"Jean Baudrillard" sayfasının sürümleri arasındaki fark

değişiklik özeti yok
* Tanrı var ama ben inanmıyorum ya da Tanrı yok ama ben inanıyorum önermeleri paradoksal bir şekilde eğer Tanrı varsa inanmak anlamsızdır, eğer Tanrı yoksa inanma bir zorunluluğa dönüşmektedir anlamına gelirler. Eğer birşey yoksa ona inanmak lazımdır. Öyleyse Tanrı'ya inanmak o'nun varlığından, belirginliğinden ve şu anda buradalığından kuşkulanmak demektir.
 
* Aşağıdaki taslak-yazı Jeanjean BAUDRILLARDbaudrıllard'a tarafımdan 28 Mayısmayıs 2006 tarihinde gönderilmiş ve vefatına kadar yazışmalarımız sürmüştür. Ali Barış KAPLAN (alibariskaplan@mynet.com) İ.Ü. RADYO-TELEVİZYON SİNEMA doktora öğrencisi.
Jean baudrıllard'a göre; “aynı arzu ancak kendine benzer bir ötekinde kendisini yansıtabilir.” O halde evren bize benzer olmasaydı, kendimizi ona nasıl yansıtabilir. Ve kendimizi yine ondan nasıl okurduk? ( determinasyonumuz böylesi nasıl olurdu?)
O halde hepimiz aynıyız. Hepimiz evreniz, ensest minyatür evrenler. Evrenin organları.....
Ali Barış KAPLAN (alibariskaplan@mynet.com) İ.Ü. RTS Doktora Öğrencisi.
Tarih aynı yemeği bir daha yedirmeyebilir. Ama aynı yemeğin hayaletini türevsel formalarda defalarca yedirmekten de vazgeçmez. Bunlar da (defalarca yedirilecek olan türev öğünler) hormanlu olabilir ya da olmayabilir, mineralce zengin olabilir ya da fakirdir ve bu da sonuçta süreçler içerisinde insan formunun çeşitli biçimlerde varoluşunun ve belki de yok oluşun başlangıcını süreğen kılar. Yokoluşun başlangıcı olacak öğün de; hormanlıu, yapay ve mineralli, mutasyonal-mutant olanı olsa gerek...
Ego ülküleri, kolektif tüm üst uzlaşımsal ya da düşsel dilekler; eskilerde kendini symposiumlarda, agoralarda, tiyatrolarda, apollon ve sair tapınaklarda, dua-adak-şükür-yakarış-inisiasyon-katarsis mahallerinde, uzaklarda referans sisteminin dışlarında inziva oasislerinde hira'da, tur'da ve sair pek de tekin olmayan arkaik iletişim arkları ve erektil transmisyon mecraları olan doğal-höyüklerde-yükseltilerde; insansal-oyun ve avuntunun bu nesnel düzlemlerinde, ve insan formunun cosmos karşısında doğa içerisinde yine onun varoluş biçimlerinden modellenerek ve öykünerek nedensellendirilmiş bambaşka bir oluş olarak kendine özgü determinasyonlarında ereklenerek bir erk olarak kültürünün maddi yordamlarında belirmesiyle bunların türevsel iz düşümlerinin manevi kültürel öğeler üzerinde ambivalent ve aktarımsal karakterde yineleme-zorlanımı ve tekerrüre dayalı bir şekilde yankılanmasıyla transkuantal araç=simge(imge) ve dolayısıyla dil(kurt deliği) üzerinden destansı anlatılar, masallar, mitoslar, gelenek-görenek üzerinden tehir etme karmaşası üzerine öbeklenen bir insan formu ve uygarlık gelişmiştir. Oluşumuz, tehir(feragat: süperego ve kolektif tin aktarımı)-transformasyon+tekerrür ve dolayısyla farklı bir zamansal ve etkileşimsel sıralama bağıntısı -ya da en iyisi fonksiyonu diyelim- ile cosmotik süreçlerden ayrıksı olarak doğanın adeta aforoz edilmiş evlatları olarak doğadan bağımsız ancak kendi normlarına bağımlı ve bundan ötürüdür ki doğadan azad edilmiş bir şekilde özgür ancak kendi faraziyeleri, yormaları, kuralları, kaideleri ve toplum-uygarlık yasalarına zorunlu olarak uyumlu, bağımlı ve işte bu nedenledir ki (toplumsal ve) kendi kendinin kölesi olarak çok katmanlı yapay bir uzay-örüntüsü olarak belirmekte ve arketipolojik zorunluluksal varoluşsal formülasyonlardan-şema ve imgelerden asla sıyrılamayarak cosmosun, kendisinin ve eskilerin hayaletleri, gölgeleri ve bunların yeniden üretilmiş hortlamaları üzerinden katma-değerli bu nedenle de sembolik olan çok yörüngeli-boyutlu yapay bir uzay kurmakta ve bu boyutlar kıvrılarak kendi üzerine çökmektedir(tekerrür). İnsanın ve uygarlığının,insan ne yaparsa yapsın, en uzak analojiler bile kosmotik aklın yinelemelerini ve varoluşsal formlarını gösterimleyeceğini anıştırmaktadır. Atom ve yörüngelerine-orbitallerine, çekirdeğe, iyonlaşma enerjisine, yıldız oluşumlarına, nötrinolara, beyaz cücelere, kara deliklere, atarcalara baktığımızda gerek mikro kosmosda ve gerekse makro kozmosda olanların ve temel devinimsel şemaların insansal düzlemde yakın ya da uzak yansıları ve yankılarını hayranlıkla hep beraber müşahade etmekteyiz. Varoluşumuzun sonuçlarının düşünceleri(ideleri-gölgeleri-imajinasyonları yani sembolleri-katma değerleri ve dolayısıyla soyutlamaları) deneyimleniyor. Yeniden bir metazfik bir algının eşiğine getirdi, bizi yine tüm edimlerimizle faraziyelerimiz.
Doğanın bir parçası ve vekili olan bizler en azından onun (doğanın) maddesel niteliklerinin türevlenimini bedenlerimizde taşıdığımızdan mental ve piskolojik dünyamız da bu nesnel yapımız ve kollektif tin üzerinden kurulduğundan ötürü; bu durum bizi bunun hakikat olduğu sonucuna götürüyor.
gerçeklik ve nesnel varoluş aslında olduğu gibi yerinde duruyor... Ah şu anlam yüklemelerimiz katma-değer yaratımımız ve tehirsel varoluş, aktarımlarımız ve kabullere, faraziyelere, yanlış inanlara dayalı anlayışlarımız ve yanılsamalarımız olmasa... Ama o zaman da bir başka yaratıktan söz etmemiz gerekirdi, insanın insansal yanları kendini ötekilerden ayıran ve ıraksatan bir baş belası olmak yanında aynı zamanda horoik bir trajedi içinde kendi kendisinin ütopik ve jeneratif kurtarıcısı olma kodonları-kodları-ülkü ve ütopyalarını da ambivalent ve düal bir kuruluşta içinde-içselliğinde-inner cosmosunda taşımaktadır -barışsever-birleştirici ereksellikler barındıran bir kolektif tin katmanı ve insan formunun ulaşmayı ahirete bıraktığı bir en üst yörünge yaşamı ve iyiler dünyası olarak- denilebilir, her ne kadar bu kodonun sorunsuz işletilmesi olanaksız imiş gibi görünse de...
