Ana menüyü aç
Ebu Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmud el-Matüridi es-Semerkandi
Doğumu
863
Maturid, Semerkand
Ölümü
944

Mâtürîdî (Arapça: الماتريدي) ya da tam adıyla Ebû Mansûr Muhammed bin Muhammed bin Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî, Hanefi mezhebinden olanların itikad (inanç) imamı, İslam alimi. Kurucusu olduğu kabul edilen i'tikadî mezhep "Mâtûrîdilik" olarak anılır.

SözleriDüzenle

  • Akıl yürütmeyi inkâr eden kimsenin elinde onu reddetmek için akıl yürütmekten başka bir kanıt yoktur.[1]
  • Belirtmek durumundayız ki yazan olmadan yazımın, ayıran olmadan ayrışmanın vücut bulduğunu bilmemekteyiz; birleşme, hareket ve sükûn da aynı kategoriye tâbidir. Şu halde bu mekanizma tabiatın tamamı için geçerlidir. Çünkü tabiat sürekli birleştirme ve ayrıştırma eylemine tâbidir. Hatta bütünüyle tabiatın birleştirilip âhenkleştirilmesindeki sanat doruk noktasındadır. Bu sebeple tabiat, dış faktör olmaksızın ayrışamamaya ve birleşmemeye en çok lâyık olan bir varlıktır.[2]
  • Aristo ve taraftarlarının vardıkları bu sonucu (Heyûla görüşünü) etraflıca inceleyen kimse şunu anlar ki onlar Allah’ın nimetlerini bilmeyişleri sebebiyle böyle bir çıkmaza düşmüşler, hak yolu şaşırıp sapıtmışlar, sonra da haktan ayrılışın doğurduğu şaşkınlık kendilerini, hiçbir aklın düşünemeyeceği ve hiçbir gönlün hoş karşılamayacağı bir hayalle avunmaya sevk etmiştir.[3]
  • Hz. Peygamber’in aklî mûcizesine gelince, bu (benzerinin yapılamayacağıyla ilgili olarak) Allah’ın Kur’an hakkında beyan ettiği husustan ibarettir. Kur’an’in yaratıkların gücünü aşan bir eser olduğunu ancak edebî ilimlerde maharet kazanan, sözün temel özelliklerine ve türlerine vâkıf olan biri anlayabilir. Yine Kur’an’da kâinatın yaratıcısı ve yöneticisinin birliği ile âhiret hayatının delilleri konusunda bulunan ilmî istidlâller; öyle ki o günün dünyasında böyle çıkarımları ileri sürecek biri mevcut değildi. Sonra Kur’an’da bulunan (geçmişe ait) haberler ve sonsuza dek vuku bulacaklar, ayrıca ileride meydana gelecek felâket ve musibetler; öyle ki bu tür bilgilere muttali olmak akılların yeteneği dahilinde bulunmamaktadır.[4]
  • Bizim kanaatimize göre Kur'an'ın anahtarını teşkil eden Fatiha suresinin içerdiği muhtevanın öğrenilmesi bütün insanlar için farzdır. Çünkü bu muhtevada Allah'ı övgü, şan ve şerefle nitelemenin yanında O'nun birliğinin dile getirilmesi, ayrıca kendisinden yardım ve hidayet talep edilmesi vardır. Bunların hepsi aklı yerinde olan insanların tamamı için gerekli şeylerdir. İşte anlattığımız bu özellikleri bünyesinde toplamış olması sebebiyledir ki Fatiha suresinin öğrenilmesi, Allah'ın kulları için vazgeçilmez bir mertebeye sahip olmuştur.[5]
  • La ilâhe illallâh demek: O’ndan başka ibâdet edilecek kimse yoktur ve O’nun dışında hiç kimse ibâdeti hak etmez demektir.[6]
  • Namaz, üzerilerinde Allah'a şükür borcu bulunan bedenin bütün organlarını çalıştırmayı içeren bir ibadettir. Şunu da ilave etmek gerekir ki namazda insanın bedeninde yaratılış gereği bulunan bütün yetenekleri son noktasına kadar iradî olarak kullanmak, kalbi niyet yoluyla meşgul etmek, azabından endişe edip rahmetini ummak (havf ve reca), hem zihni hem de aklı Allah'ı yüceltmek ve saygı göstermek aracılığıyla uyanık halde tutmak gibi davranışlar bulunmaktadır. Sonuç olarak namaz kılanın her davranışı Allah'ın o noktadaki sınırsız nimetine karşılık olarak bir şükür konumunda bulunur.[7]
  • Evren şu anda (bütün oluşumlarıyla) çeşitli zamanlara bağlanmış, değişik hal ve sıfatlara bürünmüş olduğuna göre onun kendi başına vücut bulmadığı kanıtlanmaktadır. Eğer öyle olsaydı oradaki her şey kendisi için en güzel ve en hayırlı konumlara ve niteliklere sahip olur, böylelikle de âlemdeki şerler ve çirkinlikler ortadan kalkardı. Fakat realitede bunların varlığı evrenin kendi dışındaki bir faktörle vücut bulduğunu kanıtlamıştır.[8]
  • Tabiatta gözlenebilen her şeyde mutlaka akıllara hayret verici bir hikmet ve yaratıcısına sanatkârane bir işaret bulunmaktadır. Düşünürler bunun iç yüzünü anlamaktan ve yapısının düzenini açıklamaktan âciz kalmaktadır.Her bir düşünür sahip bulunduğu bunca hikmet ve bilgiye rağmen bunun mahiyetine akıl erdiremediğinin farkındadır. Bu ve benzeri zaruretler kâinata ait fevkalâdeliklerin mûcit ve yaratıcısının hikmetini delillendirmektedir.[9]

KaynakçaDüzenle

  1. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 14
  2. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 26-27
  3. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 186
  4. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 257
  5. Te'vilâtul Kur'ân, cilt 1, s. 7
  6. Te'vilâtul Kur'ân, cilt 7, s. 177
  7. Te'vilâtul Kur'ân, cilt 1, s. 209
  8. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 29
  9. Kitabü't-Tevhid Tercümesi, s. 30