"Mehmet Akif Ersoy" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Akif hakkında söylenen sözler eklendi.
k
(Akif hakkında söylenen sözler eklendi.)
|ölüm_yeri=[[İstanbul]]
}}
 
== Kendi Sözleri ==
 
* Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.{{gününsözü|2 Nisan 2007}}
* İnmemiştir Kur'an, bunu hakkıyla bilin,Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.
*Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
 
== Hakkında Söylenenler ==
*Dr. Neclâ PEKOLCAY: "İslâmî edebiyatın ilk devre eserleri (Kutadgu Bilig ve Atabetü'l-Hakayık), Kur'an'a istinâden, cemiyet mes'elelerini ele alan eserler olmuştur. Bilâhere mutasavvıflar, yine Kur'an'a istinad etmekle beraber, cemiyet mes'elelerine bir cepheden yönelmiş, divan şâirleri ise Tevhîd-i Bârî ve münâcaatlarda, kısmen na'tlar içinde yine Kur'an'a dayanmışlarsa da, cemiyet mes'eleleri ile ilgilenmemişlerdir. Nihâyet XVII. asır Tevhid örneklerinde ise, çok defa Allahü Teâlâ'ya can-ü gönülden bir yönelişi bulmak dahi güçtür. Bu meyanda, Divân'ında Tevhid örnekleri bulunsun diye Tevhid yazmış görünen şairler mevcuttur. Tanzimatçıların kaleminde dinî edebiyat -Divanlar müstesnâ- yeni bir mecrâya yönelmiş bulunmaktadır. Cemiyetin bozuluşu, ahlâkî çöküntüye doğru gidiş, dimağları meşgul eden ilk mes'ele olduğundan, cemiyet mes'eleleri ele alındığı sırada, din üzerinde durulmuştur. Tanzimatçılar, Osmanlıcılık ile Müslüman olmayı birlikte görmüşlerse de cemiyete yönelişte başlangıç noktayı ancak İslâmî mefhumlar teşkil etmiştir, (doğruluk, adâlet gibi) âyet ve hadislerle şiire başlangıç yapılması düşünülmemiştir.
 
XX. asırda dinî edebiyatın mümessili şüphesiz ki Mehmed Akif'tir. Fakat Akif, İslâmî edebiyat içinde, başlıbaşına bir şahsiyettir, demek hatalı olmayacaktır inancındayım. O'nda Kur'an-ı Kerim'den hareketle cemiyet mes'elelerine yönelişi bulurken, Türk olmanın haysiyetini, mazimizin öğünülecek muzafferiyetlerini, imanlı bir Müslümanın hemcinsleri için şefkat ve ızdırap ile çarpan kalbini buluruz. Şiirlerinde Akif, hem Müslümandır, hem Türk'tür hem de tam manasıyla insandır.
Mehmed Akif'i bazan halkın gündelik ızdırapları ile dolu, bazan milletin dertlerine milliyet hissi içinde tercüman, bazan kendini Allah Teâlâ'nın azabı karşısında nutku tutulmuş bir mü'min, bazan ise insanların kötülükleri karşısında Allah Teâlâ'nın isyânkâr bir kulu olarak (fakat bu isyan hamlesi derhal rücuâ varan ve tövbekar olan bir ifadeye müncer olmaktadır), bazan bir vaiz olarak, bazan da samimi söyleyişi içinde ruhu kavrayan bir şâir olarak buluruz.
 
Mehmed Akif'in İslâmiyet ile ilgili olmayan şiirlerinin sayılacak kadar az olduğu da, mevzûmuz içinde bilhassa belirtilmesi gereken bir husustur.
 
Akif, vezne ve kafiyeye öylesine hakimdir ki, O'nun şiirlerini okurken çok defa insan bir nesir parçası okuduğu zehabına kapılır; şiirin gidişi içinde de bir musikî parçasının kulağa hoş gelen tarafını bulur.
 