 
İşte ekran-total budur. Tehir ve çarpıtmaların yinelemeleri üzerine kurulu atrofik ve mutant arketiplerin yeniden hortlayarak zuhretmiş kokuşmuş mezarlığında devinimleri ve debelenmelerinin başdöndürücü hızlarda sahnelendiği ve kendi etini yediği bir smülasyon, contemporary(modern) çağın rem-düşleri hızındaki muazzam imgesel değiş-tokoş ve dönüşüm tempolarında insanın insansal yanlarının temporary(geçici) bir şekilde askıya alındığı, alı konulduğu ve belkide kronikleşerek geri dönüşsüz onulmaz yaralar ve hasarlar aldığı çok-kültürlü transparan(?!) Bir çağ, bir terminal-kader anı-tarihin sonu, bir termınatıon!... Zavallı bir elımınatıon-selectıon-eletıon ve serperatıon. Bir taraftan sınıfsal/oluşsal/düşsel ve istemsel ayrıksılıkları birbirine yakınsatan, yanaştıran yanaşma-ırgat değerler-değerlemeler, ımıtatıon-yapay ortak ikonlar ve bir taraftan da bireyi kendi kalbinin yalnızlığına sado-mazohistik duygulanımlar ve fetişistik semtomlarla bireyin eksik yanlarının bir diyeti ve arınması olarak transseksüel geçişimlerle hapseden bir bireyleşme. Aynılarşmalar-birleşmeler, farklılaşmalar ve ayrıksılaşmalar yabanileşmeler ehlileşmeler içiçe geçmiş pis kokular salımlayan kesif ve kaotik bir foseptik çukuru yaratıyor modern habitat-ekoniş ve söylemlerin dümen suyunda. Bu suyun pek de kanasıya içilesi bir yönü olmasa gerek. Antik yunan ve arkaik insan soyununun araya durduğu ve yaratmaya çalıştığı ab'ı hayat yaşam suyu ve hayat iksiri temin eden su; bu smulatif oluşların gerçekleştiği kullanılmış-pasif ve edilgen yanmış ekzoz ürünlerinin, nesnelerin, metaların ve simgelerin, ikonların içinde tepine durduğu ve kapitalistik hegemonyanın türettiği değerler ve normlar olan tepkime-etkileşme reaksiyonlarının gerçekleştiği sanal çöp konteynırının dibine sızan zehir-zemberek irinli su-ucubesi olmasa gerektir. Bir tarafta; masal-mitos ve anlatılarda insanın ütopik iyiler ve yarı-tanrısal yaşam formuna geçmeyi düşlediği ve dolayısıyla onu deneyimleyen ve içe alan birey-toplum ve uygarlığa onurlu-barışsever ve tanrısal bir ayağa kalma ve evren içerisinde şairane bir ereksiyon kalkış can-hayat ve enerji veren yaşam iksiri su... Diğer tarafta da bu suyun cadı kazanına girmiş hilkati gerisin geriye çevrilmiş yozlaşmış ve dejenere türevsel formasyonu ve onu yaratan formülasyonu veren kapitalist hegemonya ve smülatif yaşamsallıklar... Bu; postmodern çağın türettiği kaotik devingenliklerin zincirleme ve kontrol edilemez tepkimelerinden dışkılama-ekzoz yoluyla insanın temel değerlerinin kültür-uygarlık ve insan formunun çekirdeğinin gah fisyona(parçalanma-ayrıksılıklar) ve gah da füzyona (birleşme-aynılaşma-erime) uğrayarak bir atom bombası gibi patlatıldığı tabloyu ve bu smülatif dünyanın, kapitalist ideanın kurguladığı bu kokuşmuş laboratuarı ve kokuşmuş petri kabındaki dünyadaki radyasyona uğrayarak kirletilen mutantlara ucubelere ölgünleştirip yılgınlaştırılarak çevrilen havanın dağların ormanların toprağın su kaynaklarının kültürel manevi kaynakların çekirdeklerinin parçalandığı tahrip ve tahrif edildiği içiçe geçtiği ve birbiri içinde kaotik bir şekilde eridiği ara felaket tablolarını öne sürmektedir. Ratıng patlamaları ve değerlerin tüketimsel mecralarda üretim-tüketim bandları ve mecralarında konsonmasyona çıkarıldığı bu çağda cosmosun ucube bir takliti olarak sahnelenen homo-cosmoıc bıg-bang'de patlama neticesi açığa çıkan kaotik yoğunluk çeşitlilik ve devingenlikte belirlenimsiz etkileşmelerle ortaya çıkan teknoloji-değer ve iletişim elementleri tepkimelerinin pasif ürünleri olarak açığa çıkan su(su: burada su metaforu kapitalistik hegemonyanın dümen suyunu anıştırmaktadır. Öyle ki dümen suyu sistemin normları-düşleri-ülküleri-kuralları ve normlarını temsil etmektedir. Yaşamın üzerine kurulacağı yeni kurallar ve normlar digesinin oluşturduğu yeni kodon-dna'lar, kaideler); insan formunun onursal bir erektilliği ve doğanın öz çocuğu olarak gezegen üzerinde barışsever bir ayağa kalması -erkinliği- değil tam tersi tepe taklak devrilerek yerle bir olması ve dolayısıyla non-erektil bir duruma gelmesi ve ölümdür. Fırtına öncesi ya da sonrası sütliman olmuşluk yani kaotik devinimler, patlamalar sonucu kemale ererek değil bozunup dejenere olarak yok oluşun simgelendiği bir felaket ve ölümle gelen tabu la rassa alan...sütliman olmuşluk...
JEAN BAUDRILLARD'a göre; aynı arzu ancak kendine benzer bir ötekinde kendisini yansıtabilir. O halde evren bize benzer olmasaydı, kendimizi ona nasıl yansıtabilir. Ve kendimizi yine ondan nasıl okurduk? ( Determinasyonumuz böylesi nasıl olurdu?)
 
1. Henüz labaratuvar olan doğada ve yine onun izlerini taşıyan ancak evrenin rutin yapısında biricik annomali ve sapkın nitelikler gösteren edimlerimizle doğa için onun kurguladığı random gibi görünen kontrollü bir devinim parçasıyız.
Bu deneyde kontrol unsurları tabiat ve isan dışından varolan tüm evrensel öğeler iken kontrolsüz (kontrol unsuru/ faktörü olmayan) diğer öğeeler ise bizleriz.
Acaba özgürlük hangi öğe için tanımlanabiir bir varlık ya da hiçliktir.hiçlik ise mesele yok. Tüm unsurlar paraxsileri ile var. Biz de bu özvaraoluşun kontrolsüz faktörleri olarak özümüzü kontrolsüz olan yapısı ağırlıklı ve yoğunluklu olarak kontrollü öğeler olan doğa öğeleri içerisinde bir başka evren, indsan yapısı bir dünya, - yapay- doğa ve simülasyon, olarak büyük bir oyun biçiminde ( içizimizde ve dışımızda) yeniden kuruguluyoruz, üretiyoruz.bu tarihsel süreçiçerisinde, farklı biçimlerde ama ama aynı zöde olageldi.
Toıtem zamanlardan putperest zamanlara onndan ( semavi) dine sanayi devermine ve son olarak da bilişim dünyası olan günümüze kadar versiyon simülasyaonlar haline geldi.
 
2. Determinasyonumuz, bütüncüllüğümüz, düşünüşümüz nedenleri bağlayıcılığımız hep bu yöndedir.
İnsanın varoluşunu olayların tekil fenomenlerin hep toplamdan etkilenmiş ve etkilemiş gibi düşünürüz. Rastlantısal tekil olayları evrenin tüm unsurlarına bağlama hastalığımız, hislerimiz halen sürüyor.acaba bu doğal yapımız mı, gerçek mi yoksa fareziyelerimiz mi?
Örneğin; kapalı sistemlerde benzesiyiği ile birleşme içiçe geçme, saflaşma, tekilleşme, benzeşme, transseksülleşme, eş uzlaşılar aynılığın ülküleri ...
