Ana menüyü aç

Son Osmanlı Yandım Ali

Son Osmanlı Yandım Ali, Suat Yalaz'ın aynı adlı çizgi romanından uyarlanma, yönetmenliğini Mustafa Şevki Doğan'ın üstlendiği 2006 yapımı Türk filmi.

DiyaloglarDüzenle

(Bir Rum gazinosu... Sahnede bir Rum şarkıcı (Ziynet Sali) şarkı söylerken sahnenin tam arkasında bir poker masası kuruludur.)

Theo: (Elinde full dam olduğu halde, kâğıtları belli bir şekilde kapatarak) Ben yokum!
Stavro: (Elinde full as olduğu halde, kâğıtları belli bir şekilde kapatarak) Ben de yokum!
Niko: Ben arttıroorum!
Yandım Ali: Bana bakın!... Adam gibi oynayacaksanız oynayın şunu! Bir daha makas sezersem, valla dağıtırım burayı!
Niko: Aman bre yiğidim, nerden çikardin onu?!
Yandım Ali: (Bütün parasını masanın üstüne atarak) Rest!
Stavro: Önündeki para kadar konuş kuzuum! Bu kadar az parayla rest çekilir mi caniim!
Yandım Ali: O zaman, (Belinden silahını çeker) bunu da sayalım?... Bu silah masanın hepsini satın alır! (Birden silahını tam karşısındaki Niko'ya doğrultarak) Köpoğulları! Kalkın lan ayağa! Kalk! Geç karşıya!
(Rumlar Yandım Ali'nin karşısına dizilirler. Yandım Ali masadakileri toplarken söylenir)
Yandım Ali: Sabi sübyan mı var lan sizin karşınızda? Deyyuslar! (Rumların kişisel eşyalarını birer birer onlara doğru atar)
Stavro: Yahu ne olüyor caniim!
Niko: Bu yaptiğina düpedüz soygun derler Yandim Ali!
Yandım Ali: Hiç olmazsa aleni soygun Niko! Kap bakalım tabakanı!
Niko: Bu yaptiğin yanina kalmaz Yandim Ali, bunun hesabını sorariz!
Yandım Ali: Bi' daha görüşürsek sorarsın Niko!
(Yandım Ali'nin bir an için silahını masanın üstüne koyduğunu gören Niko tabancasına davranır. Bunu gören Yandım Ali derhal silahını alıp Niko'yu elinden vurur.)
(Silah sesi üzerine görüntü tekrar gazino içine döner. Şarkıcı (Ziynet Sali) dahil herkes paniklemiştir. Birdenbire sahnenin arkasındaki kâğıt duvar yıkılır, Niko sahneye düşer. Yandım Ali de peşinden gelir. Paltosunu düzeltirken söylenir)
Yandım Ali: Sie la! (Şarkıcıya) Kusura bakma Salima'm (Şarkıcıdan bir makas alır) Hadi kaynatın kaynatın... Tamam, bir şey yok, devam edin, eğlenmenize devam edin...


(Yandım Ali, Mevlit'in meyhanesinde Defne'nin (Cansu Dere) resmine bakarak içmektedir. Fonda Çanakkale Türküsü'nün sözlerinin değiştirilmesiyle yapılmış bir türkü çalmaktadır.)

Bir yâr sevdim evleri dağlara karşı
Görmedim yüzünü beş yılı aştı
Of, gençliğim eyvah
Sarmaya belini yürek mi kaldı
Of gençliğim eyvah

(Rum serseriler içeri girer)

Yorgo:Mevlit!
Mevlit: (Sessizce) Höfff... Gene geldi deyyuslar yaaa !...

(Rum serseriler boş bir masaya oturur)

Yorgo: Nerdesin Mevlit?! Yoksa Boğaz'a gemiler gelince sen de memleketine mi kaçtın haaa ? Korkunun ecele faydası yok İstanbul bizimdir yakın zamanda,Trakya'da.

(Yandım Ali kalkmak için davranır, Mevlit engel olur.)

Mevlit: Ziyanı yok... Ziyanı yok...
Yorgo: Mevlit nerdesin ?!
Mevlit: Patlama lan! Geldik işte!... Ne alırdınız? beyler!
Yorgo: Şimdi bize... (O sırada arka masada oturan Yandım Ali'yi görür) Vay vay vay vay... (Kalkıp Ali'ye doğru yürür) Vay vay vay vay vay Tahtacızade Ali!... Sen İstanbul'a döndün mü? Haa, tabii... Donanma dağılınca sen de işsiz kaldın ha?
Yandım Ali: Senin ne alıp veremediğin var lan Osmanlı'yla?! İstanbula düşman girerse ne kazanacaksın?!
Yorgo: Onlar sizin düşmanınız, bizim değil! Osmanlı bitti! Artık Büyük Yunanistan dönemi başlıyor! İstanbul bizim olacak yakın zamanda! Trakya da... İstanbul yakında Konstantinapoli olacak!
Yandım Ali: Ulan bas git şurdan! Belanı benden bulma! Hadee!