... Akif'in Müslümanlığı ile milliyetçiliği içice geçmiş durumdadır. Samimiyeti, heyecanı sanatı da birbirinden ayrılamaz bir görünüş arz eder.
 
Mehmed Akif için, ırkçıdır diyenler mevcuttur; çünkü ırkından da, milletinden de bahsetmiştir. Fakat bir yandan da soyunda Arnavut bulunduğunu söylemekten çekinmemiştir. Şu halde Akif için, ırkçı değil, milliyetçidir diyebiliriz.
 
Akif için mutasavvıftır diyenler var ise de, böylesine bir cemiyet şâirine, eldeki vesikalar bunu teyid eder görünse bile mutasavvıf demek imkânsız görünmektedir. Mehmed Akif'in: "Babam bana tasavvuf telkininde bulunmamıştır" şeklinde bir ifadesi de mevcuttur.
Mehmed Akif ümmetçidir, ancak Akif'in ümmetçiliği Müslümanlığın millî hakimiyetle tamamlanması esasına bağlıdır. O, millî hakimiyetin olmadığı yerde Müslümanlığı düşünemez, diyenler haklıdırlar.
 
Mehmed Akif sanatkâr değildir diyenler, ancak sanatı süslü yazı yazmak şeklinde kabul edersek haklıdırlar. Akif'te bu manâda sanat yoktur. O, samimiyeti, arûzu kolaylıkla kullanışı için de kudretli bir şairdir. Ve bu kudret değme şâirde mevcut değildir. Üstelik onun heyecanı içinde beliren rücû sanatı örneklerine de nadiren tesadüf edilebilir."
 
Hasan Basri ÇANTAY:
 
"Ben Akif'e "Millî şâir değildir" demenin imkânını bulamıyorum. Çünkü, onun bütün terennümatı millî idi, milletin derûni sesleri idi.
 
Hem, "millî" ile "milliyetçi" başka başka olmak lâzımdır kanaatindeyim. Eğer "milliyetçi" demek, meselâ, eski Türk ocaklarının bir şiâr, bir meslek, bir iş bölümü hâlinde takip ettikleri "siyasî Türkçülük" demekse, Akif, o Türkçülüğün dışında kalmıştır, hatta ona aleyhtar olmuştur. Akif'in bu aleyhtarlığı Türk Milleti'nin harsını, ilerlemesini boğmak için değil, kendisinin yaşadığı ve faal bir surette yazı yazdığı devirde zâif vatanı tefrikalardan ve parçalanmaktan siyanet etmek içindi, yurt severliğindendi. O devrin icabat ve şerâitini gözönüne getirmezsek, vereceğimiz hükümlerde hata etmiş olabiliriz.
Eğer "milliyetçi" demek, Türk'ü Türk olarak sevmek ise, Akif şüphe yok ki, olanca temiz ve şümullü mânasıyla bir milliyetçidir. Çünkü o, içinde yaşadığı milleti kadar hiçbir varlığın muhabbetine, aşkına kendini veremedi, bağlayamadı. Bunlarla beraber, Akif kanaat çevresini daha çok geniş tutmuştu. O çevre, merkezinde ve başında daima Türk Milleti kalmak üzere yüzlerce milyon Müslümanı ihatasına almak istedi. Akif, görüyor ki, dünyanın en acınacak insanları Müslümanlardır. Onları hurafelerden, geriliklerden, esaretlerden, zilletlerden... kurtarmaya çalıştı. Terakkî ve İstiklâl aşklarını ruhlarına zerketmek istedi. Bütün Müslümanları yekdiğerine bağlayan "ana tel" İslâmiyet'ten ibaretti. Fakat o tel, eski samimi ve kuvvetli sesini vermiyordu; paslanmıştı! Bu pasları temizlemek kudsî bir vazife idi.
 
Evet, ona tam bir "İslâm Şâiri" diyebiliriz. Kuvvetli, imanlı, ateşli bir İslâm Şâiri!..."
 
