Ana menüyü aç

Pınar Selek, (d. 1971, İstanbul), Türk sosyolog, yazar ve düşünür.

  • ...Yani kadın için namus, kapatılma anlamına geliyor, baskı anlamına geliyor, dayak anlamına geliyor, hep kendini kasması anlamına geliyor.
  • Ben 'töre cinayeti' kelimesini kullanmıyorum. Bunu devlet kullanıyor. Biz feministler, bu kelimeyi kabul etmiyoruz. Biz erkek şiddeti diyoruz, erkek şiddetinin değişik mekanizmaları, sebepleri ve araçları vardır. Ve bu, her olaydan olaya değişir. Genellemeler yapılamaz.[1]
  • Kişisel tarihimde, özgürlük düşleri kurarken ve tüm hayatı anlamaya çalışırken, feminist oldum. Kendi dışımdaki varlıklarla ilişkimi sorgularken. Bu sorgulamada cinsiyetçiliğin ne olduğunu ve nasıl işlediğini görmeye başladım. İlk anladığım şey, feminizmin kadın hakları savunuculuğu değil, bir özgürlük felsefesi ve politikası olduğuydu.[2]


Hakkında söylenenlerDüzenle

  • Türkiye’de on dört yıldır görülmekte olan bir dava var: Pınar Selek davası. Hukukun üstünlüğüne inanan etik ve vicdan sahibi yargıçların üç kez beraat ettirdiği, Yargıtay’ın her defasında bozduğu, mahkemenin bugüne kadar benzeri az görülmüş bir kararlılık ve cesaretle beraat kararında ısrar ettiği bu davada, Pınar Selek işlemediği bir suçtan -idam cezası kaldırıldığı için- müebbetle yargılanıyor. Suçu işlemediği tanıklıklarla, bilirkişilerin raporlarıyla, delillerle, ifadelerle, en önemlisi de kapı gibi üç beraat kararıyla ortada. Ve adalet mekanizmasının en yükseklerine kurulmuş devletlû cüppeliler Pınar’ı mahkûm etmekte kararlılar. Daireler değişiyor, yargıçlar değişiyor, iktidarlar değişiyor, rejim değişiyor (daha doğrusu vesayet rejimi el değiştiriyor); suçlu olmadığı mahkeme kararlarıyla defalarca kanıtlanan Pınar’ın mahkûmiyeti değişmiyor. Çünkü o, bu yerebatası kurulu düzenin adaletsizliklerine, eşitsizliklerine, ötekileştirmelerine cesaretle karşı duran özgür, üretici, cesur bir kadın. Müslüman kadınların haklarını savunmak için tesettüre giren; Kürtlerin haklarını savunmak için araştırmalar yaparken oradaki haksızlığı, hukuksuzluğu, ötekileştirmeyi görünce kendini ayrımcılığı, ötekileştirmeyi engellemekle sorumlu kılan; sokak çocuklarını korumak için atölyeler kuran, yüzeysel hayırseverlikle, sadaka dağıtarak değil, en genç yıllarını onlarla yiyip içip, onlarla yatıp kalkarak geçiren; eşcinsellerin hakları, kadın hakları, eril iktidar, vb. dendi mi, uluslararası alanda söz sahibi genç bir kadın.[3] --Oya Baydar
  • Pınar Selek davası, günümüzün “Dreyfus”, “Sacco - Vanzetti” ve “Rosenberg’ler” davasıdır. Eninde sonunda duvara toslamaya yazgılıdır. Ne var ki, adaletin bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü “geciken adalet, adalet değildir!” Bunu sağlamak için de tüm namuslu aydınlar, Dreyfus Davası’nda Emile Zola’nın yaptığı gibi ortaya atılıp “J’accuse!” (Suçluyorum!) diye haykırmalıdır...[4] --Atila Aşut
Pınar Selek ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.

KaynaklarDüzenle

  1. pinarselek.com
  2. Benim Feminizmim: Akrobatik Feminizm!
  3. 01.08.2012 tarihli yazısından.
  4. 28 Ocak 2013, "Pınar Selek..." başlıklı yazısı, BirGün gazetesi.