Ana menüyü aç

Falih Rıfkı Atay

Türk gazeteci
Falih Rıfkı Atay
Dinliçoğlu Mustafa Rıfkı Bey.jpg
Doğumu
1894
İstanbul, Osmanlı Devleti
Ölümü
20 Mart 1971
İstanbul, Türkiye

Falih Rıfkı Atay (d. 1894 - ö. 20 Mart 1971), Türk gazeteci ve yazar.

SözleriDüzenle

KaynaklıDüzenle

  • Bütün müslümanlık dünyasının gerileme ve çökme sebebi "gâvur" değil "softa"dır.[1]
  • Yalnız akıl hürriyetini sınırlayıcı eğitim ve hukuk birliği ile lâyisizmi sarsıcı her şey Atatürkçülüğe hıyanet etmektir.[1]
  • En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır.[2]
  • Bırakınız, son damlasına kadar, göz yaşlarınızı onun yasında tüketiniz; Atatürk'ün ölümünü görmüş olanlar, bir daha kimin için ağlayacaksınız?[3]
  • Atatürk'ün en büyük gururu Türk milletinin evladı olmaktı.[4]
  • Kudüs kelimesi, Hristiyanlığı akla getirir. Fakat ne Kudüs'te ne de Filistin'de Hristiyanlık diye bir mesele yoktur.[5]
  • Ziya Gökalp parti için itikatlaştırmak istediği esas fikirleri on emre benzer bir şiir kitabında toplamıştı. Rahmetli bu kitabında Allah'tan, Peygamber'den, Talat'tan ve Enver'den bahseder ve partinin yalnız bu iki şahsiyetini putlaştırır. Ona göre Cemal Paşa da fertçi idi.[6]

KaynaksızDüzenle

  • İdealsiz bir millet cansız düşer. Geriye doğru ideal de olmaz.
  • Anayasaya ve medeni kanuna göre kadın ve erkek eşittir. Bir kadın nasıl iki koca alamazsa bir erkek de iki kadın alamaz.
 
Atatürk devrimlerinin iki temel taşı, layisizm ve eğitim birliğidir.
~ Atatürkçülük Nedir?
  • Atatürk devrimlerinin iki temel taşı, layisizm ve eğitim birliğidir. Millet bütün dünya işlerinde ne şeriat ne de herhangi bir ideolojinin baskısı altında olmayarak, yalnız günün şartları içinde kendisi için en yararlıyı düşünerek karar verir: "Öz Atatürkçülük" budur.
    • Atatürkçülük Nedir?
  • Padişah ki aynı zamanda halifedir. Mustafa Kemal'in arkasından giden müslüman değildir, diye hocalara fetva çıkartmıştır. Harb divanı Mustafa Kemal'i ve arkadaşlarını idama mahkum etmiştir.
 
Türk çocukları Sevres andlaşması ile ne olacağımızı ve Lausanne andlaşması ile ne olduğumuzu iyice bilmelidirler.
  • Türk çocukları Sevres andlaşması ile ne olacağımızı ve Lausanne andlaşması ile ne olduğumuzu iyice bilmelidirler.
  • Hindular ineklerini ahıra sokmadıkça ve müslümanlar kadınlarını çuvaldan çıkarmadıkça gerçek hürriyete kavuşamazsınız.
 
