Ana menüyü aç

Ağlama Değmez Hayat, Fuat Özlüer ve Safa Önal'ın senaryosunu yazdığı, Mehmet Bozkuş'un yönettiği 1969 yapımı Türk filmidir.

DiyaloglarDüzenle

[Osman arabası ile giderken trafik polisini görür ve aracı zorda olsa durdurur.]
Osman: Afedersin abi korkuttum galiba.
Polis: Bu arabayla nasıl sefere çıkarsın?
Osman: Ayıp ettin abi!
Polis: Az evvel tesadüfen durdurabildin.
Osman: Bakma manzarası yengendir ama bir gazladın mı aya bile gider astronot eder insanı.
Polis: Çene çalmayı bırak da şu hurdayı işletmeye bak, stop lambaları ne alemde?
Osman: Her bi' tarafı saat gibi dedim ya be abi.
(Polis aracın arkasına doğru gidip lambaları kontrol eder.)
Polis: Yandığı falan yok bunun, el ve ayak frenleri ne alemde?
Osman: Yav sen boşver şimdi frenlerin vaziyeti coğrafyasını da şoförün markasına bak. Açsana abi şunu, dışarıdan açılır o. (Elini camdan çıkartarak kapının kolunu dışarıdan çeker.) Evelallah yani trafiği yemleyerek böyle ehliyet koparmış vites fukarası şoförlerden değilizdir. Adımız şeytan kulağına kurşun "Pilot Osman"a çıkmıştır ki ne diyorum sana abicimm.
Polis: Eeeehhh... (eliyle hafif iterek)
Osman: Geziyeti nefis meselesi abicim, başka trafikler abini tanırlar hepsi böyle (Turist Ömer selamı vererek) selam verirler.Sen bizim kalbimizin muhterem yerine cam kırığı serptin abi.
Polis: Gazla bakalım.
Osman: (arabaya binerken) Gazlayalım, gazlaynırsa...
Polis: (sinirli bir şekilde) Gazla be.
(Osman aracı çalışmak için uğraşır.)
Osman: Abi yaptın bir hayır tut bacağından ayır. Bir omuz at şu aslanıma da uykusu açılsın bakiyim.
Polis: Töbe yarabbi...
Osman: Hadi şimdi de sen gazla... (Polis arabayı iterken) Dayan hadii... Bir gayret be abicim, hadi bakiyim...(araba çalışınca) Allah ne muradın varsa versin.

Yolcu: Oğlum ben adliyeye gidiciğim en yakın yer neresiyse haber veriver hayrına.
Osman: Sen merak etme teyzeciğim. Hayırdır inşallah, n'oldu, adliyede ne var ya?
Yolcu: Ev sahibi olacak laftan anlamaz hal bilmezle başım dertte. Evden çık diye tutturdu maksadı kirayı yükseltmek.
Osman: Bilmez miyim, aynı dava benim de başımda. Bu ev sahibi milleti başka türlü bir mal ha yani takımıyla ciğer söker gibi kira aldıkları bir yana olmadık yerde bir de eziyet ediyorlar.
(Arkadaki yolculardan biri birden bağırarak)
AMAN DİKKAT (Osman, Sevim'e çarpar.)
(Osman hemen arabadan inip çarptığı Sevim'in yanına gider.)
Osman: Burası yayaların geçit yeri değil taşıt araçlarının yolu, tutmuş babanın yonca tarlasında dolaşır gibi burada dolaşıyorsun ya sizin yüzünüzden bizim de başımız derde giriyor birader Allah Allah kör müsün ya?
Sevim: Evet körüm affedersiniz.
Osman: Estağfurullah, siz afferdesiniz tabi ben bilemiyordum ki... (Osman ne diyeceğini bilemez)
Sevim: Önemi yok gözlerim görmüyorsa sizin kabahatiniz değil ki.
Osman: Şey yaralı falan değilsiniz dii mi?
Sevim: Merak etmeyin sadece biraz korktum ama o da geçti tablam, içindeki çiçekler dökülmüştür herhalde...
Osman: Yalnız ben sizi şimdi yalnız bırakamam. Hadi beyler araba paydos, buraya kadar beleş geldiniz yeter işte hadi.

Sevim: Kuş ne güzel ötüyor. Yakınımızda olmalı.
Osman: Hem de çok yakın, iki metre bile yok aramızda onla.
Sevim: Hiç kımıldamayalım öyleyse ürküp kaçmasın. Onu göremiyorum, ondan daha yakınımdan olan bana bu kadar iyi davranan senin yüzünü, etrafı da göremiyorum.
Osman: Bak bebek yakınlarında bir yerdeyiz etraf ıssız buraları çoğunlukla böyle olur zaten yalnız arada sırada sadece...
Sevim: Evet, sadece?
Osman: Kalabalıktan kaçanla baş başa kalmak isteyen çiftler gelir. Öyle on metre kadar ileride bir ağaç var, yirmi metre kadar ileride de bir köşk bu hepsi. Bak sana etrafı anlattım yüzüme gelince onu da görmemekle pek bir şey kaybetmezsin zaten.
Sevim: Kalbi iyi olan insanların yüzleri de çirkin olmazmış.