Foasseptik çukurunda, bakteriler aynı kolonide ensest ilişki yaşarlar. Kaln üyeleri ile bunlar modifikasyona çok elverişlikleriyle modiler kimliğine hemen değiştiren inanalrı anımsatırlar.
Konjügasyon da vardır... Bu da ulus ve kültürlerin libidinal, eşitlikçi, refah dünya, demkrasi gibi söylemlerin de katıştırılıp dirençli ve güçlü ilişkilerin, toplumların global yek klanının yaratılması gibidir. Bir anlmad asanki dirençli, güçlü, homojen üst insanları yaratılıyor gibi. Nietche’nin ...
Bu fosseptik çukurunda kokuşma var... Belli limit popülasyon üreme bariyeri ve nüfusunda birbirini zehirleme ve yok etme de var. Bu da golabal simülakırların ensest ilişkilerinin bir tür diyetine ve günah çıkarımına benziyo: kokuşmışluk her yerde...
İçselliğimiz, kokuşmuş eğilimlerimizin doğasına taşıdığından ; dış dünyaya projeksiyonla kokuşmuş yeni bir dünya yaratıyor dışımızda. (globalizasyon ve kültür çeşitliliği çok dünyalar, ötekilerin dünyası, ayrışma ve birleşme)
Dışımız ve içimizde de ayrımlar kalkıyor. Fiziksel gerçekliğimiz ve iç dünyamız iç içew geçiyor, benzeşiyor, ensest ilişki yaş(an)ıyor. Bunun sonu da toplamda random, tahmin edilebilir/ edilemez, determine veya andetermine olayların çapraşık, ağsal, korelatif varoluşunu tetikliyor ve “biri” nin nedenini haklı olarak “tüm” ötekilere bağlıyoruz. (aynılaştırılmış ötekilerin var olduğu bir varoluşun yanılsaması olsa gerek bu durum.)
Küresel ısınma, borsalar, savaşlar, (demokrasi vaadeden!) Döviz politika, karbondioksit emisyonu, sera gazları, / etkisi, deprem, kasırga, tsunami, deli dana, ebola, sars vesair. Hep aynı eğilimlerin bağlantısal nedenleri ( ve sonuçları) gibi görünüyor.
Entropi; evrensel entropi ve bigbang gelecek sonunda bu transseksüel geçişimin göksel ve insansal düzeyde.
3
Doğa da insan ve insanın tüm sistemleri gibi sosyal maskeler takıyor, kendi kendine katersis ritüelleri-günah çıkarmalar- yas tutmalar gösterimliyor. Ve kendi gerçekliğini acıklı bir biçimde ayinselleştiriyor...yağmur yağıyor, deprem oluyor, buzul devri, volkanlar, fırtınalar...(bunlara isim verip, bir de kişiselleştiriyoruz; tommy’ler, johnny’ler, el nino’lar, katrina’lar...) Bitki örtüsü, ormanlar neyin nesi neyin maskeleri? Yoksa erektil göksel tanrı mısın?, libidinal duygularını kabartan; dişil üreme organının maskeleyici, baştan çıkarıcı ar örtüleri, kostümleri midir yeryüzündeki bitki örtüsü ve ormanlar. ( orman yangınları, çölleşme vesaire dünyamızı (iç ve dış) düpedüz soyuyoruz. Çırılçıplak bırakıyoruz. Dengeler bozuluyor, erektil göksel tanrımızın yer anamıza karşı kendini tutmayıp daha şiddetli ve derinden şehvetle kükrüyor. Aralarında cinselliğin ( iletişimin) ölçüleri ve dengelerini yeni demokrasimiz doğrultusunda bozuyoruz.
Okyanuslar da ; canlılığın ondan çıktığı plasenta ve plasenta sıvısı olamlı o halde. Volkanlar da-bildiğimiz üzere- organik bileşiklerin temellerini oluşturan gaz ve lav salımı ile ve bunların yağmurlarla suya düşmesiyle besleyici sperm sıvısı, meni gibi davranıyor. Lavlar da kızgınlık döneminde tabiat anamızın regl dönemini simgeliyor olmalı. Çünkü her yoğun volkanik faaliyetten sonra canlılık yeniden biçimleniyor ve yeni canlılar ortaya çıkıyor.
Günümüzde karbondiksit salımı ozan tabakasının delinmesi, sera gazları, nükleer faaliyetler, ve diğer tüm edimlerimizle ikincil ya da en.-incil , türevsel, korelatif bağlar ve nedenlenderimelerimizle deprem, fırtına, değişen mevsimler vesair ile tanrımızın cinsel üreme hayatına, cinselliğine müdahelede bulunmuş oluyoruz ve adeta doğa anayı tanrı yerine belki de bilinsizce suni dölleme yapmış oluyoruz. Mevsimlerin değişmesiyle de tabiatın doğal regl dönemini bozup onu huzursuz ediyor olabiliriz. ( yapay hormon veriyor olabiliriz)
Tüm bunların sonucunda mutant ya da prematüre (hormanlu) bir çouğun doğması ya da en kötüsü doğa anamızın kısırlaşıp menapoza girmesi ihtimali ile de karşı karşıyayız...
4
Entropi
Evrenin menepoza girmesi ya da andrapoza...
Doğayı menapoza sokuyoruz. Evrenimiz de ya menapoza ya da andropoza...
Umarım bunların neticesinde doğanın aforoz edilmiş evlatları olmayız. Evren ensest bir ilişkiye doğru yöneliyor. Evdropi var. Her şey radyoaktif anlamda d aolsa indirgeniyor, kararlılaşıyor, mikro anlamda homojenleşiyor. Mikro düzlemde enseste giderken; makro dünyada cinsel ayrımlarla başlayan evren makroların benzeşmesi ve mşikro düzeyde de benzeşmesiyle topyekük ensestte , homojeniteye gidiyor. Ama bu felaket değil ; big bange giden birr yokoluş/ yokolşuşta-hiçlikten çıkarak salınımız , (döngünün) bilmem kaçıncı evresi olduğundan, bir felaket ( final) değil nokta. Ancak bir salınım içerisinde mutlak yok oluş olmayan ara felaketler gibi de değil! İşte bu ; ütopik, zararsız bir aynılaşma, kutsal saf bir homojenleşme, enses bir ilişki yapmaya mecali kalmayacak bir yücelik, mutlak entropi (homojenite) ile gelen cinsel aktivitenin sonlanması (cinsel aktivite evrensel tüm aktlar. Cinsel ayrım-çiftleri, dualitesi-çeşitlilik, afrodizyaklar , haz ve şehvet hormanları üreten tüm yıldızlar ve galaksilerin söndüğü an.) Ve cinselliğin sıfırlanması-resetlenmesiyle gelen bir mukaddeslik ve tanrılık bir fenomen...hadım edilmiş aynıların olduğu hiçliğe geçişin son limit noktası, hepsinin bir, birisinin hepsi olduğu; o mutlak eşitlik, saflık, şeffaflık, güç, iktidar, özgürlük varoluş, insansal ve tanrısal dileğin gerçekleştiği (kemale erdiği) en üstün kader anı, ideal oluştu doruk nokta, sonun yüceliği, ölümün doğurganlığı ve sonunda her şey ve tüm kavramların iyi yanlarını yeniden türemesinin başlangıç nedeni zaten...kardeşlik, birlik, iyilik ve bazıları ile.
5
Aristo, anaksogaras, empedokles..hava, su, toprak, ateş dedi ve her şeyi bunkardan çıkardılar. Birlik-çokluk, doğal çiftlerin birliğive onlardan bütünü, bütünden birliğin ve birliğin (tekilliğin) iki karşıt çift ögesi.
Peygambler de aynı özdeşimi, genellemeyi, tüme varımı ve tümden gelimi kullandı. Nereden geliyor benzeşiklikler aramalarımız, paralel ögeler aramalarımız ve temel şablonların izlerini mikro dünyadan makro dünyaya tüm öğeler üzerinde bulmamız ya da onlara bu özelliği yüklememiz ( dikte etmemiz) kaydırmalarımız ve yansıtmalarımız?
