12 Eylül Darbesi

Türkiye'de 12 Eylül 1980 tarihli askerî darbe

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye'de 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askerî müdahale.

DeğerlendirmelerDüzenle

  • Devlet, devlet olmaktan çıkar; parlamento, on beş gün içinde seçilmesi gereken cumhurbaşkanını seçmez ve ülke baştan başa örtülü bir iç savaşın kanlı arenasına dönüşürse Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasından doğal ne olabilir ki?[1] Uğur Mumcu
  • 12 Eylül Harekâtı'nın ülkemizi bir iç savaş eşiğinden geri çekip kurtardığını kabul etmeyecek kim vardır?.. 12 Eylül'ün haklılık nedenlerine bir değil, bin kez inanırız.[2] Uğur Mumcu
  • 12 Eylül, Türkiye'yi bir iç savaş tehlikesinden kurtarmıştır. Bunu açıkça kabul ve ilan etmeden hiçbir soruna çözüm bulma olanağı yoktur. Bu nesnel bir gerçek, somut bir olgudur. Kim yadsıyabilir?[3] Uğur Mumcu
  • Özgürlükçü demokrasiye içtenlikle bağlı olanların bir tesellisi ve güvencesi vardır şükür ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, iktidar düşkünü heveslerin kölesi hiçbir zaman olmamıştır, şimdi de değildir. Hiç kimse Ordu'nun Türkiye'de olan biteni bahane ederek iktidara talip olduğunu iddia edemez.[4] Güngör Mengi
  • Altı aya yakın zamandan beri bir Cumhurbaşkanı seçimini dahi başarıyla gerçekleştirememiş bir parlamentonun, çözüm yerine problem üreten bir parlamentonun ulusumuza ayak bağı olmaktansa, yerini çözümler üretecek organlara bırakmasının en azından daha umut verici olduğunu kabul ediyorlar mı?[5] Oktay Ekşi
  • Başka ülkelerde yönetim olağanüstü bir yoldan el değiştirirken genellikle kan akar. Bizde ise 12 Eylül 1980, yıllardır kansız geçen ilk gün oldu.[6] Refik Erduran
  • Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlarının rejimin gereklerine azami dikkati göstererek yaptıkları uyarılardan sonuç alamayınca müdahalede bulunduklarına, bütünüyle millet tanıktır, Tanrı tanıktır. Yarın tarih de tanıklık edecektir.[7] Hüsamettin Çelebi
  • Orgeneral Evren'in böyle müdahalelere hiç yatkın olmadığını, hiçbir zaman arzulamadığını bizzat biliyorum. Defaatle konuştum kendisiyle. Her seferinde bütün iyi niyetiyle ülke için gerekli gördüklerini yetkili kesimlerin sağlamasından yana olduğunu içi yanarak anlatmış, sonuç alınamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Nihayet Evren Paşa, ordunun başıdır ve ordu, geleneksel Atatürkçülüğe bağlı bir güç olduğu için bir gün "Yapılamayanları yapmak zorunda" kalabilirdi.
Bu zorunluluk 12 Eylül günü ve gecesi gerçekleşti.[8] Cüneyt Arcayürek
  • Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs'ta da 12 Mart'ta da kalıcı bir askeri yönetim kurmak istemedi. Yeni yönetim de "ÖZGÜRLÜKÇÜ, DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL" nitelikli bir SİVİL YÖNETİM kurma amacını taşıdığını ilan etti.[9] Uğur Mumcu
  • Bir ülkede ki, siyasi kavga, adamın kafatasına çivi çakmalarıyla son bulur...
Bir ülkede ki, çoluklu çocuklu kalabalıkların üzerine gelişigüzel ateş etmek, moda olur...
Bir ülkede ki, sırf elini sürenin kolu, bacağı kopsun, gözleri kör olsun diye, oraya buraya ölüm pankartları asılır... Orada, üniformasına efendilik sinmiş demokrasi gönüllüsü bir askeri gücün yönetime el koyması, şaşkınlık yaratır...