Hasan Ali YÜCEL:
 
"O'nun kudret kaynağı bu İslâmî imandadır. İnanılan şey, her ne olursa olsun, inanış, kendiliğinden bir kuvvettir ve her inanışın sağlamlığı da samimiyetinde görülür. Mehmed Akif, mü'mindi; çünkü imanında samimi ve bundan dolayı da kuvvetli idi.
O'nu şâirliğe çeken, bu iman olmuştur"
 
Mahir İZ:
 
"Bir menşur gibi milletin bütün varlığını, içtimaî hüviyetini olduğu gibi aksettiren ve tarihe maleden, tek millî şâirimiz Mehmed Akif, en büyük vak'anüvislerin sahifelerini beyte sağdırmayı bilmiş, millî mefahirimizi, cihan tarihinde en icazkar şekilde gösterebilmiştir. Bu tasvir kudretini ancak iman ve irfanıyle milletin ruhundan alan büyük sanatkârı her cephesiyle ve her vesilesiyle anmak bir vatan borcudur. O yalnız bir cephesiyle ve dış görünüşüyle bir şâirdir. Hayat ve eserleri incelenince görülür ki, onun varlığını sarmış olan iman hâlesi, mücadelesine hız vermiş, devrinin mücahidlerine örnek bir serdar olmuştur."
 
Sezai KARAKOÇ:
 
"Mehmed Akif, İslâmcı cereyanın tam ortasında buldu kendini. İlk elde, Eşref Edib'le birlikte, Sıratı-Müstakîm'i kurdular. Sâid Halim Paşa da aralarındaydı. İslâmcı düşünce, halk ve devlet yapısından çok, kişilerin ahlâkındaki değişiklik ve genel hareket tarzlarındaki bozukluk yüzünden varlığımızın tehlikeye girdiği, tekrar İslâm'a dönmekle kurtulabileceğimiz tezini müdafa ediyorlardı.
 
... Bu dönemde Akif şiirleriyle, makaleleriyle, verdiği derslerle, çevirdiği çağdaş İslâm mütefekkirlerinin eserleriyle aydınlara hakikatları anlatmaya çalıştı.İslâm'dan kopmanın felâketlerini gösterdi. Sefaletimizin maddî ve manevî tablosunu çizdi. Gittikçe resmîleşmeye yüz tutan Batıcı fikirlerin yön yön tenkidini yaptı.
 
.... Akif'in çıkış noktası olarak aldığı bu ışık İslâm'dır ve İslâm'ın ışığında 600 yıllık İslâm-Türk devleti çökerken, cemiyetimizin içinde bulunduğu ahlâkî, içtimâî, rûhî ve iktisâdî şartlar en amansız bir gözle, âdeta bir cerrah teşhirciliğiyle ortaya serilir. Ve bir kere yara belli olunca, onun tedavi şekli gösterilir ki, bu da cemiyetin temeli olan İslâm ilkelerine sıkı sıkı sarılmak; yeni ve taze bir ruhla, İslâm'ı, çağın teknik ve maddî güçleriyle de donandıktan sonra, içimizde ve dışımızda ihya etmektir.
 
.... Edebiyatımızdaki yeri, şiirin özellikleri göz önünde tutulursa, hemen hemen tektir. Modern Türk edebiyatında (gerekirse eski edebiyatımızda) bir dönem fikriyle donanmış olarak, belli bir dünya görüşünün ışığında, geniş anlamdaki kronikler halinde, safha safha bir kuşağın dramını veren, ilk bakışta birbirine zıt, realist çizgilerle mitleşmeğe elverişli davranışlarını kaşnaştırarak canlandıran böylebir başka realizim ve destan şârimiz yoktur."
 