Hangisi doğru olursa olsun, bu hep yapageldiğimiz şey. Freud da ilkel insanın dünyasını; çocuk gelişimi ve ilkel yerlilerin yapısını inceleyerek çıkarmaya çalıştı ve buna benzer binlercesi ( hep aynı alışık ve lojik dürtüler).
Paralellik, özdeşlik, benzerlik, ayrı-ayrık özellikler arayışlarımız. Olayların oluşlarını ve kökenlerini diğer tüm ögelerin oluşunun da nednei saymak ya da olan bir fenomenin oluşunun evrendeki tüm öğeleri nedeni-nedensiz, random veya değil, kesinlikle etkileyeceği sanrısı ve faraziyesi günümüzde de binlerce yıl öncesinde de bilinç altımızda var. Büyü-sihir, animalist, animist, totem inanış dönemlerinde de böyleydik. Göksel dinler ve peygamberlerin söylemlerinde ve kutsal kitaplarda da bu var: “yaptıklarımız-her aksiyomun soyut yönü-bize döner!” (soyut yön, faraziyelerdir)
Fizikte maddee-enerji korunumu; madde enerji korunumunda hiç yok olmayan şey , bir formdan diğer forma dönüşen şey bunun için her şeyi er geç etkiler.kütle çekim dalgaları sonsuza uzanıyor. Uzam ve zamanı büküyor. Böylece uzay ve zamanı var ediyor. Kütle çekim dalgaları anlık etki yapıyor, kesintisiz. Etkileri her şeyi sarıyor, zamanı bile ve onu yaratıyor.
Her şey; bir bütünün etkileşim halinde olan ve birisinin tüm ötekileri mutlak anlamda etkilediği bir düzenekmiş gibi görülmekte insanoğlu tarafından içsel olarak binlerce yıldır...
Acaba hakikaten öyle mi?
Doğrusu animist ve büyü dönemleri ve peygamberlerden günümüze pek bir şey değişmemiş gibi yine aynı yorumu yapıyoruz. Büyüsel dönemlerde tabiatı çok etkiliyorduk, daha doğrusu büyük bir yanılsama ile öyle olduğunu zannediyorduk. Bunun için bu düşünce o çağlar boyunca çok güçlüydü. Binlerce yıllık gelişim içinde bu düşünce zayıfladı. Ancak tabşata müdahelemiz ve onu apaçık şekillendiriyor ve etkiliyor olmamız yarattığımız her olay-etkinin, tüm diğer unsurları da etkilediği düşüncesine yeniden en az animist ve büyüsle dönemlerde olduğu kadar bağlanmamıza ve sarılmamıza yol açtı.
Yeniden bir metazfik bir algının eşiğine getirdi, bizi yine tüm edimlerimizle faraziyelerimiz.
Doğanın bir parçası ve vekili olan bizler en azından onun (doğanın) maddesel niteliklerinin türevlenimini bedenlerimizde taşıdığımızdan mental ve piskolojik dünyamızla bu nesnel yapımız üzerinden kurulduğundan ötürü; bu durum bizi bunun hakikat olduğu sonucuna götürüyor.
Çünkü oluşumuzun sonuçlarının düşünceleri deneyimleniyor.
Jean baudliard a göre; “aynı arzu ancak kendine benzer bir ötekinde kendisini yansıtabilir.” O halde evren bize benzer olmasaydı, kendimizi ona nasıl yansıtabilir. Ve kendimizi yine ondan nasıl okurduk? ( determinasyonumuz böylesi nasıl olurdu?)
O halde hepimiz aynıyız. Hepimiz evreniz, ensest minyatür evrenler. Evrenin organları.....
6
Tarih aynı yemeği bir daha yedirmeyebilir. Ama aynı yemeğin hayaletini türevsel formalarda defalarca yedirmekten de vazgeçmez. Bunlar da (defalarca yedirilecek olan türev öğünler) hormanlu olabilir ya da olmayabilir, mineralce zengin olabilir ya da fakirdir ve bu da sonuçta süreçler içerisinde insan formunun çeşitli biçimlerde varoluşunun ve belki de yok oluşun başlangıcını süreğen kılar. Yokoluşun başlangıcı olacak öğün de; hormanlıu, yapay ve mineralli, mutasyonal-mutant olanı olsa gerek...
 
7
Cinsel kimliğimizi ve cinselliğimizi, libidinal istencimizi eşyalarımıza ihale etmeye kaydırmaya, yansıtmaya başladık. Eşyalarımız daha dişil özellikler gösteriyor oldu. Onlara daha yumuşak davranıyoruz. Ancak işi bitince atıyoruz birer nevrozlu gibi davranıyoruz kendimize, topluma ve eşyalarımıza. Eşyalarımız mekanik dönemlerdeki mekanik eşyalar kadar kaba, yekpare, albenisiz, dayanıklı, dirençli ve uzun ömürlü değiller, zevk alınıp, haz giderildikten sonra atılan salt görsel, görüntüsel fahişeler gibidirler bu metalaşmış nesneler. Bunlar ergonomik, çabuk bozulan, versiyon tasarlanmış seri üretilmiş kompozit, modüler ikonalar, metalaşmış eşyalardırlar....
Yeni kibelemizin yani trendi, modaya uyarlanmış formasyonlarını algılıyoruz. Akıl hastanesine dönüşmüş her düzlemde adı modern olan dünyamızda ve küreselleşme sanrımızın çok kültürlü mozayiğinde....
Bunlarla etkileşimli, dokunmaktik, hassas ilişkiler kuruyoruz. Adeta cinsel olarak birleşme fantezilerimizi (fantazyalarımızı); birbirine benzer olan eşyaların ensest dünyasında onlara tecavüz ederek gerçekleştiriyoruz. Artık bilgisayrlarımız, cep telefonlarımız, arabalarımız, ev eşyalarımız, büro makinelerimiz vesair. Dokunmatik. Akıllı evler, akıllı kapılar. Nerede aymış kafalar...göstergeler dijital, arabalarımıza aşık oluyoruz. Bireyler artık bilgisayarları ile evlenmekte ve bu yasalarla onanarak meşru kılınmaktadır. (homoseksüel evlilikler türemeye ve meşrulaşmaya başladı) homojenleşen, transseksüellleşen, bilini körleştirilen modüler bireyleri sistem yumuşak, ergonomik, kompozit, dijital, dokunmatik ve interaktif bir direksiyonu dönderir gibi rahat bir şekilde döndürmekte, çekip çevirmekte ve yönlendirmektedir. Biz arabalrımızn dijital direksiyonlarını çevire dururken.
Eşyalarımızla dokunmatik, interkatif etkileşimli olan ilişkilerimiz ve “etkileşimin” toplusal yaşamımızda bir ideal moda bir söylem , ülkü yegane gaye/ amaç haline gelmesi ile ; nesne-dünyamız, bireyler ve sistem ile adeta çocuğun oyuncakları ile elleri ve ağızları ile kurdukları oto erotizme benzer olan oral bir cinsellik aşamasındayız ve çocuklaştırılmış halimizle.
Dış gerçekliğimizle orral seks yapmaktayız...
Cinsiyetlerin aynılaşması, kadının bir az erkek, erkeğin de kadın konumuna itilmesi be yeni eşitlikçi, liberal, özgür, demokratik, modern ve insan hakları olan veri simulatif durumun getirisi ile sonucudur.
Tabatın yerine aşkın bir adalet ikame etme dürtüdünün sonucu; bizi ensest eğilimlere itiyor.