Bugün dünya, Türkiye'deki son gelişmeleri daha çok ağzı açık bir merakla izliyorsa, bence bundandır...
Şu vahşet hamurunda, bu zerafet... Hayret!..[10] Çetin Emeç
  • Yeni bir dönem başladı.
Artık sokakları, mahalleleri yaşanmaz hale getiren, kurtarılmış bölgeler yaratan, masum çocuklarımızı anarşiye alet eden, bizi canımızdan bezdiren, her gün birkaç ananın gözyaşı dökmesine neden olan dünya sona erdi.[11] Hürriyet gazetesi
  • Tekrara lüzum yok ki, 12 Eylül müdahalesi olmasaydı, Türkiye bugün uçurumun dibine inmişti. Devlet çökmüş, iç savaş başlamış, "Bölünmez bütünlük" lafta kalmıştı.[12] Oktay Ekşi
  • Kamu kuruluşundan emekliye ayrılıp, özel bir fabrikada çalışmaya başlayan bir vatandaşa sorduk.
Şöyle dedi:
- "Evren Paşa az bile söyledi... 12 Eylül'den önce, kapı çalınınca korkuyor, misafirimize bile zor açıyorduk"
Anafartalar semtinde bir kuyumcuya "Evren Paşa'nın konuşmalarını nasıl bulduğunu" sorduk.
"Allah ondan razı olsun. Dükkâna giren müşteri mi, yoksa anarşist mi diye ödümüz patlıyordu. Gerçi işler durgun ama... Zararı yok... Anarşi önlensin de..."
Kime sorduysak...
Terörden öylesine bıkmış, öylesine korkmuş, öylesine sinmişti ki... Evren'e televizyonda hayranlıkla bakıyordu.[13] Yavuz Donat
  • 12 Eylül öncesinde sabahın erken saatlerinde yollarda arabalı seyyar satıcı kervanları vardı. 10 araba, 15 araba peşpeşe giderlerdi. Özellikle yaşı küçük çocukların ellerine kaçak sigaralar verilir ve bunlar köşebaşlarında sigara satarlardı. Şimdi hepsi maziye karıştı. Neden? Çünkü bir devlet var artık Türkiye'de... Yasalara aykırı herhangi bir iş yapılmasına kesinlikle müsaade etmiyor.[14] Necati Zincirkıran
  • Geçen akşam bir eczaneye girdim.
- Bir paket aspirin verir misiniz? dedim. Eczacı:
- Buyrun dedi. 30 lira.
- Son zamla 45 lira olmadı mı Aspirin?
- Oldu ama elimizdeki eski mal!.. Yani 30 liralık...
- Ya deyip, adeta donakaldım. Demek böyle de olabiliyormuş Türkiye'de... İlaca zam yapılacak ve bu zam eski mallara yansımayacak... Üzerindeki fiyatı tükenmez kalemle düzeltilebilirdi eskiden!..
- Neden şimdi yapamıyorlar?
- Çünkü artık devlet var!..[14] Necati Zincirkıran
  • Ankara'da oturan generallerin işkenceye ruhsat tanıdığını söylemek!
Bu, adinin adisi iftira! Bunu söyleyen varsa, tuuu senin gebeş suratına!..[15] Cüneyt Arcayürek
  • Bir parlemento, anarşi ve teröre karşı çaresiz kalmışsa, kendi kendini "tasfiye" etmiş demektir!
Ülkemizde 12 Eylül öncesi durum buydu. Bu yüzden 12 Eylül öncesi Türkiye'sinde anayasal düzenden, temel hak ve özgürlüklerden ve de insan haklarından bahsetmenin olanağı yoktu. [16] Uğur Mumcu
  • 12 Eylül Harekâtıyla Türkiye'yi içine girdiği kanlı çıkmazdan kurtaran Türk ordusunun, yeniden demokrasiye, hem daha tutarlı, daha çağdaş ve akılcı bir demokrasi yönetimine döneceği konusunda bir kuşku yoktu kimsede... Hele Türk ordusunun geleneğini, niteliğini bilenlerde...[17] Oktay Akbal
  • En yüksek rütbeli komutanından, en kıdemsiz erine kadar, Türk Silahlı Kuvvetlerine şükranımız sonsuzdur. Kendilerine karşı ulusça gösterilen özene layık olduklarını, bir kez daha kanıtlamışlardır. Kaybolmuş can ve mal güvenliğini yeniden sağlamışlar, tehlikeye düşmüş olan ülke bütünlüğünü tekrar tartışılmaz bir kavram haline getirmişlerdir.
