubat 1918), Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. padişahı ve 113. İslam halifesidir.
 
==Sözleri==
*Ben Bizans İmparatoru Konstantin'den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine ([[V. Mehmet Reşat]]) bağlılığımı arz ediniz. İstanbul'dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını atalarımızın şerefi adına istirham ederim!
*: ''(Çanakkale Savaşı sırasında her ihtimale karşı saltanatı Eskişehir'e taşımaya hazırlanan ve Abdülhamit'i İstanbul'da bırakmayıp yanında götürmek isteyen Sultan V. Mehmet Reşat'a, Başmabeyinci Tevfik Paşa aracılığıyla gönderdiği cevap.)''<ref>Turgut Özakman, Diriliş-Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2007, s. 126</ref>
*Benim prensibim budur. Ben terakki taraftarıyım. Avrupa'da ne icat olunursa memleketimizde yapılmalıdır.<ref>Vahdettin Engin, Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid, Yeditepe Yayınevi, s.108</ref>
 
=== Milletler hakkındaki görüşleri ===
 
== Hakkında söylenenler ==
* Bir padişah ki budalaca kuruntu yüzünden, yirminci yüzyılda, İstanbul'a elektrik sokmaz. Telefon getirtmez. Askere manevra fişeği ile de ateş talimi yaptırmaz. Donanmayı, eğer denize açılırsa toplarını Yıldız'a çevirip vurabilir diye, ön köprü ile bağlı Haliç'te çürütür. Bir padişah ki okullarda edebiyat dersi okutmaz. Kuru övme dışında tarih dersi verdirmez. Aşk şiirini, romanını bile yasak eder. Kendi adıdır diye bir sabah uyanıp bütün kısa "a"lı Hamidleri uzun "a"lı Hâmid'e ve veliahtının adıdır diye bütün Reşad adlarını Neşet'e değiştirtir. Otuz üç yıl böyle bir padişahın hükmü altında çöküp giden bu memlekette 1965'te onu "Ulu Hakan" diye ananları deneme tavşanı gibi kullanılmak üzere akıl hastanesine yollamaz da ne yaparsınız?<ref>Falih Rıfkı Atay, Ulu, 1965</ref> - [[Falih Rıfkı Atay]]
* Elektrikten korkan, telefondan ürken, denizaltıyı vehimden karada çürüten Abdülhamid.<ref>Falih Rıfkı Atay, Atatürk Ne İdi?, 1968</ref> - [[Falih Rıfkı Atay]]
* Afrika'daki Libya ve Mısır ve Adriyatik’tenAdriyatik'ten Fars Körfezi'ne kadar bütün topraklarımız, Mezopotamya, Suriye, Filistin, Irak ve Adalar, o koskoca imparatorluk tam otuz üç yıl bu cahil divanenin elinde idi.<ref>Falih Rıfkı Atay, Atatürk Ne İdi?, 1968</ref> - [[Falih Rıfkı Atay]]
*Bu hain herif (II. Abdülhamid), istese, bir anda her şeyi yapar; memleketi bahtiyar eder; etrafındaki alçakları dağıtır; hem memleket, millet bahtiyar olur, hem kendisi diyordum. Fakat bu adamın senelerden beri kan içmeye alışmış olduğunu ve insanın itiyadından vazgeçemeyeceğini düşündükçe, şahsına karşı fevkalade bir adavet (hissediyor) ve herhalde bunun vücudunun ortadan kalkmasının en selim bir çare olacağını düşünüyordum.<ref>[http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/762269-ataturk-ve-abdulhamid haberturk.com]</ref> - [[Enver Paşa]]
 
*Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.<ref>[http://www.nihal-atsiz.com/page/327 Abdülhamid Han (Göksultan)]</ref> - [[Nihal Atsız]]
 
*Bu dünyada herkes birçok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille ispat etmiş bulunan Sultan Abdülhamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul ve hatta lise diploması yoktu. Fakat hususi öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti.<ref>Ocak Dergisi, 11. Sayı, 11 Mayıs 1956</ref> - [[Nihal Atsız]]
 
*Babam içki içmez, içenleri hoş görmezdi. Saraya sokulmasını da yasak etmişti. Sigara ve kahveyi severdi, hatta, sigarayı çok içerdi diyebilirim. (...) Babam, günün çalışma saatleri bittiği vakit, hareme gelirdi. Müzik dinlemek, Saray tiyatrosunda sahne oyunlarını seyretmek en ziyade sevdiği eğlenceleriydi. (...) Haremdeki kızlar tarafından icra edilen, piyano, keman ve sazlardan mürekkep küçük bir orkestrayı, babam sık sık dinlerdi, yine onlar tarafından yapılan İspanyol bale ve danslarını da alaka ile takip ederdi.<ref>Şadiye Osmanoğlu, Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri, İstanbul 1966, s. 22-23</ref> - Şadiye Osmanoğlu
6.920

düzenleme