Bu özlem yansımaları/yansıları olarak üstün bir ırkı insanlar cinsellikten sıyrılmış, arınmış türler olarak tasarladılar. En azından ufolarda et filminde olduğu gibi.
Sperm bankaları, suni döllenme ile üreme, mikro enjeksiyon, değişken statüler, kaypak söylemler, klonlama estetik cerrahi, antiaging, doğaya dönüş sanrısı bu süreci artıran ve derinleştiren hem sonuç hem de temel ve alt etmenler olarak karşımıza çıkar.
 
<nowiki>Aşağıdaki taslak-yazı jean baudrıllard'a tarafımdan 28 mayıs 2006 tarihinde gönderilmiş ve vefatına kadar yazışmalarımız sürmüştür. Ali Barış KAPLAN (alibariskaplan@mynet.com) İ.Ü. RADYO-TELEVİZYON SİNEMA doktora öğrencisi.
Jean baudrıllard'a göre; “aynı arzu ancak kendine benzer bir ötekinde kendisini yansıtabilir.” O halde evren bize benzer olmasaydı, kendimizi ona nasıl yansıtabilir. Ve kendimizi yine ondan nasıl okurduk? ( determinasyonumuz böylesi nasıl olurdu?)
O halde hepimiz aynıyız. Hepimiz evreniz, ensest minyatür evrenler. Evrenin organları.....
Tarih aynı yemeği bir daha yedirmeyebilir. Ama aynı yemeğin hayaletini türevsel formalarda defalarca yedirmekten de vazgeçmez. Bunlar da (defalarca yedirilecek olan türev öğünler) hormanlu olabilir ya da olmayabilir, mineralce zengin olabilir ya da fakirdir ve bu da sonuçta süreçler içerisinde insan formunun çeşitli biçimlerde varoluşunun ve belki de yok oluşun başlangıcını süreğen kılar. Yokoluşun başlangıcı olacak öğün de; hormanlıu, yapay ve mineralli, mutasyonal-mutant olanı olsa gerek...
Ego ülküleri, kolektif tüm üst uzlaşımsal ya da düşsel dilekler; eskilerde kendini symposiumlarda, agoralarda, tiyatrolarda, apollon ve sair tapınaklarda, dua-adak-şükür-yakarış-inisiasyon-katarsis mahallerinde, uzaklarda referans sisteminin dışlarında inziva oasislerinde hira'da, tur'da ve sair pek de tekin olmayan arkaik iletişim arkları ve erektil transmisyon mecraları olan doğal-höyüklerde-yükseltilerde; insansal-oyun ve avuntunun bu nesnel düzlemlerinde, ve insan formunun cosmos karşısında doğa içerisinde yine onun varoluş biçimlerinden modellenerek ve öykünerek nedensellendirilmiş bambaşka bir oluş olarak kendine özgü determinasyonlarında ereklenerek bir erk olarak kültürünün maddi yordamlarında belirmesiyle bunların türevsel iz düşümlerinin manevi kültürel öğeler üzerinde ambivalent ve aktarımsal karakterde yineleme-zorlanımı ve tekerrüre dayalı bir şekilde yankılanmasıyla transkuantal araç=simge(imge) ve dolayısıyla dil(kurt deliği) üzerinden destansı anlatılar, masallar, mitoslar, gelenek-görenek üzerinden tehir etme karmaşası üzerine öbeklenen bir insan formu ve uygarlık gelişmiştir. Oluşumuz, tehir(feragat: süperego ve kolektif tin aktarımı)-transformasyon+tekerrür ve dolayısyla farklı bir zamansal ve etkileşimsel sıralama bağıntısı -ya da en iyisi fonksiyonu diyelim- ile cosmotik süreçlerden ayrıksı olarak doğanın adeta aforoz edilmiş evlatları olarak doğadan bağımsız ancak kendi normlarına bağımlı ve bundan ötürüdür ki doğadan azad edilmiş bir şekilde özgür ancak kendi faraziyeleri, yormaları, kuralları, kaideleri ve toplum-uygarlık yasalarına zorunlu olarak uyumlu, bağımlı ve işte bu nedenledir ki (toplumsal ve) kendi kendinin kölesi olarak çok katmanlı yapay bir uzay-örüntüsü olarak belirmekte ve arketipolojik zorunluluksal varoluşsal formülasyonlardan-şema ve imgelerden asla sıyrılamayarak cosmosun, kendisinin ve eskilerin hayaletleri, gölgeleri ve bunların yeniden üretilmiş hortlamaları üzerinden katma-değerli bu nedenle de sembolik olan çok yörüngeli-boyutlu yapay bir uzay kurmakta ve bu boyutlar kıvrılarak kendi üzerine çökmektedir(tekerrür). İnsanın ve uygarlığının,insan ne yaparsa yapsın, en uzak analojiler bile kosmotik aklın yinelemelerini ve varoluşsal formlarını gösterimleyeceğini anıştırmaktadır. Atom ve yörüngelerine-orbitallerine, çekirdeğe, iyonlaşma enerjisine, yıldız oluşumlarına, nötrinolara, beyaz cücelere, kara deliklere, atarcalara baktığımızda gerek mikro kosmosda ve gerekse makro kozmosda olanların ve temel devinimsel şemaların insansal düzlemde yakın ya da uzak yansıları ve yankılarını hayranlıkla hep beraber müşahade etmekteyiz. Varoluşumuzun sonuçlarının düşünceleri(ideleri-gölgeleri-imajinasyonları yani sembolleri-katma değerleri ve dolayısıyla soyutlamaları) deneyimleniyor. Yeniden bir metazfik bir algının eşiğine getirdi, bizi yine tüm edimlerimizle faraziyelerimiz.
Doğanın bir parçası ve vekili olan bizler en azından onun (doğanın) maddesel niteliklerinin türevlenimini bedenlerimizde taşıdığımızdan mental ve piskolojik dünyamız da bu nesnel yapımız ve kollektif tin üzerinden kurulduğundan ötürü; bu durum bizi bunun hakikat olduğu sonucuna götürüyor.
gerçeklik ve nesnel varoluş aslında olduğu gibi yerinde duruyor... Ah şu anlam yüklemelerimiz katma-değer yaratımımız ve tehirsel varoluş, aktarımlarımız ve kabullere, faraziyelere, yanlış inanlara dayalı anlayışlarımız ve yanılsamalarımız olmasa... Ama o zaman da bir başka yaratıktan söz etmemiz gerekirdi, insanın insansal yanları kendini ötekilerden ayıran ve ıraksatan bir baş belası olmak yanında aynı zamanda horoik bir trajedi içinde kendi kendisinin ütopik ve jeneratif kurtarıcısı olma kodonları-kodları-ülkü ve ütopyalarını da ambivalent ve düal bir kuruluşta içinde-içselliğinde-inner cosmosunda taşımaktadır -barışsever-birleştirici ereksellikler barındıran bir kolektif tin katmanı ve insan formunun ulaşmayı ahirete bıraktığı bir en üst yörünge yaşamı ve iyiler dünyası olarak- denilebilir, her ne kadar bu kodonun sorunsuz işletilmesi olanaksız imiş gibi görünse de...
