"Hayat" sayfasının sürümleri arasındaki fark

16.830 bayt eklendi ,  12 yıl önce
değişiklik özeti yok
*Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekleri yerindeyse, her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder.
*Insan, büyük bir hayretle, binlerce yıllık varolmayıştan sonra birdenbire var olduğunu görür; bir süre yaşar; ve sonra yeniden yok olması gereken aynı oranda uzun zaman gelir.
 
== [[Mehmet Murat İldan]] ==
 
* Tiyatro oyunlarına gitmeler, dans etmeler, birkaç dostla şarap içmeler, bunlar yaşamın küçük zevkleridir, ama işte böyle küçük keyiflerdir zaten yaşamı anlamlı ve yaşanabilir kılan.
* Hayat, korkakları sevmez.
* Dumanı tüten sıcacık bir ekmeği iki sempatik yumurcakla birlikte sonsuz bir iştahla ısırmak, paylaşmak! Keyifli bir annenin söylediği şarkıyı dinlemek! İşte hayat bu! Bize basit gibi gelen ne varsa hayatın bütün güzelliği orada gizlidir.
* Hayatın bazı anlamlı ve özel günlerinde adeta bütün güzellikler bir sıraya dizilirler ve art arda, tıpkı bir ordunun askerleri gibi geçiş töreni yaparlar. İnsan bunların arkasının hiç kesilmeyeceğini düşünür ve bu umut dolu düşünceyle saadetin doruklarına doğru hızla tırmanır.
* Başkalarını memnun edeyim derken insan kendi hayatını mahveder.
* Hayat bilinmez, hiç bilinmez!.. Şartlar zorlarsa, çıplak ayaklarla korların üzerinde de pekâlâ yürünür. Şu dünya ne zamandan beri bizi dinler ki? Biz kendi bildiğimizi okuruz, hayat da kendi bildiğini! Bu bir çeşit düellodur. Sonuçta ne olur, şimdiden kestirilemez. Ama önemli olan, hemen teslim olmamaktır, kahramanca vuruşmaktır koşullar bunu gerektirdiğinde; korkakça kabullenmemektir etrafımızda kümelenmiş yerli yersiz bir sürü delinin veyahut toplumun zorla giydirmeğe çalıştığı dar elbiseleri üzerimize.
* Yaşandıkça görülür ki, hayat peri masallarındaki gibi değildir; onun bir kesitinin masallardaki gibi harika bir şekilde yaşanmış olması da bizi hiç tatmin etmez; gelip geçmiş olan güzel günler mutluluktan ziyade acı tebessümler verir bize.
* Bir sabah horoz ötecek, sararmış yaprak ağacından düşecek; o yaprağın düşüşünü belki sadece oradan uçmakta olan bir saksağan ve yalnızca birkaç saniye görecek… yaşam budur.
* Odamın tavanında bir örümcek hızla ağ örüyor; bazen mumu yaklaştırıp onu dikkatle izlerim, öylesine soğukkanlı bir katildir bu!.. Yaşama bir örümcek kadar soğukkanlı bakabilsek, kederin kızgın yağları bizim üzerimizden soğuk sular gibi akıp giderlerdi.
* Şu yaşımıza ne kadar çabuk geldik değil mi? Daha dün sokaklarda top oynamıyor muyduk? Hayat bir kızakmış meğerse, hızla kayan bir kızak!..
* Geçen zaman geri gelmez, kaçan fırsatlar da yeniden karşımıza çıkmazlar! Kim bu kanunu bilir ve bu kanuna uygun yaşarsa, onun yaşamı bilgece bir yaşamdır.
* Yaşamın her anı bir tecrübe ve bir aydınlanma seansıdır, fakat yalnızca bunu değerlendirebilenler için!.. Yaşama boş gözlerle bakan, onun hiçbir anından hiçbir ders çıkaramaz; yaşama meraklı ve araştırıcı gözlerle bakan biri ise, yolda ilerlerken araba tekerleğinin altında ezilen bir böceği gördüğünde bile buradan hayat üzerine çok şeyler çıkarabilir.
* Yaşam, bir stratejidir; bir yöntem belirleyip onu uygulamaktır.
