"Alfred Adler" sayfasının sürümleri arasındaki fark

5.099 bayt eklendi ,  11 yıl önce
k (Bot değişikliği Değiştiriliyor: bg:Алфред Адлeр)
 
== İnsanı Tanıma Sanatı ==
 
*İnsan iradesi özgür değildir. İşin doğrusu, bir amaca bağlanır bağlanmaz insan iradesi özgürlüğünü yitirecektir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:39, Say yayınları, 2002'')
 
*Bir insanın devinimlerinin yöneldiği amaç, o insanın çocukken dış dünyadan aldığı izlenimlerin etkisi altında gelişip ortaya çıkar.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:41, Say yayınları, 2002'')
 
*Henüz anlaşılmamış biçimde de olsa din'in de toplu yaşama zorunluğundan doğduğu görülür; dinde kutsanmış toplu yaşam biçimleri, anlayıcı ve kavrayıcı düşüncenin yerine geçerek bireyler arasında bağlayıcı öge rolünü oynar.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:46, Say yayınları, 2002'')
 
*Her isteyiş, bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir, insanda bir doyum, bir hoşnutluk, bir yeterlilik sağlama eğilim ve dürtüsünün doğmasına yol açar.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:50, Say yayınları, 2002'')
 
*Örneğin moral gücünü yitirmiş pısırık bir ortamda büyüyen çocuklarda böyle bir durumla karşılaşırız; çevrenin aşırı kötümserliği kolaylıkla çevreden çocuğa geçer.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:55, Say yayınları, 2002'')
 
*Çocuğun aile çevresindeki bir kişiye göstereceği aşırı sevginin hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gerekir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:59, Say yayınları, 2002'')
 
*Bazı çocuklar aşırı derecede huysuzluğu kaçarak dikkati üzerlerine çekmek isterken, daha çok y ada daha az kurnaz kimileri aşırı derecede uslu davranarak aynı amaca varmaya çalışırlar.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:59, Say yayınları, 2002'')
 
*Sanrı, ruhsal berilimin alabildiğine büyük boyutlara ulaştığı, insanın amacından itilip uzaklaştırılacağı korkusuna kapıldığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:71, Say yayınları, 2002'')
 
*Hayatta birçok kötü olayla karşılaşmış güçsüz çocukların hayal gücü üstün düzeydedir; böylesi çocuklar, düş kurup dururlar hep.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:75, Say yayınları, 2002'')
 
*Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:79, Say yayınları, 2002'')
 
*Bir başkasını etkilemenin en iyi yolu, o kişiyi hak ve çıkarlarını garanti altına alınmış hissedeceği bir ruh durumuna sokmaktır.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:79, Say yayınları, 2002'')
 
*Her ruhsal yaşamın başında az çok bir aşağılık duygusunun yer aldığını kabul etmek gerekecektir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:86, Say yayınları, 2002'')
 
*İki kişinin aynı şeyi yapması, aynı şey değildir; ama aynı şeyi yapmasalar da, yaptıkları aynı şey olabilir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:97, Say yayınları, 2002'')
 
*Oyun oynamaktan kaçan çocukların ruhsal gelişimlerinde her zaman bir aksaklık sözkonusudur.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002'')
 
*Bütün oyunlarda gelecek için hazırlık özelliği açığa vurur kendini. Örneğin çocuğun oyun karşısındaki tutumunda, oynayacağı oyunun seçiminde ve ona verdiği önemde bu durumu gözlemleyebiliriz.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002'')
 
*Dikkat, ilgi duyulan bir nesnenin belirli bir amaçla ele geçirilmesini sağlayan bir araçtır.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002'')
 
*İhmâl, toplumsallık duygusunun bir eksiğidir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:113, Say yayınları, 2002'')
 
*Kendilerini ezik durumda hissedenlerin yaşamın küçük bir kesitinden dışarı çıkamayanlar arasında yer alacağını, hayattan biraz yüz çevirmiş kişilerin yaşamın sorunlarını, yaşama gereği gibi ayak uyduranlar kadar açık seçik göremeyeceğini söyleyebiliriz.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:115, Say yayınları, 2002'')
 
*Hayatın tek tek olayları bakımından sıklıkla gözlemlediğimiz bir şey var ki, o da bazı kimselerin yaşam konusunda kendilerinde varolan yeteneklerden haberlerinin bulunmayışı ve ilgili yetenekleri küçümsemeleridir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:115, Say yayınları, 2002'')
 
*Özetlersek diyebiliriz ki, düş, düşü görenin kafasının bir sorunla meşgul olduğunu, ayrıca bu sorun karşısında ne gibi bir tutum takındığını ortaya koyar. Düşte düşü görenin çevresine karşı tutumunu etkileyen toplumsallık duygusu ve güçlülük eğilimi gibi iki etken özellikle rol oynar, en azından bunların düşte hafiften izlerini ele geçirmek mümkündür.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:132, Say yayınları, 2002'')
 
*Bir insanın değeri, toplumsal işbölümünde üzerine düşen yeri ne ölçüde doldurduğuna bakılarak belirlenir.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:136, Say yayınları, 2002'')
 
*Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği "arkadaşlıktır".
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:159, Say yayınları, 2002'')
 
*Bazen insanlar, kendini beğenmişlik ya da kibir sözcüğü yerine kulağa daha hoş gelen hırs sözcüğünü kullanarak kendilerini biraz temize çıkarmaya çalışırlar.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:200, Say yayınları, 2002'')
 
*Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.
:(''İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:146, Say yayınları, 2002'')
 
*Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir.
Anonim kullanıcı