Doç. Nuretttin TOPÇU:
 
"Hurafelerle tantanaların vatanı olan doğu dünyasında, yaldızdan ve yalandan gıdalanmış dimağlar, nice zamanlar Akif'i alalâde bir nazımcı olarak tanıdılar. Bu ülkenin biraz insaf sahipleri ise onu nihayet bir şâir yapabildiler. Ondaki büyük idealisti tanıtacak ruh doktoruna, doğumuzun zevkperest edebiyat üstadları arasında rastlamak elbette kabil olamazdı. Akif'de asıl büyük olan idealizminin tahlilini yapacak felsefî düşüncenin henüz hayata kavuşmadığı bu topraklarda, büyük ruhun sahibine "softa", diyenler de az değildi. Çünkü, bin yıllık bir tarihin ufukları arkasına sinen Haçlı çocuklarının gerçek simasını bize tanıtan o olmuştur. Bir nesli bulanık rüyasından uyandırmak için, onun küremizde edebî akisler yaratan sesini boğmak gayesiyle ölümünden sonra milliyetçiliğin karşısına komünistlik; ahlâkçılığın karşısına da masonluk cereyanları dikildi.
 
... İnsan için kurtuluşun, bilhassa sefillerle ruhsuzları kurtarmakla kaabil olduğunu pekiyi bilen bu genç nesil, asrımızda yepyeni bir iman mektebi açan Mehmed Akif'in öz çocuklarıdır."
 
Cenab ŞAHABETTİN:
 
"Millî şiir adıyla, ırkımızın yaşayış ve ananelerine ait şiirleri kastediyorsak, önünde eğileceğimiz bir deha sahibi şâir görüyorum: Mehmed Akif. Hiç kimse o kadar saf ve şeffaf bir anlatışla millet manzaralarını meydana koymamıştır. Türk ve İslâm ruhu Safahat'ın ilham çekirdeği oldu. Edebiyat tarihi, şimdilik büyük Akif'ten daha büyük bir İslâm ve Türk şâiri tanımaz."
 
Süleyman NAZİF:
 
"Mehmed Akif, yalnızca Cenâb-ı Hakk'a, Hz. Peygamber'e, geçmiş büyüklere, cemiyete, insaniyete ilân-ı aşk etti. Canândan, hicrandan şikâyete bedel; hemcinsine dokunan mahrumiyetlerden, sefaletlerden ve bilhassa İslâm'ın uğradığı musibetlerden feryad eder. Bu büyük şâir, tabiatın, ağaçların ve çiçeklerin güzelliklerinden, güzel çehrelerden aldığı duyguları dâima gizlemiş, saklayamadıklarını, cemiyetin mukadderat levhalarıyla kaynaştırmıştır. O, Süleymaniye Camii'nin kubbesini Himalaya Dağları'nın en yüksek zirvesinden daha yüksek görür.
 
... Etrafında, gönlünde, vicdan ve imanında, ye's ve ümidinde Peygamberinden başka hasbihal edecek kimsesi yok.
 
... Firdevsî'nin milliyet fikrini Acem'de en evvel ve icad edercesine uyandırmasıyla, dinî hissî hükmü altına aldırmak istemesi, "Şehnâme" nazımının irfan yâdigârı ile, "Hakkın Sesleri" şâirin vicdanı arasında ebedî bir ayrılık perdesi çekmiştir.
 
... İslâm birliğini bozacak veya zayıf düşürecek her hareketi Mehmed Akif, en amansız ve iman dolu gerçek bir düşmanıdır. İhtimaldir ki, Firdevsî'yi bunun için sevmez.
 
... Mehmed Akif, şahsî emellerin veya kinlerin tatmin ve teskini için yapılan çekişmelerden, şiirini kurtararak; şâirlik kudretini idealine, yâni ezelî iman ile andığı Allah'ın emri ve yasağı dünya yüzünde insanların işlerini düzenleyici olması arzusuna -arzu diyorum, ne kadar eksik ve iyi ifade edemeyen bir kelime!- emeline, aşkına sâbit fikrine hizmet ettiriyor.
 
... Şark ve garbın benim bildiğim lisanlarında ve bu vâdide, gerek telif, gerek tercüme suretiyle, bu kadar güzel ve pürüzsüz, kusursuz bir şiir okumadığımı öğünerek itiraf ederim. Bunu yazmak için yalnız Mehmed Akif kadar şâir olmak yetmez; Mehmed Akif kadar dindar da olmak lâzımdır.
 
