Veganlık

Hayvan kökenli ürünleri ve gıdaları kullanmayı reddeden yaşam tarzı

Veganlık ya da veganizm, hayvanların kullanılmasını desteklemeyen bir yaşam biçimidir. Hayvan sömürme yoluyla elde edilen gıdaları, giyecekleri ve diğer tüm yan ürünleri kullanmayı reddetmedir. Bu akımın takipçilerine vegan denir. Kelime 1944 yılında The Vegan Society'nin kurucularından da olan Donald Watson tarafından ortaya atıldı. Donald Waton veganlığı şu şekilde tanımlıyordu: “Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, bal, hayvansal süt ve türevlerini dışlayıp bitkiler aleminin ürünleriyle yaşamayı ve tamamen ya da kısmen hayvanlardan üretilen tüm ticari malların alternatiflerini kullanmak şeklinde pratiğe dökülür."

Vegan usüllerine göre hazırlanmış bir ıspanak yemeği. Vegan yemeklerde hayvansal yağ, süt ve süt ürünleri ya da hayvansal kaynaklı aroma gibi hiçbir hayvansal ürün kullanılmaz.
Biz, bütün zulümlerin birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyoruz: Bütün canlılar özgür olana kadar, yani kötü muameleden, aşağılanmadan, sömürüden, kirlenmeden ve ticarileşmeden kurtulana kadar, hiçbir canlı özgür olmayacak.
Carol J. Adams
Ekolojik çöküş ve yokoluştan kendimizi kurtarabilmek amacıyla radikal değişimleri gerçekleştirebilmek için şunun şurasında en iyi ihtimalle birkaç yılımız kaldı. Vegan beslenen bir insan her gün 4165 litre su, 9 kilogram CO2 eşdeğeri, 3 metrekareye yakın ormanlık arazi, 20 kilo tahıl tasarruf ediyor ve her gün, duyguları olan bir canlıyı ölümden kurtarıyor. İleride bizi nelerin beklediğini biliyorsak eğer, veganlıktan başka hiçbir seçeneğimiz olmadığını görürüz.
Chris Hedges
Gördüğüm en olağanüstü çalışan işçiler; Şili'deki maden işçileri, yalnızca sebze yerler (ayrıca bazı baklagil ve tohumları).
Charles Darwin
Çoğu zaman vegan olduğumu belirtmezdim ancak bu durum yavaş yavaş değişti. Artık bundan bahsetmenin tam zamanı çünkü veganlık devrimci anlayışın bir parçası –merhamete dayalı ilişki kurma yolları ararken, yalnızca insanlarla değil, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da merhamete dayalı bir ilişki biçimi nasıl geliştirebiliriz sorusunu sormamız ve bunun için de kapitalist endüstriyel forma dayalı gıda üretimine meydan okumamız gerekiyor.
Angela Davis
Diğer hayvanları köleleştiren, hadım eden, üzerinde deney yapan ve onlardan biftek yapan insanların, hayvanların acı hissetmediğine dair anlaşılması kolay bir eğilimi var. İnsanlar ve “hayvanlar” arasındaki keskin ayrım, eğer biz hayvanları zerre kadar pişmanlık ya da suçluluk duygusu hissetmeden irademize boyun eğdirmek, bizler için çalıştırmak, onları giymek, onları yemek istiyorsak hayati öneme sahiptir. Hayvanlar fazlasıyla bizim gibiler.
Carl Sagan
Hayvanlara yapılanların dünyanın en kapsamlı soykırımı ve kölelik türü olduğundan hiç şüphem yok. Ve gün gelecek bugün hayvanlara yapılanlara; geçmişte siyahi insanlara, çocuklara, kölelere, kadınlara ve azınlıklara yapılanlara baktığımız gibi aynı iğrençlikle bakacağız.
Gary Yourofsky
Yamyamlıktan daha çok midemizi bulandıran hiçbir şey yoktur, fakat biz de Budistlere ve veganlara aynı izlenimi veriyoruz; bebek yediğimiz için, her ne kadar kendi bebeklerimizi yemesek de...
Robert Louis Stevenson
Auschwitz, bir insan mezbahaya bakıp "ama onlar hayvan" dediği zaman başlar.
Theodor Adorno
Torunlarımız bir gün bize soracaktır: "Hayvan holokostu sırasında neredeydin? Bu korkunç suçlar sırasında ne yaptın? Yine, biz bilmiyorduk diye iddia edemeyiz. 2 kez aynı bahaneyi kullanamassınız.
Helmut F. Kaplan
150 yıl önce köleliğin biteceğini savunsaydın saçmaladığını söylerlerdi. 100 yıl önce kadınların oy verme hakkının olduğunu söylediğinde sana gülerlerdi. 50 yıl önce Afrika kökenli Amerikalıların kanunlar önünde eşit haklara sahip olması fikrine itiraz ederlerdi. 25 yıl önce eşcinsel haklarını savunduğunda sana sapık derlerdi. Bugün de hayvan köleliğinin sona ereceğini iddia ettiğimizde bize gülüyorlar, ama bir gün gülemeyecekler..
Gary Smith
Vegan olmak bize çok aza mal olur. Vegan olmazsak bu, hayvanlara çok pahalıya mal olur.
Gary L. Francione