(Yorgo korkmuştur, döner. Ama tam giderken birden geri döner.)

Yorgo: Ali... Senin sevgilin Defne de, şu anda 100 kiloluk bir Rum'un kıllı göbeğinin altında, inim inim inliyordur!

(Yandım Ali birden ayağa fırlayıp Yorgo'ya elinin tersiyle müthiş bir Osmanlı tokadı atar. Saldıran diğer Rumları da yere serer. Meyhane darmadağın olur. Serserilerden biri saz takımının önüne düşünce sazcılardan biri elindeki tefi Rum'un kafasına geçirir.)

Yandım Ali: Kusura kalma . Şerefsizler... (Cebinden bir tutam para çıkarır.) Ziyanı şurdan karşılarsın.
Mevlit: Önemli değil. Eline sağlık yiğidim.
Yandım Ali: Hadi eyvallah. (Saz heyetine) Kusura kalmayın ağalar.

(Saz heyeti gülümseyerek başlarıyla selam verir.)


Yandım Ali: Aaa kolay gele Mevlit.
Mevlit: Ali yiğidim hoşgeldin. Nerelerdesin görünmedin?
Yandım Ali: Sorma, bir sürü iş geldi başıma. (Duvarda asılı Türk bayrağını görür) Hayırdır sen de mi Kuvvacı oldun?
'Mevlit: Eee ondan alıyoruz gücümüzü.
Yandım Ali: Neyse, ben şu ellerimi bir yıkayım, sen de bana bir paşa rakısı hazırla.
Mevlit: Emrin olur yiğidim.
(O sırada içeri büyük şamatayla İngiliz işgal subayları girer)
Subay: Hey Turk! Balik getir bize, raki!
Asker: Meze meze... Haydari... Some meze as well, haydari!
Mevlit: (Sessizce) Bok yiyin deyyuslar!
Subay: Hadi be!
Mevlit: OK, OK! (Mevlit masayı hazırlarken İngiliz subay duvardaki bayrağı görür)
Subay: Why is this still here? Why? (Bu neden hala burada?) (Sinirle) Get this into your bloody heads! (Bunu o kalın kafanıza iyice sokun!) Osmanli bitti!... Piüvv!... Finished! (Hırsla bayrağa yürür, tam elini uzattığı sırada elini havada bir başka el tutar)
Yandım Ali: Onu indirmeye kimsenin gücü yetmez! (Subayın kolunu kırar, o sırada kemerindeki altınlar dökülür) Askerler: Hands up, hands up! (Eller yukarı!)


(Atmeydanı'ndan geçmekte olan Yandım Ali, epeyce bir Türk askerini yerlerde perişan halde oturur bir halde görür. o sırada üç İngiliz askeri bir grup Türk askerinin önüne bir parça kuru ekmek atar. Askerlerden biri ekmeği alıp üç kere öpüp başına koyduktan sonra yüksekçe bir yere koyar. Yandım Ali yaklaşır)

Yandım Ali: Selamünaleyküm asker ağalar.
Askerler: Aleykümselam
Yandım Ali: Hayırdır böyle?
Sivaslı: Hayır değil ağam. Eskişehir'den bizi vagonlara bindirip buralara bıraktılar. Sahipsiz kaldık ağam.
Yandım Ali: Senin memleket nere?
Sivaslı: Sivas.
Yandım Ali: Senin?
Vanlı: Vanlıyam.
Yandım Ali: Sen?
Erzurumlu: Erzurum
(Yandım Ali bir an düşünür, sonra cebinden bir tutam para çıkarır.)
Yandım Ali: Sen şunu yanına al, memlekete giderken kullanırsın. Bu bizde emanet zaten.
Sivaslı: Sağolasın ağam.
(Yandım Ali o sırada daha başka askerler de görür. Paranın tamamını verir.)
Yandım Ali: Sen bunların hepsini al arkadaşlara da paylaştırırsın.
Erzurumlu: (Yandım Ali'nin elini öpmeye davranır) Allah razı olsun ağam!
Yandım Ali: (Elini öptürmez) Estağfirullah. (O sırada bir İngiliz subayı Yandım Ali'yi bir başka subaya gösterir) Allah yardımcınız olsun.
Askerler: Sağolasın.
Subay: Hey you! What did you give him?! (Hey sen! Ne verdin ona?)
(Yandım Ali subaya doğru yürür)
Subay: (Silahını çeker) Hands up, hands up! (Eller yukarı!)
(Askerler doğrulur)
Subay: We have to search everybody! (Herkesin üstünü arayacağız!)
Yandım Ali: Ne diyorsun lan deyyus! Bastığın toprak Osmanlı toprağı! Babanın çiftliği mi de İngilizce konuşuyorsun?!
Subay: (Kırık bir Türkçe'yle) Kafa kagidi! Identity! (Kimlik!)
Yandım Ali: Haaa, kafa kâğıdı? Kafa kâğıdı... (Ceplerini arar gibi yapar) Dur bakayım nerde benim kafa kâğıdıııııı?... Hah! Al sana Osmanlı'nın kafa kâğıdı!
(Yandım Ali Subay'ı tuttuğu gibi okkalı bir kafa atar, elinden aldığı tabancayla da diğer subayı vurur. Üçüncüye müthiş bir Osmanlı tokadı patlatır. Türk askerleri de İngiliz askerlere saldırıp Yandım Ali'yi kargaşanın içinden çıkarır ancak Yandım Ali de vurulur.)


