Ana menüyü aç

Taşlıcalı Yahya Bey, 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış Osmanlı askeri ve divan edebiyatı şairidir.

  • Ey kara günlü seher gibi agardı sakalun
    Haberün yok kefenün boynuna takdı ecelün.
(Ey talihsiz, kederli kişi, sakalın seher vakti gibi ağardı; ölümün, senin kefenini boynuna taktığının farkında değilsin)
  • Seni mânend-i harâmî soyup öldürmek içün
    Geliser yoluna derbend-i fenâda ecelün
(Ecel, seni bir harâmî gibi soyup öldürmek için, dünya geçidinde önüne geçecektir.)
  • Rûhum aslına rücu ide gibi ey Yahyâ
    Pîr olup gerdenümi cânib-i hâke saldum
(Ey Yahyâ, ruhum aslına döneceğe benziyor; ihtiyarlayıp boynumu toprağa saldım.)
  • Ölümlüsine cefâsın ziyâde itmek içün
    İnâd ider kılıcın yâr-ı bî-vefâ bilemez
(Sevgili, ölümlü âşığının çilesini artırmak için kılıcını bilememekte inat eder.)
  • Öldür ne denlü zahmet ise eyle ihtiyâr
    Ne âhum al efendi benüm ne figânum al
(Senin için her ne kadar zahmet ise de beni öldür; ne âhımı al, ne de şikâyetimi duy.)
  • Lâyık degülüz çünki senün mihr ü vefâna
    Hîç olmaz ise bâri cefâ vü sitem eyle
(Mademki, senin sevgine ve vefâna layık değiliz, hiç değilse bizi üz ve incit (bizimle ilgilen de nasıl ilgilenirsen ilgilen))
  • Öldür beni gel bir gün önürdi kerem eyle
    Kanumı döküp cânumı al dem kadem eyle
(Lutfedip cömertlikte bulun da beni bir gün önce öldür (yarına bırakma); kanımı dök, canımı al ve hayırlı bir iş yap.)
  • Işk ile Yahyâ kulun gibi hezâr-ender-hezâr
    Ölmege cânlar virür yolında kurbân oldugum
(Ey kurban olduğum sevgili, Yahyâ gibi, binlercesi aşk ile yolunda ölmeye canlar verirler.)
  • Zahmum gibi acır yüreğim şol zaîfe kim
    Yahyâ gibi öle gide bir acır olmaya
(Yüreğim, Yahyâ gibi bir acıyanı olmadan ölüp giden yoksul kişiye yaram gibi acır.)
  • Cenâzem önine düş gönderi git bâri bir lahza
    Cihânda gerçi cân ardınca cism-i nâtüvan gitmez
(Dünyada gerçi can ardınca dermansız cisim gitmez ama, sen cenazemin önüne düş ve hiç olmazsa beni bir süre uğurla.)
  • Seni togrulug ile sevdi çün kim ey sehî-kâmet
    Ölürse meşhed-i Yahyâda bitmez bir giyâh eğri
("Ey servi boylu güzel, seni doğrulukla (içinde kötü duygu, fikrinde fenalık olmadan) sevdiği için Yahya öldüğünde mezarında bir ot bile eğri bitmez.)
  • Yahyâ ölüp gidince kûyı kilâbı gibi
    Var iken âsitânı gayrı mekânda yatmaz
(Yahya, kapısının köpekleri gibi, onun eşiği varken, ölüp gidinceye kadar başka yerde yatmaz.)
  • Cennette dahı gönlüm açılmaya zerrece
    Bir gün ölürsem ol meh-i zerrîn külehsiz
(O sarı veya (altın işlemeli) külahlı sevgilimden ayrı olarak ölürsem,cennette dahi gönlüm açılmaz (neşelenmez).)
  • Çok çok cefânı çekdüm azırganma cânumı
    Mülk-i fenâ müsâfiriyem armağanun al
(Senin cefâlarını çok çektim, yokluk ülkesine yolcuyum; canımı azımsama, armağanım olarak al)
  • Cefâya sabr ider ölüp gidince âşık-ı sâdık
    Adavet idemez yâra mahabbet itmez ağyâra
(Gerçek âşık ölüp gidinceye kadar cefâya sabreder; kendisine zulmetti diye sevgilisine gücenmez, başkalarını da sevmez.)
  • Öldüğüm ağlamazın korkum odur kim ölicek
    Seni kimler seve ben âşık-ı mahzûn yerine
(Öldüğüme yanmıyorum, ben ölünce hüzünlü âşık yerine seni kimler sevecek? Endişem ve korkum bundandır.)
  • Cân virürken hançeründen sun bana bir pâre su
    Hâlet-i nez' üzere gâyet hoş gelür bîmâra su
(Hançerinin vuruşuyla can verirken bana bir parça su ver; can çekişme halinde su içmek hastaya hoş gelir)
  • Ak ridâdur eneğün bağlamağ içün meselâ
    Senün ol târ-ı kefen gibi ağarmuş sakalun
(Senin o kefen ipliği gibi ağarmış sakalın, çeneni bağlamak için bir beyaz kumaştır.)