* "Okulu bitirip hayata atılmak" cümlesi bana hep tuhaf gelir, çünkü bu sadece bir illüzyondur. İnsan hayata bir kez atılır, o da doğduğu zamandır. Hayatın her anı hayatın ta kendisidir. Bir kayanın üzerinde heykel gibi otursanız da hayatın içindesinizdir, diskoda dans ederken de, yolda yürürken de, maç seyrederken de. Hayatta en önemli mesele ise "Farkındalık" olayıdır. Farkındalık yoksa, hayat da yoktur. Yürürken ayağınızın altındaki bir gelinciğin farkında olmak, yanınızdan uçup giden bir sineğin farkında olmak... İşte gerçek hayat budur, gerçek yaşanmışlık ancak farkındalıkla sağlanabilir.
* Yaşamın en temel hedeflerinden biri yaşanan tecrübelerden yola çıkarak "İnsan kalitesi" bağlamında yükselmektir. “Alt insandan” “Üst insana” geçiş için bu kalite yükselişi şarttır. Yırtıcı, yalancı, küçük hesapçı, defolu karakterli, basit ve müthiş aç gözlü "Alt insan" egemenliğinden yeni bir dünyaya, uygar bir dünyaya geçişin yolu budur.
* Yaşam, bir pürüzler zinciridir! Önemli olan bu pürüzlerin altında kalmamaktır, onları gidermek için çabalamaktır. Pürüzsüz hayat masallarda bile yoktur. İnsan bu pürüzlerle, bu engellerle mücadele ederken güçlenir. Hiçbir dalganın insanın kendi boyundan yüksek olup onu yıkacağını düşünmemek ve gelen her dev dalganın üzerine çıkıp onu aşacağına sarsılmaz bir kuvvetle inanmak... Hayattaki temel yaşam psikolojisi bu olmalıdır.
* Yaşam tektir, ölüm sonrası kesin ve mutlak bir yok oluştur.
* Yaşamla kumar oynamak benim felsefemde yoktur. Ben yaşamı ciddiye alırım, çünkü onu seviyorum ve elimizde ondan başka da bir şey yoktur. Yaşamı ciddiye almamak sadece bir palyaçoluktur, çünkü yaşam en değerli armağandır.
* Hayat, sıcak zaman çayının içine düşen tatlı bir küp şekeri gibidir; saniyelerden fazla direnemez eriyip gitmeye.
* Hayat, sürprizleri çok sever, çünkü hayat kaostur, o yüzden özellikle kötü sürprizlere en azından psikolojik olarak her zaman hazırlıklı olmak gerek.
* Ateşten raylar üzerinde yol almaya çalışan, samandan yapılmış bir trendir hayat; bir arpa boyu bile ilerleyemeden kül olup gider.
* Hayat, suluboyayla yapılmış nazik bir tablodur; üzerine zaman yağmurlarının tombul kürecikleri düştükçe sulanıp, silinip gider.
* Yaşam, dört duvar arasında bir sağa bir sola “zaman” kedisinden kaçmaya çalışan zavallı bir faredir.
* Bir sabun köpüğü düşünün, ona bakarsınız, fakat her an patlayacağını bilirsiniz; yaşam da böyledir. O, şimdi vardır ve şimdi yoktur; o, şimdi beyazdır ve şimdi siyahtır.
* Bir başkasının hayatındaki ayrıntılar başkaları için çok bir şey ifade etmez; fakat oradan çıkarılmış dersler, oradan yakalanmış ışıklar önemlidir. Çünkü bir başkasının yaşamından tutuşturduğunuz bir meşale kişinin kendi yaşamındaki bir karanlığı aydınlatabilir.
* Yaşamda bir lotus çiçeği olmak gerçekten güzel bir şey; fakat bir lotus çiçeğini birisi gelip ezebilir. O halde yaşamda lotus çiçeği olarak kalınmaması gereken anlar da vardır. Biri sizi örs üzerindeki yumuşak bir metal olarak gördüğünde balyoz olmak gerekebilir. Balyoz olmak kötüdür, kabadır, ama bir gün, bir an gerekebilir, ve işte o an, o dönemde balyoz olmazsanız sizi örs üzerindeki o yumuşak metal sananlar fütursuzca sizi ezer ve şekillendirirler. Fırtına çıktığında yere sağlam tutunmak için pençeleriniz olmalıdır.