... İlahî şâir!
 
Evet Allah'ın yalnız şehidleri değil, şaîrleri de vardır! Mehmed Akif gibi beyan-ı mızrabı İslâm'ın elemleri olan ve elemleri kendi kalbine yerleştirerek, İslâm'ın kalbini ğöğsünün içine sığdıran bir şâiri görünce, şehidler: "Biz bu kadar eziyet çekmedik; ve ıstırabın bu derecesine biz tahammül edemeyiz!" derler."
 
Nihad Sami BANARLI:
 
"-Ben, Mehmed Akif'i büyük şâir, büyük vatansever, manzum hikâyeler ve vaaz yazarı, bilhassa inanmış bir insan olarak her hatırlayışımda evliyalar kadar temiz ve lekesiz görebilmenin hazzını duyarım.
 
İçim rahattır. Düşünürüm ki, vatan çocuklarına her hareketinin hesabı verilecek kadar faziletten ibaret, seciye sahibi bir örnek göstermek icab edince, İstanbul semaları kadar açık bir alınla "İşte Akif"! diyebilmek ne kadar güzeldir."
 
Cemil Sena ONGUN:
 
"Akif, bütün yurtseverlerin, bütün milletseverlerin sâlim bir akla, temiz bir vicdana malik olan bütün faziletli kimselerin duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş; onların hissedip de söyleyemediği herşeyi açık ve büyük bir cesaretle, tekrar tekrar söylemiştir. Onda bu cesaret bir göteriş değildir.
 
Akif, hiçbir şey yazmamış olsaydı da bize yalnız İstiklâl Marşı'nı verseydi, yalnız bu eseriyle kendisini Edebiyat Tarihimizde ebedîleştirmiş olurdu."
 
A. CERRAHOĞLU:
"Divân şâirlerini aradığımız zaman, duvarlardan şarap sızan bir mehyaneye, yahut da gümüş kurnalı bir hamama gideriz. Halbuki, Akif'i aradığımız zaman gideceğimiz yer Fatih Camii'dir.
 
Safahat'ı açar açmaz, onu bu kutsî ve semavî mâbedin nur taşan sinesine sokulmuş görüyoruz. Öndeki maksureciklerden birine oturmuş, geçmişin latif hâtıraları içinde oyalanıyor: İşte beyaz sarıklı bir baba ve etrafında, hasırlar üstünde koşan-fesinin imamesinde bir boncuk bağı, püskülsüz, yeşil sarıklı-mini mini bir oğlan çoçuğu!
 
Mehmed Akif, hiçbir zaman, sarığın manevî-fikrî atmosferinden sıyrılamadı; ve hayatını seve seve Şeriatin savunmasına vakfetti."
 
Prof. Dr. Ali Nihad TARLAN:
 
"Dünyanın bu buhranlı anında tek vazifemiz, millî varlığımızı okuyan mukaddes nesiçlerle ruhumuzu sarıp tek bir vücut halinde Türk vatanının istiklâli, refahı ve azemeti için seferber olmaktır. Önümüzde bir bando vardır. Milletimizin ruhunu, zaferini, şan ve azametini terennüm eden bu bandoda en kuvvetli seslerden biri de Akif'tir.
 
Bu milleti yükseltmek; vatanını korur, onu refaha eriştirir bir câmia haline getirmek lâzımdır. Esasen bu aşk ve kültür ona icab eden sesi verir. Böyle bir sanatkârın tok, gür, hakikaten ayrılmayan sesi, asırlarca milletin ruhunda çağlar... Tafsili zâid olan hayatiyetiyle Akif bu evsafı tamamiyle hâiz bir şahsiyettir."
 