Ne tanzimat, ne birinci, ne de ikinci meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmanın yolunun din ve dünya işlerini ayırmak, Arap medresesi yerine Batı üniversitesi kurmak, akıl hürriyetini sağlamak olduğu üstünde durup onun şartlarını hazırlamamıştır.
  • Ne tanzimat, ne birinci, ne de ikinci meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmanın yolu, din ve dünya işlerini ayırmak, Arap medresesi yerine Batı üniversitesi kurmak, akıl hürriyetini sağlamak olduğu üstünde durup onun şartlarını hazırlamamıştır.
  • Din ile şeriati bugün bile birbirine karıştıran üniversite diplomalısı kimseler var. Tanrı'ya inanırsınız. O'na karşı güvenlerinizi yerine getirirsiniz. Din burada biter. Ötesi şeriattir. Şeriatçilik demek, müslüman toplumlarını yedinci yüzyıl Hicaz aşiretleri şartlarına doğru sürüklemek demektir.
  • Akıl hürdür, dilediği gibi düşünür, serbestçe arar ve bulur.
  • Halkevleri neydi? Birer kültür kulübü!
  • Bugünkü batı uygarlığının mayası eski Yunan bilim ve felsefesidir. Temeli nedir bu bilim ve felsefenin? İnsan aklını; sormakla bilmek, anlamak, açıklamak ve yorumlamakla hür kılmak.
  • Bence hiç olmazsa Cevdet Tarihi ile Vakanüvis Lütfi'yi okumamak aydın takımı için büyük bir eksikliktir. Geçmiş denen bir şey vardır ya, onun yüzyıllardan beri geçmiyen bir yanı da var ki ikide bir onunla karşılaşıp duraklamak veya gerilemekten bir türlü kurtulamıyoruz.
  • 18. yüzyılın sonlarında medreseye müspet bilimleri sokmayı bırakınız, talim gâvur işidir, diye Nizam-ı Cedit ordusunun ortadan kaldırıldığını görüyoruz ki kışkırtma elebaşlarından biri Şeyhülislam Ataullah Efendi idi.
  • Aydınlar azınlığı kara kalabalık içinde ne yapacağını şaşırır. Ahlâkını bozmadıkça politikada başarı sağlayamaz.


  • Tanzimattan beri okullarımıza yabancı dil dersi konmuştur. Fakat öğretim metodu o kadar kötüdür ki okuldan çıkanların yüzde ikisi-üçü ancak biraz faydalanmıştır.
  • Osmanlı tarihinin bir talebe-i ulûm devri vardır. Medreselerinde artık ders okunmaz. Sokaklar ikide bir sarıklı delikanlı kalabalığı ile dolup taşar. Her bahane ayaklanmak için bir fırsattır. Bizim de bildiğimiz son zamanlarında medreseler asker kaçağı sığınağı idi.
  • Birinci Dünya Savaşı'nda Ordumuz için "Muzaffer olmasın Ya Rab!" redifli bir gazel yazan hoca İstanbul'a dönmüş, halifenin Şeyhül İslamı olmuştu. Bir sarıklı hoca, Sait Molla, İngiliz karargâh kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu. Medrese Mustafa Kemal'in ve onunla çarpışanların "katli vacip" olduğuna fetva vermişti.
 
Yalnız bozuk dil değil, bir de bozuk ağız meselemiz var.
  • Yalnız bozuk dil değil, bir de bozuk ağız meselemiz var. Argo ve küfür bizim çocukluk ve gençliğimizde, aşağı katın ve arka sokağın bir ayıbı idi. Şimdi bir çeşit züppe süsü olmuştur. Bu çeşit züppe; giyinişinde, yürüyüş ve oturuşunda, tıraş ve konuşmasında tabiiden uzaklaşmağı, nedense marifet sanıyor. Kalabalıklarda, çok defa kulağınızı tıkamaktan kendinizi güç tutarsınız.

EserleriDüzenle

 
Falih Rıfkı Atay'ın kitabına ismini verdiği ünlü Zeytindağı.

