The Sunset Limited

The Sunset Limited, Cormac McCarthy'nin aynı adlı tiyatro oyununa dayanan, yönetmenliğini Tommy Lee Jones'un üstlendiği 2011, ABD yapımı televizyon filmi.

BeyazDüzenle

  • Senin Tanrın bir zamanlar sonsuz ihtimallerin şafağında dikilmiş olmalı. Ama yapa yapa bunu yaptı. Bana Tanrı'nın sevgisini istiyorsun diyorsun. İstemiyorum. Belki affedilmeyi istiyorumdur ama af dilenecek kimse yok. Ve geri dönüş de yok. İşleri yoluna koymak yok. Sadece hiçlik umudu var ve ben de bu umuda tutunuyorum.
  • Ben karanlığa özlem duyuyorum. Ölmek için dua ediyorum, gerçekten ölmek. Ve ölünce yaşarken tanıdığım insanlarla karşılaşacağımı bilsem ne yapardım bilemiyorum. Bu, korkunun ve kabusun son noktası olurdu. Annemle karşılaşacağımı ve her şeye en baştan başlayacağımı düşünsem, ama bu sefer sonunda özlem duyulacak bir ölüm olmasa bu en büyük kabusum olurdu. Gaz almış bir Kafka.
  • İnsanın kalbindeki ölüm korkusunu yok edersen, insan bir gün bile yaşayamaz.
  • Tek tutkusu, daha en başından var olduğunu inkar ettiği şeye durmadan hakaret etmek olan köy ateistinin iddialarından iğrenirim.
  • Daha karanlık olan resim her zaman doğru olanıdır. Dünya tarihini okuduğunda; bir kan, hırs ve aptallık efsanesi okursun. Bunun önemini inkar etmek imkânsızdır. Ama yine de bizler, geleceğin her nasılsa farklı olacağını hayal ederiz.

SiyahDüzenle

  • İnanç, inançsızlık gibi değildir. İnanıyorsan ve sonunda inanç kuyusunun kendisine ulaştıysan daha ilerisine bakmana gerek yoktur. Daha ilerisi yoktur. Ama inanmayanın sorunu var. Dünyayı çözmek için yola çıkmıştır. İşaret edebildiği, doğru olmayan her bir şey karşılığında iki şeyi orada bırakır.
  • Çevrende ışık var, ama sen sadece gölgeleri görüyorsun. Ve buna neden olan da sensin. Sensin! Gölge sensin!

DiyaloglarDüzenle

Beyaz: Meleklere inanmam ben.
Siyah: Neye inanırsın peki?
Beyaz: Bir sürü şeye.
Siyah: Pekâlâ.
Beyaz: Pekâlâ ne?
Siyah: Pekâlâ, neymiş onlar?
Beyaz: Bir şeylere inanırım.
Siyah: Bana bir örnek ver.
Beyaz: Kültürel şeylere. Kitap, müzik, sanat, böyle şeylere. Bunlar benim için değeri olan şeylerdir. Medeniyetin temel taşlarıdır. Benim için değerleri vardı. Artık o kadar da değerli değiller galiba.
Siyah: Onlara ne oldu?
Beyaz: İnsanlar değer vermeyi bıraktı. Belirli bir noktaya kadar ben de bıraktım. Nedenini tam olarak söyleyemem. O dünyanın büyük kısmı yok oldu. Yakında tamamı yok olur.
Siyah: Seni anlayabildiğimi sanmıyorum profesör.
Beyaz: Anlaşılacak bir şey yok. Sorun değil. Sevdiğim şeyler çok narin ve çok kırılgandı. Bunu bilmiyordum. Yıkılmaz olduklarını sanıyordum; ama değillermiş.
Siyah: Seni peronun kenarına getiren bu muydu? Kişisel bir şey değil miydi?
Beyaz: Kişiseldi. Eğitimin yaptığı şey budur; dünyayı kişiselleştirir.

OyuncularDüzenle

The Sunset Limited ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.