 
İşte ekran-total budur. Tehir ve çarpıtmaların yinelemeleri üzerine kurulu atrofik ve mutant arketiplerin yeniden hortlayarak zuhretmiş kokuşmuş mezarlığında devinimleri ve debelenmelerinin başdöndürücü hızlarda sahnelendiği ve kendi etini yediği bir smülasyon, contemporary(modern) çağın rem-düşleri hızındaki muazzam imgesel değiş-tokoş ve dönüşüm tempolarında insanın insansal yanlarının temporary(geçici) bir şekilde askıya alındığı, alı konulduğu ve belkide kronikleşerek geri dönüşsüz onulmaz yaralar ve hasarlar aldığı çok-kültürlü transparan(?!) Bir çağ, bir terminal-kader anı-tarihin sonu, bir termınatıon!... Zavallı bir elımınatıon-selectıon-eletıon ve serperatıon. Bir taraftan sınıfsal/oluşsal/düşsel ve istemsel ayrıksılıkları birbirine yakınsatan, yanaştıran yanaşma-ırgat değerler-değerlemeler, ımıtatıon-yapay ortak ikonlar ve bir taraftan da bireyi kendi kalbinin yalnızlığına sado-mazohistik duygulanımlar ve fetişistik semtomlarla bireyin eksik yanlarının bir diyeti ve arınması olarak transseksüel geçişimlerle hapseden bir bireyleşme. Aynılarşmalar-birleşmeler, farklılaşmalar ve ayrıksılaşmalar yabanileşmeler ehlileşmeler içiçe geçmiş pis kokular salımlayan kesif ve kaotik bir foseptik çukuru yaratıyor modern habitat-ekoniş ve söylemlerin dümen suyunda. Bu suyun pek de kanasıya içilesi bir yönü olmasa gerek. Antik yunan ve arkaik insan soyununun araya durduğu ve yaratmaya çalıştığı ab'ı hayat yaşam suyu ve hayat iksiri temin eden su; bu smulatif oluşların gerçekleştiği kullanılmış-pasif ve edilgen yanmış ekzoz ürünlerinin, nesnelerin, metaların ve simgelerin, ikonların içinde tepine durduğu ve kapitalistik hegemonyanın türettiği değerler ve normlar olan tepkime-etkileşme reaksiyonlarının gerçekleştiği sanal çöp konteynırının dibine sızan zehir-zemberek irinli su-ucubesi olmasa gerektir. Bir tarafta; masal-mitos ve anlatılarda insanın ütopik iyiler ve yarı-tanrısal yaşam formuna geçmeyi düşlediği ve dolayısıyla onu deneyimleyen ve içe alan birey-toplum ve uygarlığa onurlu-barışsever ve tanrısal bir ayağa kalma ve evren içerisinde şairane bir ereksiyon kalkış can-hayat ve enerji veren yaşam iksiri su... Diğer tarafta da bu suyun cadı kazanına girmiş hilkati gerisin geriye çevrilmiş yozlaşmış ve dejenere türevsel formasyonu ve onu yaratan formülasyonu veren kapitalist hegemonya ve smülatif yaşamsallıklar... Bu; postmodern çağın türettiği kaotik devingenliklerin zincirleme ve kontrol edilemez tepkimelerinden dışkılama-ekzoz yoluyla insanın temel değerlerinin kültür-uygarlık ve insan formunun çekirdeğinin gah fisyona(parçalanma-ayrıksılıklar) ve gah da füzyona (birleşme-aynılaşma-erime) uğrayarak bir atom bombası gibi patlatıldığı tabloyu ve bu smülatif dünyanın, kapitalist ideanın kurguladığı bu kokuşmuş laboratuarı ve kokuşmuş petri kabındaki dünyadaki radyasyona uğrayarak kirletilen mutantlara ucubelere ölgünleştirip yılgınlaştırılarak çevrilen havanın dağların ormanların toprağın su kaynaklarının kültürel manevi kaynakların çekirdeklerinin parçalandığı tahrip ve tahrif edildiği içiçe geçtiği ve birbiri içinde kaotik bir şekilde eridiği ara felaket tablolarını öne sürmektedir. Ratıng patlamaları ve değerlerin tüketimsel mecralarda üretim-tüketim bandları ve mecralarında konsonmasyona çıkarıldığı bu çağda cosmosun ucube bir takliti olarak sahnelenen homo-cosmoıc bıg-bang'de patlama neticesi açığa çıkan kaotik yoğunluk çeşitlilik ve devingenlikte belirlenimsiz etkileşmelerle ortaya çıkan teknoloji-değer ve iletişim elementleri tepkimelerinin pasif ürünleri olarak açığa çıkan su(su: burada su metaforu kapitalistik hegemonyanın dümen suyunu anıştırmaktadır. Öyle ki dümen suyu sistemin normları-düşleri-ülküleri-kuralları ve normlarını temsil etmektedir. Yaşamın üzerine kurulacağı yeni kurallar ve normlar digesinin oluşturduğu yeni kodon-dna'lar, kaideler); insan formunun onursal bir erektilliği ve doğanın öz çocuğu olarak gezegen üzerinde barışsever bir ayağa kalması -erkinliği- değil tam tersi tepe taklak devrilerek yerle bir olması ve dolayısıyla non-erektil bir duruma gelmesi ve ölümdür. Fırtına öncesi ya da sonrası sütliman olmuşluk yani kaotik devinimler, patlamalar sonucu kemale ererek değil bozunup dejenere olarak yok oluşun simgelendiği bir felaket ve ölümle gelen tabu la rassa alan...sütliman olmuşluk...
 
1. Henüz labaratuvar olan doğada ve yine onun izlerini taşıyan ancak evrenin rutin yapısında biricik annomali ve sapkın nitelikler gösteren edimlerimizle doğa için onun kurguladığı random gibi görünen kontrollü bir devinim parçasıyız.
Bu deneyde kontrol unsurları tabiat ve isan dışından varolan tüm evrensel öğeler iken kontrolsüz (kontrol unsuru/ faktörü olmayan) diğer öğeeler ise bizleriz.
Acaba özgürlük hangi öğe için tanımlanabiir bir varlık ya da hiçliktir.hiçlik ise mesele yok. Tüm unsurlar paraxsileri ile var. Biz de bu özvaraoluşun kontrolsüz faktörleri olarak özümüzü kontrolsüz olan yapısı ağırlıklı ve yoğunluklu olarak kontrollü öğeler olan doğa öğeleri içerisinde bir başka evren, indsan yapısı bir dünya, - yapay- doğa ve simülasyon, olarak büyük bir oyun biçiminde ( içizimizde ve dışımızda) yeniden kuruguluyoruz, üretiyoruz.bu tarihsel süreçiçerisinde, farklı biçimlerde ama ama aynı zöde olageldi.
Toıtem zamanlardan putperest zamanlara onndan ( semavi) dine sanayi devermine ve son olarak da bilişim dünyası olan günümüze kadar versiyon simülasyaonlar haline geldi.
 
2. Determinasyonumuz, bütüncüllüğümüz, düşünüşümüz nedenleri bağlayıcılığımız hep bu yöndedir.
İnsanın varoluşunu olayların tekil fenomenlerin hep toplamdan etkilenmiş ve etkilemiş gibi düşünürüz. Rastlantısal tekil olayları evrenin tüm unsurlarına bağlama hastalığımız, hislerimiz halen sürüyor.acaba bu doğal yapımız mı, gerçek mi yoksa fareziyelerimiz mi?
Örneğin; kapalı sistemlerde benzesiyiği ile birleşme içiçe geçme, saflaşma, tekilleşme, benzeşme, transseksülleşme, eş uzlaşılar aynılığın ülküleri ...
Foasseptik çukurunda, bakteriler aynı kolonide ensest ilişki yaşarlar. Kaln üyeleri ile bunlar modifikasyona çok elverişlikleriyle modiler kimliğine hemen değiştiren inanalrı anımsatırlar.
Konjügasyon da vardır... Bu da ulus ve kültürlerin libidinal, eşitlikçi, refah dünya, demkrasi gibi söylemlerin de katıştırılıp dirençli ve güçlü ilişkilerin, toplumların global yek klanının yaratılması gibidir. Bir anlmad asanki dirençli, güçlü, homojen üst insanları yaratılıyor gibi. Nietche’nin ...