Devlete ve ulusa, bundan büyük hizmet olur mu?[18] Mehmet Barlas
  • Kenan Evren'in ve arkadaşlarının yaptığı müdahale, demokrasiyi kurtarmak için yapılan müdahaleydi. O günleri yaşamış normal vatandaşa sorarsanız hepsi, "İyi ki oldu." diyor 12 Eylül için. Ben 12 Eylül gününü hatırlıyorum, o gün öğleden sonra sokağa çıkma yasağı kalktı. Vatandaşlar sokakta gördükleri askerlere sarılıyorlardı. Celâl Şengör
  • Şimdi diyecekler ki: "Efendim bu kötü ortamı zaten bu askerler hazırladıydı." Külliyen yalan! Öyle bir şey yok. Bu adamlar rahatsızdılar durumdan. O ortamı hazırlayanlar politikacıların aptallıklarıydı, Demirel ve Ecevit'ti. Ondan sonra diyecekler ki: "Efendim Amerika bunları fişekledi." O da doğru değil. Ben iki tane şahit göstereyim. Bir tanesi Çevik Bir General. O zaman Kenan Paşa'nın özel kalem müdürüydü. Efendim işte, "Bizim çocuklar başardı." lafı var ya, meşhur. Böyle bir laf edilmemiştir. Çevik Bir General diyor: "Nereden çıkıyor bu laflar? Böyle bir laf edilmedi." Seneler sonra Şahinkaya Generalin evinde çay içerken birlikte, "Biliyor musun? En çok ne ağrıma gidiyor?" dedi. "'Amerikalılardan icazet alıp yaptılar.' diyorlar." dedi. "Yahu bir Türk subayı, kendi memleketi ile ilgili bir şeyi Amerikalıya mı soracak?" dedi. Onu hiç unutmuyorum. İnanın, gözlerim yaşardıydı o cevabı verdiğinde. Celâl Şengör
  • Askerî harekâtları prensip itibarıyla tasvip edemem. Ancak 12 Eylül Harekâtı mecburi idi. Başka bir çare yoktu. Yönetimi çok iyi niyetli görüyorum. Çalışmalarını ciddi, haysiyetli, iyi niyetli olarak değerlendiriyorum. 27 Mayıs ile 12 Eylül'ü mukayese etmem imkânsız. 27 Mayıs bir cunta harekâtıydı ve işin içinde başka faktörler vardı. Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemde bazı teşvik ve tahriklerini görmemek imkânsız. İyi niyetli askerleri tenzih ederim ama Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir harekete sempati ile bakan davranışlarda bulundu. Ayrıca çeşitli cuntalarla da iş birliği yapıldı. 12 Eylül'de durum böyle değil. Burada amaç, memleketi içine düştüğü çıkmazdan kurtarmak. Celâl Bayar
  • 12 Eylül Kemalizm'in reddidir. Yalçın Küçük
  • Eylülizm, Türkiye'de İslam'ın altın çağıdır. Yalçın Küçük
  • Eylülizmi, büyük sermaye ile bütünleşmiş kemalistlerin kemalizmin son kalıntılarını da kazıma dönemi olarak düşünebiliriz; eylülist darbeden hemen önce, gelmekte olan askeri darbenin çok koyu bir islamcı politika izleyeceği kestirimim de bunu haber veriyordu, artık gerçekleşmiş olduğunu hep biliyoruz. Yalçın Küçük
  • Türk Silahlı Kuvvetleri'nin zoruyla, ülkeye görülmemiş bir dinsellik giydirdiler. Daha önceden başlamıştı, ancak, eylülist rejim, dincilikte, ölçü tanımıyordu. Yalçın Küçük