Zeytindağı (1932)Düzenle

  • Zeytindağı'nda tarihin hakkını tarihe, Cemal Paşa'nın hakkını Cemal Paşa'ya verdim. Eserimde Cemal Paşa'nın sırası geldikçe büyüyüp parladığı görülür. Zaten doğrusunu isterseniz Meşrutiyet şahsiyetlerinde eser yazılmak değeri görenlerden değilim: Fakat, Meşrutiyetin kendisini anlatmak lâzımdır. Zeytindağı'nı bu maksatla yazdım. Cemal Paşa'dan çok bahsedişim başka türlü yazmaya imkân olmamaktandır.
    • Önsöz, s. 11
  • Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için! Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için! İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.
    • S. 110
  • Bir Türk Kudüs'ü yoktu. Bir Arap Kudüs'ü var mıydı? Hayır. Ne Katolik, ne Ortodoks, ne de Yahudi Kudüs'ü! Kudüs; Haçlı alemli, Davud mühürlü sancaklar arasında göze görünmez orduların sessizce alıp verdikleri bir yer. Bu defa o şehrin bu yakasında Süleyman'ın olduğu kadar Yahudi olan Kudüs'ü görüyorum.
    • Önsöz, S. 6
  • Bana göre bizim gençliğin aradığı hürriyetleri, kadın, tefekkür ve hayat hürriyetini ancak Cemal Paşa'dan ve eğer varsa onun kafasında olanlardan beklemek gerekti. Enver’le ortaçağ Müslümanlığı, bütün yeşilliği ile devam edecekti.[7]
    • S. 32
  • İki hikaye işittim. Masal olmadığı için anlatayım:
Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir, mütareke yakındır. Artık, harbe niçin girdiğimiz münakaşa edilebilir. Büyük adamların küçük adamları adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir. Arkadaşım Y. K. (Yakup Kadri e.n.), bahriye çatanası içinde Büyükada'ya giderken sordu:
- Paşam, söyler misiniz, bu harbe niçin girdik ?
Ve üç-dört sene içinde bunalttığı bir nefesi boşaltmış gibi ohlıyarak bekledi. İşte cevap:
- Aylık vermek için!
Ve, iláve etti:
- Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.
Kırtasiye ve maaş imparatorluğunun tarihi işte, böyle biter.
Bu fıkranın belki büyük bir değeri olmayacaktı, eğer sonraları şu hikâyeyi işitmeseydim:
Sakarya'ya yaklaşıyoruz. Bir millet olarak kalmak için harbetmek ve muzaffer olmak lâzımdır. Tam o zaman da maliye durmuştur.
İlim, ihtisas ve tecrübe, Mustafa Kemal'e hükmünü söylüyor:
-Hazinede para kalmamıştır, bulmak ihtimali de yoktur.
İlim ihtisas ve tecrübe... Büyük kelimeler, büyük ve korkunç! Verdiği karar da şu: Türk milleti istiklâlini ödeyemez!
Aylık vermek için harbi bırakmak lazımdı.
s. 109-110

Çankaya (1961)Düzenle

  • Osmanlı toplumunda kadın taassuba karşı devletin başlıca tavizi idi... Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü... Kadın erkekle bir arabaya binemezdi.
    • s. 409
 
Ömürlerini yeniden yaşamak isteyenler çoktur. Bizim kuşaktan ömürlerini tekrarlamağa cesaret edenler bulunabileceğini pek sanmıyorum.
~ Batış Yılları

Batış Yılları (1963)Düzenle

  • Ömürlerini yeniden yaşamak isteyenler çoktur. Bizim kuşaktan ömürlerini tekrarlamağa cesaret edenler bulunabileceğini pek sanmıyorum.
    • Önsöz, s. 4
  • Kapitülasyonları henüz bilmezdik. Fakat Osmanlı polisinin ve hafiyelerinin ne Pera Palas ne de Anadolu Demiryolları İdaresi kapısından içeriye giremeyeceğini bilirdik.
    • s. 18
  • Ahirette bizim cennete, onların cehenneme gideceklerini ilmihal hocalarından öğreniyorduk ama neden bütün dünya nimetleri hep müslüman olmayanlarda idi? ...Hayat müslüman semtlerinde, göze çarpıcı bir yavaşlık gösterir. Buluşmalar şu veya bu saatte değil "ikindi sularında" gibi ölçülere bağlanmıştır. Ben "dakika" denen bir zaman ölçüsü olduğunu 1906 veya 1907'de Yakacık'ta iken Hügmen'in trenlerine yetişmek için koşarken öğrendim.
    • s. 18-19
  • Ama İslamcılık da yalnız bir Türklerde idi. Filistin ve Irak cephelerinde ordumuza Hint müslüman askerleri saldırıyordu. Peygamberin torunları Hicaz'da isyan etmişlerdi. Lavrens'in emri altında Medine'ye hücum eden Emir Faysal'a karşı dedesi Muhammed'in kabrini biz Türkler savunuyorduk.
  • 31 Mart'tan kalma bir hatıram, çavuşlar ve neferler meclisi bastıkları zaman sadece bir ittihatcı Yahudi milletvekilinin, Nisim Mazilyah'ın protesto etmek cesaretini gösterebilmiş olmasıdır.
    • s. 45
 
İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.
~ Zeytindağı
  • Bütün kârlı gelir kaynaklarımız Düyunu Umumiye İdaresi'nin elinde idi. Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi ve bunlara benzer saraylara harcanan milyonlarca altın borcu ve yığılmış faizlerini, Rusya'ya yenilmek yüzünden vermeğe mahkum olduğumuz galiba doksan milyon altını ve faizlerini ödemek zorunda idik.
    • s. 62
  • 1908'den öncesi rüştiye ve idadiye okullarından Osmanlı tarihini ilmihal gibi okurduk. Nerede ise padişahlarla peygamberleri birbirine karıştıracaktık. Hükümdarlardan hiçbirinin suçu ve günahı yoktu.
    • s. 131
  • Devrimciler devrinden sonra özürcüler devri... Bu milletin talihi bu. Tahterevalli. Bir yukarı ve arkasından hemen bir aşağı!
    • s. 147
  • Geri ile yarışa çıkılmaz, halifeliğe padişahlığa kadar yolu vardır.
    • s. 150
  • Köy Enstitusü öğretmeni yerinde, Menderes medreselisi ile karşılaşınca ne hüküm verir bizim hakkımızda?
    • s. 159
  • Demokrasi Atatürk'ün idealiydi. Vicdan ve tefekkür hürriyeti olmayan yerde demokrasi kurulamaz, kurulsa da tutunamaz.
    • s. 173
  • Atatürkçüler yalnız Türkiye'yi gerilikten değil, Müslümanlığı da yobazlığın elinden kurtarmak durumunda.
    • s. 202
  • Bir de şeriat bahanesi demokrasi bahanesi ile değişti. Eskiden şeriate aykırı ne varsa, istemezükçülere göre şimdi demokrasiye aykırı!
    • s. 207
  • Demokrasinin ne gibi hürriyetler rejimi demek olduğunu Heriot bilir: O çeşit hürriyetler rejimine kavuşabilmek için vicdan ve tefekkürün bütün zincirlerini kırıp atmak lâzımdır.
    • s. 212

Bayrak (1970)Düzenle

  • 1908 Meşrutiyetine kadar İstanbul'da elektrik yasaktı. Sultan Abdülhamit'in vehmi yüzünden. 19 Ağustos'ta cülus donanmasını yağ kandilleri ve havai fişeklerle yapardık. Ertesi günden başlayarak bütün gazetelerde vezir ve paşa konaklarınının donanma haberlerini görmeli idiniz. Sütünlarca. Ufacık mumlu kandillerin adı Kandil-i Süreyya Mesil idi.
    • s. 25
  • Erbakan layisizmi Anayasadan kaldıracakmış. Ne kendisinin, ne babasınm, ne dedesinin haddidir bu.
    • s. 9
  • Atatürk Türkiye'yi daha bir asır heyecan üstünde tutacak bir milli ihtiras yaratmıştır: Batı medeniyetinin bir parçası olmak!
    • s. 15
  • Atatürk’ün ölümünden beri gittikçe küçülüyoruz... Rabat’­ta Nâsır’ın altında kaldık. Dünyanın en geri toplumları arası­na katıldık. Batı basınında adımız geçmedi bile. Atatürk’ün devrimci Türkiye’si bütün müslüman ilericilerinin çırağı idi. Hepsini Batı medeniyetçiliğine doğru çekiyorduk.
    • s. 18

KaynakçaDüzenle

  1. 1,0 1,1 Atatürkçülük Nedir? Falih Rıfkı Atay, Bateş, s. 18, s. 41
  2. Atatürk'ten sonra Atatürk, Gür yayınları, s. 33
  3. Atatürk'ten sonra Atatürk, Gür yayınları, s. 33
  4. Atatürk'ten sonra Atatürk, Gür yayınları, s. 70
  5. Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970, syf. 68
  6. Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970, syf. 72
  7. Bu Hafta Bir Kitap (Zeytindağı)

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları:

Vikipedi'de Falih Rıfkı Atay ile ilgili ansiklopedik bilgi bulunmaktadır.