Bu fosseptik çukurunda kokuşma var... Belli limit popülasyon üreme bariyeri ve nüfusunda birbirini zehirleme ve yok etme de var. Bu da golabal simülakırların ensest ilişkilerinin bir tür diyetine ve günah çıkarımına benziyo: kokuşmışluk her yerde...
İçselliğimiz, kokuşmuş eğilimlerimizin doğasına taşıdığından ; dış dünyaya projeksiyonla kokuşmuş yeni bir dünya yaratıyor dışımızda. (globalizasyon ve kültür çeşitliliği çok dünyalar, ötekilerin dünyası, ayrışma ve birleşme)
Dışımız ve içimizde de ayrımlar kalkıyor. Fiziksel gerçekliğimiz ve iç dünyamız iç içew geçiyor, benzeşiyor, ensest ilişki yaş(an)ıyor. Bunun sonu da toplamda random, tahmin edilebilir/ edilemez, determine veya andetermine olayların çapraşık, ağsal, korelatif varoluşunu tetikliyor ve “biri” nin nedenini haklı olarak “tüm” ötekilere bağlıyoruz. (aynılaştırılmış ötekilerin var olduğu bir varoluşun yanılsaması olsa gerek bu durum.)
Küresel ısınma, borsalar, savaşlar, (demokrasi vaadeden!) Döviz politika, karbondioksit emisyonu, sera gazları, / etkisi, deprem, kasırga, tsunami, deli dana, ebola, sars vesair. Hep aynı eğilimlerin bağlantısal nedenleri ( ve sonuçları) gibi görünüyor.
Entropi; evrensel entropi ve bigbang gelecek sonunda bu transseksüel geçişimin göksel ve insansal düzeyde.
3
Doğa da insan ve insanın tüm sistemleri gibi sosyal maskeler takıyor, kendi kendine katersis ritüelleri-günah çıkarmalar- yas tutmalar gösterimliyor. Ve kendi gerçekliğini acıklı bir biçimde ayinselleştiriyor...yağmur yağıyor, deprem oluyor, buzul devri, volkanlar, fırtınalar...(bunlara isim verip, bir de kişiselleştiriyoruz; tommy’ler, johnny’ler, el nino’lar, katrina’lar...) Bitki örtüsü, ormanlar neyin nesi neyin maskeleri? Yoksa erektil göksel tanrı mısın?, libidinal duygularını kabartan; dişil üreme organının maskeleyici, baştan çıkarıcı ar örtüleri, kostümleri midir yeryüzündeki bitki örtüsü ve ormanlar. ( orman yangınları, çölleşme vesaire dünyamızı (iç ve dış) düpedüz soyuyoruz. Çırılçıplak bırakıyoruz. Dengeler bozuluyor, erektil göksel tanrımızın yer anamıza karşı kendini tutmayıp daha şiddetli ve derinden şehvetle kükrüyor. Aralarında cinselliğin ( iletişimin) ölçüleri ve dengelerini yeni demokrasimiz doğrultusunda bozuyoruz.
Okyanuslar da ; canlılığın ondan çıktığı plasenta ve plasenta sıvısı olamlı o halde. Volkanlar da-bildiğimiz üzere- organik bileşiklerin temellerini oluşturan gaz ve lav salımı ile ve bunların yağmurlarla suya düşmesiyle besleyici sperm sıvısı, meni gibi davranıyor. Lavlar da kızgınlık döneminde tabiat anamızın regl dönemini simgeliyor olmalı. Çünkü her yoğun volkanik faaliyetten sonra canlılık yeniden biçimleniyor ve yeni canlılar ortaya çıkıyor.
Günümüzde karbondiksit salımı ozan tabakasının delinmesi, sera gazları, nükleer faaliyetler, ve diğer tüm edimlerimizle ikincil ya da en.-incil , türevsel, korelatif bağlar ve nedenlenderimelerimizle deprem, fırtına, değişen mevsimler vesair ile tanrımızın cinsel üreme hayatına, cinselliğine müdahelede bulunmuş oluyoruz ve adeta doğa anayı tanrı yerine belki de bilinsizce suni dölleme yapmış oluyoruz. Mevsimlerin değişmesiyle de tabiatın doğal regl dönemini bozup onu huzursuz ediyor olabiliriz. ( yapay hormon veriyor olabiliriz)
Tüm bunların sonucunda mutant ya da prematüre (hormanlu) bir çouğun doğması ya da en kötüsü doğa anamızın kısırlaşıp menapoza girmesi ihtimali ile de karşı karşıyayız...
4
Entropi
Evrenin menepoza girmesi ya da andrapoza...
Doğayı menapoza sokuyoruz. Evrenimiz de ya menapoza ya da andropoza...
Umarım bunların neticesinde doğanın aforoz edilmiş evlatları olmayız. Evren ensest bir ilişkiye doğru yöneliyor. Evdropi var. Her şey radyoaktif anlamda d aolsa indirgeniyor, kararlılaşıyor, mikro anlamda homojenleşiyor. Mikro düzlemde enseste giderken; makro dünyada cinsel ayrımlarla başlayan evren makroların benzeşmesi ve mşikro düzeyde de benzeşmesiyle topyekük ensestte , homojeniteye gidiyor. Ama bu felaket değil ; big bange giden birr yokoluş/ yokolşuşta-hiçlikten çıkarak salınımız , (döngünün) bilmem kaçıncı evresi olduğundan, bir felaket ( final) değil nokta. Ancak bir salınım içerisinde mutlak yok oluş olmayan ara felaketler gibi de değil! İşte bu ; ütopik, zararsız bir aynılaşma, kutsal saf bir homojenleşme, enses bir ilişki yapmaya mecali kalmayacak bir yücelik, mutlak entropi (homojenite) ile gelen cinsel aktivitenin sonlanması (cinsel aktivite evrensel tüm aktlar. Cinsel ayrım-çiftleri, dualitesi-çeşitlilik, afrodizyaklar , haz ve şehvet hormanları üreten tüm yıldızlar ve galaksilerin söndüğü an.) Ve cinselliğin sıfırlanması-resetlenmesiyle gelen bir mukaddeslik ve tanrılık bir fenomen...hadım edilmiş aynıların olduğu hiçliğe geçişin son limit noktası, hepsinin bir, birisinin hepsi olduğu; o mutlak eşitlik, saflık, şeffaflık, güç, iktidar, özgürlük varoluş, insansal ve tanrısal dileğin gerçekleştiği (kemale erdiği) en üstün kader anı, ideal oluştu doruk nokta, sonun yüceliği, ölümün doğurganlığı ve sonunda her şey ve tüm kavramların iyi yanlarını yeniden türemesinin başlangıç nedeni zaten...kardeşlik, birlik, iyilik ve bazıları ile.
5
Aristo, anaksogaras, empedokles..hava, su, toprak, ateş dedi ve her şeyi bunkardan çıkardılar. Birlik-çokluk, doğal çiftlerin birliğive onlardan bütünü, bütünden birliğin ve birliğin (tekilliğin) iki karşıt çift ögesi.
Peygambler de aynı özdeşimi, genellemeyi, tüme varımı ve tümden gelimi kullandı. Nereden geliyor benzeşiklikler aramalarımız, paralel ögeler aramalarımız ve temel şablonların izlerini mikro dünyadan makro dünyaya tüm öğeler üzerinde bulmamız ya da onlara bu özelliği yüklememiz ( dikte etmemiz) kaydırmalarımız ve yansıtmalarımız?
Hangisi doğru olursa olsun, bu hep yapageldiğimiz şey. Freud da ilkel insanın dünyasını; çocuk gelişimi ve ilkel yerlilerin yapısını inceleyerek çıkarmaya çalıştı ve buna benzer binlercesi ( hep aynı alışık ve lojik dürtüler).