  • Amerikan Pediyatri Akademisi’ne göre bir bebeğin, yeni yürümeye başlamış bir çocuğun ya da bir çocuğun beslenmesine et, yumurta veya süt ürünlerinin katılmasına ihtiyaç yoktur. İyi planlanmış vegan veya vejetaryen beslenme yalnızca büyümeyi desteklemek için gerekli tüm besin maddelerini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sağlıklı bir çocukluğa ve hastalıkların erken önlenmeye başlanmasına da katkı sağlar.[1]
  • Merhamet dairesini yaşayan bütün varlıkları kapsayacak denli geliştirene dek İnsanoğlu huzur bulamayacaktır.[2]
  • İnsan ruhu ölmedi. Gizlenerek yaşamaya devam ediyor. İnsan ahlâkının kökü olması gereken merhametin, gerçek genişliğine ve derinliğine, ancak kendini insan türüyle sınırlamayıp bütün yaşayan canlıları kucaklaması sayesinde ulaşabileceğine inanıyorum.[3]
  • Çoğu insan aslında yedikleri şeyin bir hayvan olduğu üzerine kafa yormaz. Bir biftek veya tavuk eti yediklerinde, bu hayvanların sırf insanlar onları tüketebilsin diye ne büyük acılar çektikleri akıllarının ucundan geçmez.[4]
  • Çoğu zaman vegan olduğumu belirtmezdim ancak bu durum yavaş yavaş değişti. Artık bundan bahsetmenin tam zamanı çünkü veganlık devrimci anlayışın bir parçası –merhamete dayalı ilişki kurma yolları ararken, yalnızca insanlarla değil, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da merhamete dayalı bir ilişki biçimi nasıl geliştirebiliriz sorusunu sormamız ve bunun için de kapitalist endüstriyel forma dayalı gıda üretimine meydan okumamız gerekiyor.[4]
  • Tüm o yediklerimiz çok ama çok büyük bir zulmü maskeliyor. Bu ülkede tavukların endüstriyel olarak korkunç koşullar altında üretildiğini aklımıza bir kez olsun bile getirmeden oturup bir tavuk parçası yiyebiliyor oluşumuz, kapitalizmin ve onun zihinlerimizi nasıl sömürgeleştirdiğinin işaretlerinden biri. Önümüzde metadan öte bir şey göremiyor oluşumuz, gündelik olarak kullandığımız metaların ardındaki ilişkileri anlamayı reddediyor olmamız. İşte yediklerimizle ilişkimiz aynen böyle.[4]
  • Ben yiyeceklere ‘sıradan rutin bir nesne’ gibi bakamam. Yiyeceğe atfedilen anlamların bir kültürün var olan her şeyi kapsayan ideolojilerini ifade ettiğini biliyorum. Örneğin gıda seçimleri, bana bir toplumun cinsellik, toplumsal cinsiyet roller, ırka dayalı iktidar hiyerarşileri ve sakat olmamakla ilgili beklentilerini anlatabilir.[5]