* Yaşamın en önemli amaçlarından biri daha iyi, daha kaliteli bir insan olabilmektir.
* Bir kelebek kadar ancak yaşıyoruz. Hiç olmazsa kelebek hür; kısacık bir hayat yaşasa bile istediği rüzgârın önünde uçabiliyor, istediği çiçeklerin üzerine konabiliyor, hortumunu zevkle daldırıp iştahla balözünü emiyor.
* Hayatta karşılaştığımız zorlukları bizi geliştiren mekanizmalar olarak görmemiz gerekir. Astronotlar uzaya çıktıklarında düzenli olarak egzersiz yapmak zorundadırlar, çünkü uzay yerçekimsiz bir ortamdır. Yerçekimi bize güçlük çıkarır, bizi baskı altına alır, bizi aşağı çeker ve bu baskılar, bu güçlükler kaslarımızı ve kemiklerimizi geliştirirler. Yerçekimsizlik ortamında kemikler incelir ve kırılırlar. Yaşamın zorlukları, bizi güçlendiren önemli mekanizmalardır. Ne zaman bir güçlükle karşılaşsak, hep yerçekimini düşünmeliyiz. Onlar bizi daha kuvvetli yapmaktadırlar.
* Hayatta önemli olan “Yapılacaklar listesi” hazırlamaktan ziyade o listeleri gerçeğe dönüştürmek, fırsatları iyi kullanmaktır. Hayatta bazı fırsatlar insanın önüne sadece bir kez gelir. Bazı özel insanlara hayatta sadece bir kez rastlanılır. Yaşam, fırsatları sağanak yağmur halinde bize sunmaz. Çok özel fırsatlar çöldeki sular gibidir ve gerçekten kıttırlar.
* Sağanak yağmura hazırlıksız yakalanıp dere yataklarında boğulan çok sayıda kaplumbağa olur. Yaşam, her şey ve herkes için acımasızdır. Her şey ve herkes bir an vardır, bir an yoktur.
* Yaşam bir kıvılcımdır ve sadece bilim bu kıvılcımın gür bir ateşe dönüşmesini sağlayabilir.
* Güzel bir yaşam yarattık diyelim; mutlu bir hayat sürüyoruz; harika bir evimiz, ailemiz ve bahçemiz var; her şeyi yoluna koyduk, ama bunu ne kadar sürdürebiliriz? Sürdürülebilirlik sorunumuz var! Yaşamı seviyoruz, yaşamaya aşığız ve onu uzatmak zorundayız.
* Ünlenmek, nice başarılar elde etmek benim için bir amaç değil. Şöhret anlamsızdır, saçmadır, sıkıcı ve yapışkandır. Varoluşun güzelliklerinin kalıcı olduğu bir zamanı yakalamak, sıra dışılığa rağmen sıradan olmak; sıradan, gösterişsiz, farkındalıkla dolu bir hayat yaşamak, tabiattaki güzelliklerin huzuru içerisinde yitip gitmek, bir derenin soğuk sularında dirilmek, geceleri ay ışığında gezinmek ve bunları yalnızca özel insanlarla paylaşmak... Yaşam budur… benim için en büyük değer bunlardır.
* Hayat, bazen zorunlu bazen de gönüllü olarak yapılmış bir tercihler zinciridir.
* Yaşam sıkıcı değildir, onu sıkıcı yapan biziz ve onu eğlenceli yapacak olan da yine biziz.
* Yaşamın en temel gerçeği yaşamda hiçbir şeyin garantisinin olmamasıdır.
* Resmi hayat çok sıkıcıdır, başbakan olmak, bakan olmak, vali olmak çok sıkıcıdır, resmiyetle sınırlanmış bir hayat gerçekten çok sıkıcıdır. Tanrı insanı resmi yaşamdan korusun!.. Resmi yaşam özgürlüğü öldürür, insanı bir cesede dönüştürür, resmi bir cesede!..
* Yaşadıkça her şey mümkündür, her şey yalnızca yaşadıkça mümkündür.