Onun tertemiz, lekesiz hayatı, din ve vatan uğrunda dâima mücadelesi, her türlü maddî mükafatı istihkâr etmesi, bir fen şubesine intisap ettiği garbın fennî tekamülünü gördüğü halde, Türk ve İslâm kültürünün sinesine yerleşmesi ciddî, vekarlı, iradeli, yüksek vasıflarda bir fikir ve edebiyat adamı olarak şerefle yaşaması ve nihayet muazzam eseri buna en beliğ bir şâhittir."
 
 
Hüseyin CAHİT:
 
"Akif'in hayatı da büyük bir şiirdir."
 
Dr. Mazhar OSMAN:
 
"Akif, şiirlerinde dinsizliğe, kaba sofuluğa, riyâkar taassuba cihad açmıştı. Akif için din, doğruluk ve ilerlemekti. Akif öteki şâirler gibi ne aşk ve garamdan, ne çemenlerden bahsetmiş, böyle bir şiir yazmamıştır. Akif şiirle vaazeden bir müttaki, bir ahlâkçı idi... Bir predikatör gibi halkı ahlâken yükseltmeye uğraşırdı."
 
Mithat Cemal KUNTAY:
 
"Ben bu "Mehmed Akif'leri sevdim:
 
* Politikanın Müslümanı olmayan Mehmed Akif'i;
* Hayatı boyunca bir tek yüzü olan Mehmed Akif'i;
* Tenkide, itiraza, tartışmaya, kusurlarını konuşmaya katlanan Mehmed Akif'i;
* Sırrınızı, menfatinizi, maddî ve mânevî mukaddesatınızı emanet edebileceğiniz Mehmed Akif'i;
* Bir çocuk kadar temiz ve bir kadın kadar ince olan Mehmed Akif'i."
 
Eşref EDİP:
 
"Akif, aruzun Mimar Sinan'ıdır. Aruz mimarı olarak, Akif tektir. Aruzda yüz katlı binalar kurar. Akif'ten evvel hiç kimse, bu derece ayağa kalkan bir nazmın sayısız katlarından ufuklara bakmadı.
 
Aruzun içine derûnî bir aruzun musikîsini soktu. Güftesini bırakın, onun bazı şiirleri beste olarak da eserdir."
 
Şükufe NİHAL:
"Akif, dönmedi. Paraya, mevkie yaltaklanmadı. Vicdanına hıyanet etmedi; gururunu çiğnemedi, insan kaldı. Hak bellediği yolda yalnız gitti."
 
 
Prof. Fuat KÖPRÜLÜ:
 
"İslâm ittihadının müterennimi olan Mehmed Akif, aruz vezninin kıyas kabul etmez bir üstadıdır. Halk hayatını sâde bir lisanla en reailist bir şekilde tasvir eder. Bazan çok kuvvetli bir lirizme yükselen Akif, Garp şiirinin tesiri altında kalmamıştır. O, halk içinde yetişen demokrat bir şâirdir.
Türk şiiri birbirine benzemeyen bu üç şâirin (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Mehmed Akif) tesiri altında,Tevfik Fikret ve muakiplerinin mahdut dairesinden kurtularak muhtelif temayüller almak istidadını gösterdi."
 
Orhan Seyfi ORHON:
 
"Türk edebiyatına hakikî erkek sesini o getirdi. Dar kafes içinde şakıyan Türk şiiri, hayatın sesini onun feryatlarıyla bize duyurdu.
Alev gibi çırpınan bir kalbin içinden geçerek fikrin nasıl şiir olabileceğini ilk defa o gösterdi."
 
Kâzım KARABEKİR PAŞA:
 
"İttihad-ı İslâm dâvasını İslâmlık kadrosu içinde şiirle neşir ve telkin eden en samimi ve heyecanlı şâirimiz Mehmed Akif'tir.
Akif, benimsediği bir davâya ne kadar candan bağlanan bir şahsiyet olduğunu "İstiklâl Marşı'nda gösteriyor."
 
Peyami SAFA:
 
"Vatanın dünden bugüne kalan en yüksek sesi Namık Kemal'se, onunla beraber, bugünden yarına kalacak ses de Mehmed Akif'indir.
..... Kemal'in siyasî ahlâkını ve hürriyet idealini Mehmed Akif'in içtimâî ahlâkı ve fazilet aşkı tamamlıyordu."
 