Amerikan Gıda ve Beslenme Akademisi

değiştir
  • Amerikan Beslenme Derneği’nin görüşü, tamamen vejetaryen ve vegan beslenme de dâhil olmak üzere, düzgünce planlanan vejetaryen diyetlerin sağlıklı, besin öğeleri açısından yeterli ve belli hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde sağlıksal faydalar sağlayabilir nitelikte olduğudur. İyi planlanmış vejetaryen diyetler, hamilelik, emzirme, bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemleri de dâhil hayat döngüsünün her safhasındaki bireyler ve sporcular için uygundur. (...) Bulgu temelli bir değerlendirmenin sonuçlarına göre, vejetaryen bir beslenme iskemik kalp hastalığından ölüm riskinin azalmasında rol oynamaktadır. Vejetaryenlerde ayrıca vejetaryen olmayanlara nispeten daha az düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol seviyesi, daha düşük tansiyon sorunu, daha düşük oranlarda yüksek tansiyon ve tip 2 diyabet görülmektedir. Ek olarak, vejetaryenlerde vücut kitle indeksi ve tüm kanser oranlarının daha düşük görülme eğilimi vardır. Vejetaryen bir beslenmenin içerdiği daha az doymuş yağ alımı ve daha çok meyve, sebze, tam tahıl, yemiş, soya ürünü, lif ve bitkisel kimyasallar, kronik hastalık riskini düşürebilmektedir.[6]
    • (2009)

A. C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada

değiştir
  • Masum inekleri ve diğer hayvanları öldürüyorsunuz, ama tabiat intikamını alacak. Yalnızca bekleyin. Doğru vakit geldiğinde, tabiat tüm bu ahmakları toplayıp katledecek. Bitti. Kendi aralarında savaşacaklar; Protestanlar ve Katolikler, Rusya ve ABD, şu ve bu... Bu sürüp gidiyor. Neden? Çünkü bu tabiatın yasasıdır. Kısasa kısas. 'Öldürdünüz, şimdi birbirinizi öldürün'.

Aymeric Caron

değiştir
  • Çok yakın bir zamanda artık et tüketmeyeceğiz. Her yıl, kendimizi beslemek için 60 milyar hayvanı öldürmeye bir son vereceğiz. İlkin, gezegenimiz bunu bize emrediyor: 2050 yılında 10 milyar nüfusa ulaşacağız ve yeryüzü ve su kaynaklarımız karnist bir beslenmenin devam ettirilebilmesi için yetersiz kalacak. Fakat, ekonomik ve ekolojik sebeplerin ötesinde, bitki özlü beslenmeye geçiş evrimimizin yeni basamağını oluşturacak.[7]
  • Hepimizin proteine ihtiyacı vardır... Fakat bunu hayvanlardan sağlamak en verimli yol değildir. Bitkisel özlü proteinler çevre için en iyisidir.[8]

Bergpartei, die "ÜberPartei"