* Sürekli olarak var olan şey gerçektir, süreklilik taşımayan bir şey gerçek değildir. Yaşam bir düştür, gerçek değildir. Eğer onu sürekli kılmayı başarabilirsek, ki bu başarılacaktır, işte o zaman yaşam gerçek olacaktır. Ben bir düşüm! Bu satırları aslında bir düş, bir rüya, bahar dallarının arasından süzülen rüzgârın fısıltısı, çiçeklerin, sümbüllerin, güllerin, karanfillerin uçup giden kokusu ya da bir siluet, bir gölge yazıyor. Ama bu düşün, bu rüyanın, bu fısıltının, bu esintinin kendisini gerçek kılma, kendisini gerçeğe dönüştürme yeteneği var. Bu düşün, insanoğlu dediğimiz düşün, hayat dediğimiz rüyanın, çiçeğin, siluetin en önemli yanı budur! O, gerçeğe dönüşebilir! İnsanoğlunun hayalinin gerçekleşmesi demek, insanoğlunun hayalden gerçeğe dönüşmesi demektir! 80 yıl yaşamak hayaldir, 90 yıl yaşamak da hayaldir. 200 yıl yaşayan bir kaplumbağa insana göre daha gerçektir! Ama kaplumbağa evrimsel bir sıçrama yapmazsa her zaman bir hayal olarak kalacak! Oysa insanın bu hayal hapishanesinden kurtulma şansı var. Biz, bu mahkûmiyeti reddediyoruz ve bu hapishaneden kurtulacağız. Kısacık yaşam, insanoğlunun ayağındaki tek ve en gerçek prangadır. Bu prangayı oraya “Evrim” takmıştır, o sonsuz rastlantılar zinciri takmıştır, biz çıkaracağız!.. Bir şey takılmışsa, çıkarılabilir de.
* İnsanın kendi canı öyle tatlıdır ki, bal bile onun yanında çok tuzlu kalır. Meyvelerin en lezzetlisi, mücevherlerin en değerlisi candır, hayattır.
* Hayat bir tahterevallidir; birinin bahtı aşağı inerken ötekininki yükselir.
* Hayat yolunda çukurlarla, olumsuzluklarla karşılaşan çoğu insan gökyüzüne isyankâr bakışlar fırlatır.
* Her şeyin kötü gittiği anlarda yaşamak ezici bir yük, boğucu bir ip gibi görünür insana. O yükü boşaltmak, o ipi kopartıp rahatlamak arzusuyla alev alev yanar insan.
* Hayatın sürekli düz bir çizgi halinde sürüp gittiği nerede görülmüştür? Her şeyin güzel gittiği neşeli bir gün bir bakarsınız hayat eğri büğrü çizgiler çizmeye başlamış!
* Hayat dediğimiz bir büyük koşuşturmaca! Herkes sanki başlarına iri üzüm taneleri büyüklüğünde dolu yağıyormuşçasına ya da sinirli bir eşek arısı ordusundan kaçıyormuşçasına sağa sola koşuşturur, ölünceye dek de koşuşturacaktır bu insanlar; son nefeslerini verirlerken, son dualarını yaparlarken bile koşmak isteyeceklerdir; bu sürekli koşuşturma, bu sürekli telâş ve panik hali insanoğlunun ebedî bir hastalığıdır.
* Yaşam, bir satranç oyunundaki gibi sonsuz olasılıklar içerir; bu olasılıklardan hangilerinin gerçekleşeceği ise kocaman bir meçhuldür. Her şey olabilir ve de hiçbir şey olmayabilir, yaşam budur, yasa budur.
* Bu dünyada hiçbir şeyin garantisi hiçbir zaman olmamıştır. Her olasılık mümkündür. Eli öpülen adamların, gün gelir suratlarına tükürülür! Omuzda taşınanlar, zaman gelir ayaklar altında şarap üzümleri gibi çiğnenirler.
* Hayatın bazı dönemlerinde insanın önüne bir takım karmaşık, sisli puslu, gizemli yollar çıkar, bunların bazıları bizi felâkete, bazıları saadete götürür.
* Hayata küsmek akıllı insanların işi değildir; o iş aptalların, zayıf karakterlilerin, püf diye üflenince yere yıkılan, kâğıttan, kartondan yapılma dayanıksız insanların işidir.
* Her zaman yapılacak çok iş var; yaşam duramaz, akmalıdır, çünkü durgunluk ölümdür.