(Mustafa Kemal Paşa Şişli'deki evinde diğer yurtsever paşalarla toplantı halindedir. Yandım Ali de Çukurçeşmeli Osman Bey'in ekibiyle birlikte evi korumaktadır. Derken uzaktan İskelet Musa'nın ıslığı duyulur. Yandım Ali ile Osman Bey koşarlar)

Osman Bey: Ne oluyor lan?! Niye ıslık çaldın?Bir vukuat mı var?!
İskelet Musa: Yok ağabey tövbe ben çalmadım.
Osman Bey: Allah Allah...
Yandım Ali: Evin önünü boş koyduk Osman Bey. Dönelim artık.
Osman Bey: Tamam. (İskelet'e) Kaybolma bir yere!

(O sırada evin önünde nöbet tutan adamların yanına iki yabancı (Kara Necati ve adamı) gelir.)

Çengel: Buyrun?
Kara Necati: Ağam bir yer soracaktık ta, bir bakar mısın?
Çengel: Bakayım?

(Çengel adrese bakarken yabancılar birden saldırıp nöbetçilerin ikisini de bayıltıp kuytu bir köşeye çekerler. Onlar eve girerken Yandım Ali ile Osman Bey geri gelirler.)

Yandım Ali: Evin önündeki adamlar nerde?
Osman Bey: Belki içeri girmişlerdir?
Yandım Ali: Cıx... Sevmedim ben bu işi. Gidip bir bakayım.

(Yandım Ali giderken Osman Bey onu tutar)

Osman Bey: Ali!... Dikkatli ol.
Yandım Ali: Merak etme.

(Yandım Ali evin kapısının önüne geldiğinde yerde yatan nöbetçileri görür.)

Yandım Ali: Ass...tir! (Silahını çekip bakınmaya başlar. O sırada içeri sızmış olan Kara Necati, toplantıda konuşmakta olan Mustafa Kemal Paşa'yı dinlerken yanlışlıkla bir idare lambasını devirir. Sesi içerdekiler de duyar.)

Ali Fuat Paşa: O ses neydi?
Kazım Karabekir: Merdivenden geldi!

(İçerdeki bütün subaylar silahlarını çekip dışarı çıkar. Kara Necati gözden kaybolup bir camın pervazında belirir. O sırada aşağıda olan Yandım Ali de onu görür. Kara Necati aşağı atlayınca Yandım Ali onu tutar, silahını elinden alıp vurur. Silah sesi üzerine içeridekiler dışarı çıkar.)

Osman Bey: (Silah sesini duyunca kendi silahını çeker.) Hass...tir lan, şimdi yandık!
Ali Fuat Paşa: Ne oldu?
Yandım Ali: ("Ben de anlamadım ki" der gibi) Aşağı atladı, sonra intihar etti.

(Ali Fuat Paşa muzip muzip gülümser. Diğer subaylardan biri cesedi çevirir.)

Subay: Kara Necati bu! İngiliz muhbiri köpek!

(O sırada Mustafa Kemal Paşa da gelir. Önce Kara Necati'ye bakar, sonra Yandım Ali'ye döner.)

M.Kemal: Kimsin sen delikanlı?
Yandım Ali: (Heyecan içinde) Çukurçeşmeli Osman Bey'in adamı.
Kazım Karabekir: Vatansever hareket Paşam.
M.Kemal: Aferin çocuk! Belki de bir milletin kaderini değiştirdin. Bu memleketin kurtuluşu senin gibilerin elinden olacak. Bunu ilerde anlayacaksın.
Yandım Ali: Sağolun Paşam!

Son Osmanlı Yandım Ali ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.