Paralellik, özdeşlik, benzerlik, ayrı-ayrık özellikler arayışlarımız. Olayların oluşlarını ve kökenlerini diğer tüm ögelerin oluşunun da nednei saymak ya da olan bir fenomenin oluşunun evrendeki tüm öğeleri nedeni-nedensiz, random veya değil, kesinlikle etkileyeceği sanrısı ve faraziyesi günümüzde de binlerce yıl öncesinde de bilinç altımızda var. Büyü-sihir, animalist, animist, totem inanış dönemlerinde de böyleydik. Göksel dinler ve peygamberlerin söylemlerinde ve kutsal kitaplarda da bu var: “yaptıklarımız-her aksiyomun soyut yönü-bize döner!” (soyut yön, faraziyelerdir)
Fizikte maddee-enerji korunumu; madde enerji korunumunda hiç yok olmayan şey , bir formdan diğer forma dönüşen şey bunun için her şeyi er geç etkiler.kütle çekim dalgaları sonsuza uzanıyor. Uzam ve zamanı büküyor. Böylece uzay ve zamanı var ediyor. Kütle çekim dalgaları anlık etki yapıyor, kesintisiz. Etkileri her şeyi sarıyor, zamanı bile ve onu yaratıyor.
Her şey; bir bütünün etkileşim halinde olan ve birisinin tüm ötekileri mutlak anlamda etkilediği bir düzenekmiş gibi görülmekte insanoğlu tarafından içsel olarak binlerce yıldır...
Acaba hakikaten öyle mi?
Doğrusu animist ve büyü dönemleri ve peygamberlerden günümüze pek bir şey değişmemiş gibi yine aynı yorumu yapıyoruz. Büyüsel dönemlerde tabiatı çok etkiliyorduk, daha doğrusu büyük bir yanılsama ile öyle olduğunu zannediyorduk. Bunun için bu düşünce o çağlar boyunca çok güçlüydü. Binlerce yıllık gelişim içinde bu düşünce zayıfladı. Ancak tabşata müdahelemiz ve onu apaçık şekillendiriyor ve etkiliyor olmamız yarattığımız her olay-etkinin, tüm diğer unsurları da etkilediği düşüncesine yeniden en az animist ve büyüsle dönemlerde olduğu kadar bağlanmamıza ve sarılmamıza yol açtı.
Yeniden bir metazfik bir algının eşiğine getirdi, bizi yine tüm edimlerimizle faraziyelerimiz.
Doğanın bir parçası ve vekili olan bizler en azından onun (doğanın) maddesel niteliklerinin türevlenimini bedenlerimizde taşıdığımızdan mental ve piskolojik dünyamızla bu nesnel yapımız üzerinden kurulduğundan ötürü; bu durum bizi bunun hakikat olduğu sonucuna götürüyor.
Çünkü oluşumuzun sonuçlarının düşünceleri deneyimleniyor.
Jean baudliard a göre; “aynı arzu ancak kendine benzer bir ötekinde kendisini yansıtabilir.” O halde evren bize benzer olmasaydı, kendimizi ona nasıl yansıtabilir. Ve kendimizi yine ondan nasıl okurduk? ( determinasyonumuz böylesi nasıl olurdu?)
O halde hepimiz aynıyız. Hepimiz evreniz, ensest minyatür evrenler. Evrenin organları.....
6
Tarih aynı yemeği bir daha yedirmeyebilir. Ama aynı yemeğin hayaletini türevsel formalarda defalarca yedirmekten de vazgeçmez. Bunlar da (defalarca yedirilecek olan türev öğünler) hormanlu olabilir ya da olmayabilir, mineralce zengin olabilir ya da fakirdir ve bu da sonuçta süreçler içerisinde insan formunun çeşitli biçimlerde varoluşunun ve belki de yok oluşun başlangıcını süreğen kılar. Yokoluşun başlangıcı olacak öğün de; hormanlıu, yapay ve mineralli, mutasyonal-mutant olanı olsa gerek...
 
7
Cinsel kimliğimizi ve cinselliğimizi, libidinal istencimizi eşyalarımıza ihale etmeye kaydırmaya, yansıtmaya başladık. Eşyalarımız daha dişil özellikler gösteriyor oldu. Onlara daha yumuşak davranıyoruz. Ancak işi bitince atıyoruz birer nevrozlu gibi davranıyoruz kendimize, topluma ve eşyalarımıza. Eşyalarımız mekanik dönemlerdeki mekanik eşyalar kadar kaba, yekpare, albenisiz, dayanıklı, dirençli ve uzun ömürlü değiller, zevk alınıp, haz giderildikten sonra atılan salt görsel, görüntüsel fahişeler gibidirler bu metalaşmış nesneler. Bunlar ergonomik, çabuk bozulan, versiyon tasarlanmış seri üretilmiş kompozit, modüler ikonalar, metalaşmış eşyalardırlar....
Yeni kibelemizin yani trendi, modaya uyarlanmış formasyonlarını algılıyoruz. Akıl hastanesine dönüşmüş her düzlemde adı modern olan dünyamızda ve küreselleşme sanrımızın çok kültürlü mozayiğinde....
Bunlarla etkileşimli, dokunmaktik, hassas ilişkiler kuruyoruz. Adeta cinsel olarak birleşme fantezilerimizi (fantazyalarımızı); birbirine benzer olan eşyaların ensest dünyasında onlara tecavüz ederek gerçekleştiriyoruz. Artık bilgisayrlarımız, cep telefonlarımız, arabalarımız, ev eşyalarımız, büro makinelerimiz vesair. Dokunmatik. Akıllı evler, akıllı kapılar. Nerede aymış kafalar...göstergeler dijital, arabalarımıza aşık oluyoruz. Bireyler artık bilgisayarları ile evlenmekte ve bu yasalarla onanarak meşru kılınmaktadır. (homoseksüel evlilikler türemeye ve meşrulaşmaya başladı) homojenleşen, transseksüellleşen, bilini körleştirilen modüler bireyleri sistem yumuşak, ergonomik, kompozit, dijital, dokunmatik ve interaktif bir direksiyonu dönderir gibi rahat bir şekilde döndürmekte, çekip çevirmekte ve yönlendirmektedir. Biz arabalrımızn dijital direksiyonlarını çevire dururken.
Eşyalarımızla dokunmatik, interkatif etkileşimli olan ilişkilerimiz ve “etkileşimin” toplusal yaşamımızda bir ideal moda bir söylem , ülkü yegane gaye/ amaç haline gelmesi ile ; nesne-dünyamız, bireyler ve sistem ile adeta çocuğun oyuncakları ile elleri ve ağızları ile kurdukları oto erotizme benzer olan oral bir cinsellik aşamasındayız ve çocuklaştırılmış halimizle.
Dış gerçekliğimizle orral seks yapmaktayız...
Cinsiyetlerin aynılaşması, kadının bir az erkek, erkeğin de kadın konumuna itilmesi be yeni eşitlikçi, liberal, özgür, demokratik, modern ve insan hakları olan veri simulatif durumun getirisi ile sonucudur.
Tabatın yerine aşkın bir adalet ikame etme dürtüdünün sonucu; bizi ensest eğilimlere itiyor.
Bu özlem yansımaları/yansıları olarak üstün bir ırkı insanlar cinsellikten sıyrılmış, arınmış türler olarak tasarladılar. En azından ufolarda et filminde olduğu gibi.
Sperm bankaları, suni döllenme ile üreme, mikro enjeksiyon, değişken statüler, kaypak söylemler, klonlama estetik cerrahi, antiaging, doğaya dönüş sanrısı bu süreci artıran ve derinleştiren hem sonuç hem de temel ve alt etmenler olarak karşımıza çıkar.
</nowiki>
 
<!-- Vikiler Satırlarına Kardeş Projelerdeki Madde İsmini Yazınız -->
{{Vikiler|
Anonim kullanıcı