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU:
 
"Son şâirlerin ve mütefekkirlerin meyanında hiç kimse, noksanlarımızı, zaaflarımızı, ilim, irfan, medeniyet ve ümran sahasındaki tedennimizi ve bazı ahlâkî tereddîlerimizi Mehmed Akif Bey kadar şiddetli ve hiddetli yüzümüze vurmamıştır. Onun kalemindeki ve infial ve bu tervehhür ise, dâima terakkî, tekâmül gibi medenî ve ilmî mefhumlar namına vuku bulmuştur.
Ümmetçi ve Şeriatçı olmak, Akif için bir nakise değil, bir meziyettir..."
 
Prof. Ferit KAM:
 
"Şiirlerinin güzelliği güneşin güzelliği kadar zahirdir."
 
Abidin DÂVER:
 
"Memleketimizde, İstiklâl Marşı'nı bütün talebelere ezberletiyorlar mı bilemem? Elbette marşın güftesini tamam olarak çocuklara öğreten arkadaşlar vardı. Şayet bunu yapmayan öğretmenler varsa, onlardan rica ederim, İstiklâl Marşı'nı bütün talebelerine ezberletsinler.
 
Türk'ün İstiklâl Harbi bir harikâdır; İstiklâl Marşı da, o harikânın harikâlı şiiri ve on kıt'a içine sığdırılmış tarihidir."
 
Behçet Kemal ÇAĞLAR:
 
"Sanatta inanmanın ana şart olduğu; gün geçtikçe her başa yerleşiyor, her göze çarpıyor.
İnanmak lâzım. Terennüm etmek için sevmek ve inanmak... İnsana konuşabilen hayvandır, derlerdi. Biz, insan, inanabilmekle hayvandan ayrılandır diyoruz.
 
İnanmayan zekâ, bir maymun zekasından farksızdır; sivri ve maymun zekâya kıymet verenlerden değiliz.
 
İnanmak, insanlığın; inanmak şairliğin; inanmak, dürüstlüğün ilk şartı...
 
Hiç inanmayandansa, inanmak kabiliyetini kaybetmiş olandansa, inandığımız şeylerin büsbütün zıddına inananları yanımızda, yakınımızda görmeyi bin kez tercih ederiz.
 
Onun içindir ki; hiçbir şeye inanmadığı, inanmak hassasını kaybettiği için adam yerine koymadığımız bir çok dejenere değerciklere dudak bükerken, dâvamızın aksi dâvâya saplanmış olanları bile sayıyoruz ve saygı ile anıyoruz.
 
Mehmed Akif'e gelince; bu, o müstesna, yüksek insanlarımızdan ve sanatkârlarımızdandır ki; Milletimizin en kara günlerinde mısraları imanımızın, ümidimizin birer remzi halinde dudaklarımızda yaşamış, kalbimize hâkkolmuştur."
 
İbrahim Alaeddin GÖVSA:
 
"Türk halk dilini onun kadar munis ve tabiî kullanan olmadığı gibi, Türk halkının gönlünü onun derecesinde doğrulukla ve samimiyetle konuşturan bir şâirimiz yetişmemişti. Öyle sanıyorum ki, Safahat, şark ufuklarında akisleri asırlarca dalgalanmaya namzet bir şaheser olarak kalacaktır."
 
İsmail Habib SEVÜK:
 
"Akif, Türk fonetiğini ilk kullanan şâirdir. Aruza hâkimiyeti itibariyle bütün mâziden beri kalkıp gelen yedi asrın en büyük irtifaıdır."
 
== Kaynaklar ==
*Mehmet Akif Hakında Söylenen Sözlere ilişkin kaynak www.aruz.com sitesidir.[http://www.aruz.com/m_akif/makif-hsoylenenler.htm]
 
{{Vikiler|
Anonim kullanıcı