(Sevim ile Cemil, Osman'ın sürdüğü arabada gitmektedir)
Cemil: Beni hiç düşünmüyor musun? Kararını hala vermedin mi?
Sevim: Ne kararı?
Cemil: Sana olan aşkıma vereceğin cevap.
Sevim: Şeyy.. Özür dilerim Cemil bey onu, onu hiç unutamıyorum.
Cemil: Ama o seni baksana çoktan unuttu. Sevim, Sevim, n'olur, n'olur aşkıma karşılık ver. (Arka koltukta Sevim'i sıkıştırmaya çalışır.)
Sevim: Rica ederim kendinize gelin.
Cemil: Sevim seni çok seviyorum. (Öpmeye çalışır.)
Sevim: Bırakın bırakın beni.
(Osman ani bir fren ile arabayı durdurur.)
Osman: Bırak hanımefendiyi.
Cemil: Sana n'oluyor be, işine bak.
(Osman arabadan inerek arka kapının olduğu yere dolanır.)
(Cemil'e) Çık dışarı.
Cemil: Bu ne küstahlık.
Osman: Çık dışarı dedim ulenn. Defolup gitmezsen dağıtırım ağzını burnunu.
(Osman arabaya geri biner ve Sevim'e:) Özür dilerim hanımefendi.
Sevim: Ben size teşekkür ederim, Orhan bey. (Sevim aslında Orhan'ın Osman olduğunu bilmemektedir.)
Osman: Vazifem efendim.

Hüseyin: Köşkümüze hoş geldiniz, Sevim hanım.
Sevim: Köşk mü dediniz?
Hüseyin: Tabi köşkümüz.
Sevim: Demek siz zenginsiniz, köşkünüz var?
(Bu sırada Osman hafif kızarak başını sallamaktadır.)
Hüseyin: Ben boya sanayinin en önemli şahsiyetlerinden biriyim plastik boya fabrikaları sahibiyim.
Sevim: Memnun oldum Hüseyin bey.
Hüseyin: Esasen ben memnun oldum. Arkadaşımız Arif Amca da gıda sanayide tanınmış bir firmanın sahibidir.
Sevim: Memnun oldum Arif Amca.
Arif Amca: Ben de memnun oldum kızım.
Hüseyin: Osman Bey de...
(Osman daha fazla dayanamaz)
Osman: Ya sus artık bee... Yukarıda konuşuruz kendimizi metheder gibi böyle.
Hüseyin: Haklısınız Osman bey birden çoştum da.
(Hep birlikte merdivenlerden çıkarak üst kattaki odaya giderler bu sırada Sevim'i oturtturdukları eski koltuğun kolu kırılır.)
Osman: Kusura bakmayın sağlam değildir ama antika, saray işi. (Bu sırada Hüseyin'e kaş göz yapar) Üstelikte ecdad yadigarı.
Sevim: Yoksa ben mi sebep oldum kırılmasına?
Arif Amca: Ne münasebet evladım, zaten sakattı bütün takım. Öyle fakat antika diye hiç kimse el sürmeye, tamire cesaret edemiyor.
Osman: Çünki koltukların her bir tekine 50'şer bin lira teklif ettiler ama biz tabi böyle birkaç yüz bin liracık için ecdad yadigarı şeylerimizi imkanı yok harcamadık.Buyrun şöyle buyrun.
Arif Amca: Ey ahçı başı! Akşama misafirimiz var, yemekler ona göre hazırlansın, sofrada eksik bir şey bulursam karışmam sonra.
(Hüseyin odanın diğer tarafına sessizce gider ve sesini değiştirerek)
Hüseyin: Emredersiniz beyefendi lakin elektirkli fırın tamirde hafif bir şey hazırlıycam.
Osman: Yavv Allah Allah uzatma şu lafı ne hazırlayacaksan hazırla Allah Allah...
Sevim: Hepiniz çok iyisiniz teşekkür ederim. (Bu sırada Sevim ayağa kalkar) Fakat benim de sizlerden bir isteğim var misafir yerine koymasanız daha rahat ediciğim.
Arif Amca: O da olur ama bugünlük misafir sayılırsın kızcağız, sonra bu vesileyle şöyle güzel bir ziyafet çekmiş oluruz kendimize.
(Hüseyin sinirlenir arkadan el kol hareketleri yapmaya başlar.)
Osman: Tabi ya çünkü bu sıhhat meselesi insan fazla yememeli az ye çok yaşa vücut böyle formda kalsın. (Bu sırada Arif Amca'yı eliyle baştan aşağı gösterir.)