* Hayat, başka türlü olabilecekken böyle olmanın ta kendisidir.
* Hayatın en acıklı durumlarında bile gülünebilecek bir şeyler var. Hayatta yaşanılan pek çok trajik olay bir buzlu camdır zaten ve bu buzlu camın arkasından dikkatlice bakınca insan belli belirsiz komik olan bir şeyler de görür.
* Yaşamımızdaki sorunların çoğu yapaydır; biz onları gözümüzde büyüttüğümüz için onlar var olurlar.
* Samanların üzerine düşen taze bir çiçek şunu iyi anlar ki hep yükseklerde kalınmaz; birdenbire, harmanda parçalanmış kuru ekin saplarının arasına da pekâlâ düşülebilir; yaşam, yavaş yükselişleri izleyen hızlı düşüşlerden ibaret bir “Yağmur oyunudur” zaten. Gökyüzünde asılı tertemiz su zerrecikleri hep orada kalmazlar, uğursuz bir an gelir, bulutların beyaz sarayından balçıkların, bataklıkların, çöplüklerin, samanların içine sonsuz ıstıraplar duyarak, korkunç azaplar çekerek tepetaklak düşüverirler.
* Yaşamın bazı talihsiz anları vardır ki, insan o anlarda meleklerin bütün güçleriyle bağırarak uyarmalarını işitmez, yalnızca şeytanın fısıltılarını duyar. Bülbüller öterken insan kimi zaman sadece kargaların cırtlak seslerine kulak verir.
* İçinde siyahlık, grilik olmayan hiçbir edebi eser gerçekçi olma iddiası taşıyamaz. Üzüntü gridir, ağlamak gridir, aldatılmak gridir, alçaklık siyahtır, intikam siyahtır, cinayet siyahtır. Bunlar yaşamın hâkim renkleridir, bunlar yaşamın zorba efendileridir; insanoğlunun hayatı asla pembenin hâkim olduğu bir hayat olmamıştır ve olacağına dair de hiçbir belirti görünmüyor ortalıkta.
* Hayatta herkes birilerini aldatmaya, kandırmaya, acımasızca ezmeye, defterini dürmeye çalışır; hayat, dehşetli tuzaklarla, çirkin entrikalarla ve maskeli yüzlerle doludur.
* Hayatta önemsiz gibi görünen cılız ayrıntılar, önemce üçüncü, beşinci, onuncu derecedeymiş gibi görünen detaylar çoğu kez hayatı şekillendiren büyük ırmaklara, büyük depremlere dönüşebiliyorlar. Koca ateşlerin küçük kıvılcımlardan, büyük hastalıkların minicik mikroplardan çıkması da küçük olanın gücünün de küçük olmadığı anlamına geliyor zaten.
* Yaşamın bazı ehemmiyetsiz ayrıntıları Tsunami dalgaları gibi epeyce bir süre sinsice, esrarengiz bir şekilde dipten ilerlerler ve nihayetinde alttan yükselip devleşir, önlerine çıkan ne varsa silip süpürebilecek boyutlara ulaşırlar. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak değersiz şeylermiş gibi duran pek çok detay, paradoksal bir şekilde yaşamda büyük felaketler, ciddi sonuçlar doğuracak kadar etkili olurlar.
* Hayatta esas olan her zaman ayakta dimdik durabilmektir; bazen insanı ayakta tutan en sağlam destek de hissiz olmaktır. His dediğimiz kimi zaman bir soytarıdır; kontrol, her zaman kralın, yani mantığın elinde olmalıdır.
* Hayatımız öylesine hassas, öylesine çıtkırıldım dengeler üzerine kurulu ki!.. Cambaz gibi bir ipte yürümeye çalışıyoruz; kıldan ince bir ipte. Bir hata, bir dalgınlık... Yaşamak zor! Ölümün kokuşmuş nefesi her an ensemizdedir.
* Hayatı anlamlı kılan şeyler zorluklardır! Hayat ter dökünce, eller nasır tutunca güzeldir; kolay bir dünya sahte bir dünyadır; düz yollar insanı sıkar, engebeler, yokuşlar ve çukurlar yaşamı güzelleştirir.
 
{{Vikiler|
commons= |
47

değişiklik