  • Şimdi çok daha kapsamlı bir askeri müdahalenin tersini yapması mümkün. Tersi şu: Erbakan'ı Türkiye siyaset sahnesinden silip Erbakan'ın temsil ettiği İslamcı dinsel politikayı daha yoğun bir biçimde uygulamak.(1979) Yalçın Küçük
  • "İslam Devleti", tekeliyetin ve Türk plütokratlarının yeni anayasasıdır. Daha önceki Tayyip Erdoğan münazaralarında Ertuğrul Özkök'ün, televizyon üzerinden, "üniversitede türbanı savunduk, lisede olmamasını istedik" sözü, ılımlı "İslam Devleti" tarifini vermektedir. "İslam Devleti", Harika Altmışlı Yıllar'ın sonundan itibaren bir devlet politikasıdır. 12 Mart 1971 Diktatoryası'nın, 12 Eylül 1980 Diktatoryası'nın, 3 Kasım 2002 Diktatoryası'nın, genelkurmay başkanları Orgeneraller Tağmaç, Evren, Özkök tarafından savunulmuştur. Yerleştirilmiştir, diyebiliyoruz. Kemalizme ihanet buradan başlamaktadır. Eylülist Diktotarya, İslamizm'in Altın Çağı'dır. Osmanizasyon'un başıdır. Akepe, bir devlet politikasıdır.(8 Nisan 2009) Yalçın Küçük
  • Bakmayın darbeyle hesaplaşma ortaoyunlarına. 12 Eylül 1980'de TRT radyo ve televizyonlarındaki konuşmasını milletine "mutlu ve aydınlık yarınlar" dileyerek bitiren Kenan Evren'in de zaferidir, bu seçim. Kenan Evren'in 'aydınlık yarınlarını' yaşadığımız günlerdir. (Haziran 2012) Cemal Dindar
  • Biz dünyanın en legal illegal örgütleriydik! İstanbul'da beni mahalle bekçisi tanıyordu yahu, bırakın siyasi şubeyi toplum polisini... Bunda şaşıracak hiçbir şey yok! Zaten öbür türlüsü olsa hakikaten şaşırmak lazımdı, 'Yahu bu devletin hiç mi istihbaratı yok' diye... Bir de, bu işi olgunlaştırıp yaptılar. Bütün istihbaratlar, bilgiler toplanmıştı bizim hakkımızda. Olmuşu topladılar! Silkelediler sadece ağacı!
Bülent Uluer (12 Eylül dönemi Dev-Genç İstanbul İl Başkanı - 12 Eylül sonrasında örgütlerin çok kısa bir sürede çökertilmesini anlatıyor...)
12 Eylül Darbesi ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.

KaynakçaDüzenle

  1. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 14 Eylül 1980
  2. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1982
  3. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 1 Temmuz 1983
  4. Güngör Mengi, Yeni Asır, 13 Eylül 1980
  5. Oktay Ekşi, Hürriyet, 13 Eylül 1980
  6. Refik Erduran, Milliyet, 13 Eylül 1980
  7. Hüsamettin Çelebi, Günaydın, 13 Eylül 1980
  8. Cüneyt Arcayürek, Hürriyet, 14 Eylül 1980
  9. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 15 Eylül 1980
  10. Çetin Emeç, Hürriyet, 15 Eylül 1980
  11. Hürriyet, Hürriyet, 15 Eylül 1980
  12. Oktay Ekşi, Hürriyet, 31 Aralık 1980
  13. Yavuz Donat, Tercüman, 19 Ocak 1981
  14. 14,0 14,1 Necati Zincirkıran, Günaydın, 24 Ocak 1980
  15. Cüneyt Arcayürek, Hürriyet, 21 Şubat 1981
  16. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 26 Şubat 1981
  17. Oktay Akbal, Cumhuriyet, 3 Mayıs 1981
  18. Mehmet Barlas, Milliyet, 12 Eylül 1981