Sevim: Ben vaktiyle çiçek satan kimsesiz bir kızdım gözlerimde görmüyordu o zaman.Bir gün, bir bey arabasıyla bana çarptı ve alıp köşküne götürdü.Kendisi gibi fabrikatör olan arkadaşıyla beraber oturuyorlardı.Altın kalpleri vardı üçünün de.Bir gün beni buraya getirmişti Osman nasıl bir yerde olduğumuzu tarif etti.Görmeden kendisine aşık olduğum gibi burayı da görmeden sevdim.Onun da beni sevdiğini sanıyordum.
Pilot Osman: Sevmiyor muymuş?
Sevim: Sadece merhametmiş onun bana karşı duyduğu.
Pilot Osman: Nasıl öğrendiniz bunu?
Sevim: 15000 lira verip gözlerimin görmesini sağlayan ameliyatı yaptırdılar.
Pilot Osman: Hay Allah razı olsun iyi adamlarmış.
Sevim: Ameliyattan önce bir işinin çıktığını söyleyerek gitmişti. Sonra kendilerini aradım. Osman'ın tarifi üzerine o köşkü buldum.Konuşmak bile istemediler.Kapıdan kovdurttular uşaklarına ama haklıydılar ben kimdim ki? Kimsenin yapmayacağı bir iyilik yapmışlardı bana daha fazlasını isteyemezdim.Fakat gönül mantık tanımıyor. Ben hep bekledim belki günün birinde arar diye, aramadı. Sonra talih yüzüme güldü, zengindim artık şöhret sahibiydim ama onun gibi asil değildim.
Pilot Osman: Asil mi?
Sevim: Evet. Keşke fakir biri hatta bir serseri olsaydı, o zaman mutlu olurduk.
Pilot Osman: Dediğiniz gibi fakir bir serseri olsaydı bu sefer de o cesaret edemezdi size gelmeye servetinizi şöhretinizi hayranlarınızı düşünsenize.
Sevim: Bunların hiç birinin önemi yok.Her şeye rağmen bekliycem onun hayaliyle kulaklarımdaki sesiyle yetinicim.
Pilot Osman: Demek onları hala unutmadınız?
Sevim: Unutmak mı? Bir an bile aklımdan çıkarmadım ki.
Pilot Osman: Osman'ı hala eskisi gibi seviyor musunuz?
Sevim: Eskisinden daha çok.
Pilot Osman: Olmaz ya mesela diyelim; bu adamlar şimdi fakir ve gariban kişilerse siz de bu halinizle, bu mevkinizle onları kabullenir misiniz?
Sevim: Ben bugünümü onlara borçluyum.
Pilot Osman: Estağfurullah hanımefendi, şey ... yani onların hesabına söyledim.
Sevim: Bazen gözümün açıldığına bile pişman oluyorum.Onların yanında ne mutluydum...
Pilot Osman: Bu insanlar size yakındıysa ben onlarla sizi karşılaştırırsam bana ne verirsiniz?
Sevim: Her şeyimi eğer istersen canımı bile veririm.
Pilot Osman: Hey yavrum hey... Benim garip kuşum Osman karşında.
Sevim: Osman, Osman haa...
Pilot Osman: Evet benim adıyla sanıyla Pilot Osman.
Sevim: Rüyamı görüyorum hayır olamaz.
Pilot Osman: Sevim, sevgilim...
Sevim: Canım her şeyim Osman'ım niye beni daha önce aramadın?
Pilot Osman: O yalanlardan sonra cesaret edemedim.
Sevim: Arif amca, Fiyaka Hüseyin nerede, köşkte mi?
Pilot Osman: Köşk diye anlattığım yerin yıkılmaya yüz tutmuş bir ev olduğunu söylersem şaşırmazsın dii mi?
Sevim: Şaşıracak hal kaldı mı bende... N'olur söyle, bizimkiler nerede?
Pilot Osman: Uzakta değil onlarda çok yakında.
Sevim: Hadi götür beni onlara.
Arif baba: Zahmet etme kızım ben burdayım.
Sevim: Arif baba.
Arif baba: Yavrum.
Hüseyin: Ben de buradayım.
Sevim: Hüseyin abi.
Hüseyin: Nevet benim.
Sevim: Abii
Nimet abla: Beni öpmiycek msin?
Sevim: Nimet abla.
Nimet abla: Hizmetçini unutmamışsın.(Son)

OyuncularDüzenle

Ağlama Değmez Hayat ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.
  • Sadri Alışık - Osman
  • Mine Mutlu - Sevim
  • Önder Somer - Cemil
  • Hüseyin Baradan - Hüseyin
  • Nubar Terziyan - Arif baba
  • Mürüvvet Sim - Nimet abla