değiştir
  • Hayvan cesetlerini değil, zenginleri ye! (Almanya'daki siyasal partinin sloganlarından biri.) [9]
  • Artık baklagiller, fasulye ve meyveyle besleniyorum.[10]
  • Vejetaryen olmak için size ne ilham verdi? Sorusuna verdiği yanıt:
    • Kelimenin tam anlamıyla, annemin ben dokuz yaşındayken pişirdiği bir yemek -az etli domuz pirzolası- oldu. Pirzolalar, et ve etin direkt olarak geldiği hayvan arasındaki bağlantıydı. Dehşet içindeydim ve bir daha asla et yemeyeceğimi ilan ettim. Ve asla yemedim. Ardından vegan oldum. New York'un kuzeyindeki bir hayvan sığınağını ziyaret ettim ve süt endüstrisiyle ilgili destek vermeye devam edemeyeceğim ölçüde rahatsız edici olan çok fazla gerçek öğrendim. O günler zarfında tüm süt ürünlerini bıraktım.[11]
  • Hayvan özgürlüğü iyimser bir hareket. Biz Jeremy Bentham’la birlikte ‘toplumun nefes alan her şeyi kapsayacak şekilde gelişeceği bir zamanın geleceğine,’ inanmaktayız. Biz Dr. Martin Luther King’le birlikte tarihin kavisinin geniş olduğuna ancak onun adalet ve merhamete doğru kıvrıldığına inanmaktayız (King’in karısının ve oğlunun, Coretta ve Dexter Scott King, vegan olmaları bunu kanıtlayacak niteliktedir). Biz toplumun ilerde insan kibiri ve hayvanlara yönelik işkenceye şu an kölelik ve diğer gaddarlıklara baktığımız da hissetiğimiz tiksinti ile bakacağına inanıyoruz. [12]
  • Eğer biz insanları farelere, kedilere, köpeklere, domuzlara, tavuklara ve hindilere zarar vermemeleri konusunda ikna edebilirsek, onlar elbette ki dönüp de insanlara zarar vermeyeceklerdir. Kendini insanlığa adamış birçok kişi, Albert Schweitzer’den Ellen White’a kadar, Louisa May Alcott’tan Albert Einstein’a kadar, hayvanları yediğimiz ve diğer şekillerde işkence ettiğimiz sürece barışın mümkün olmayacağını hissetmiştir.[12]
  • Şimdi artık biliyoruz ki; ister dünya çapında bir atlet olalım, ister hafta sonu koşan bir amatör, isterse de eğlence olsun diye idman yapan biri; sağlığımızı iyileştirmek ve performans hedeflerimize ulaşmak için, enerji gereksinimimizi karşılayacak bitkisel bir diyet yeterli olacaktır. Ben bile, şu anda 93 yaşımda olmama rağmen, bitkisel diyete geçmemle birlikte sağlığımın çok büyük ölçüde iyiye gittiğini keşfettim.[13]
  • Bu mücadele bizim için, kişisel isteklerimiz veya ihtiyaçlarımız için değildir. Bu mücadele, deney laboratuvarlarında acı çekmiş ve öldürülmüş, ve eğer bu cani endüstriyi durdurmazsak daha çok acı çekecek ve ölecek her hayvan içindir. İşkence edilerek öldürülmüşlerin ruhları adalet istiyor, yaşayanların haykırışları ise özgürlük için. Biz bu adaleti sağlayabiliriz ve bu özgürlüğü getirebiliriz. Hayvanların kimsesi yok, sadece biz varız. Onları yalnız bırakmayacağız.[14]

Buket Uzuner

değiştir
  • Vegan eğilimim var. Kürk kullanımına karşıyım, hiç kullanmam![15]

Walter Bond

değiştir
  • Görünüşe göre, eğer günde üç kere ölümü ve köleliği destekliyorsanız bir problem yok, ama bu gerçeğin altını çizersem, o zaman şerefsizin tekiyim.[16]
  • Gördüğüm en olağanüstü çalışan işçiler; Şili'deki maden işçileri, yalnızca sebze yerler (ayrıca bazı baklagil ve tohumları).[17]
  • Bazı kişiler, bitkisel temelli beslenmenin 'ekstrem' olduğunu söylüyor. Her yıl yarım milyon insanın göğsü açılıp bacaklarından alınan damarlar kalbine dikiliyor. Bazıları da bunu 'uç' bulabilir.[18]
  • Diğer hayvanları köleleştiren, hadım eden, üzerinde deney yapan ve onlardan biftek yapan insanların, hayvanların acı hissetmediğine dair anlaşılması kolay bir eğilimi var. İnsanlar ve “hayvanlar” arasındaki keskin ayrım, eğer biz hayvanları zerre kadar pişmanlık ya da suçluluk duygusu hissetmeden irademize boyun eğdirmek, bizler için çalıştırmak, onları giymek, onları yemek istiyorsak hayati öneme sahiptir. Hayvanlar fazlasıyla bizim gibiler.[19]
  • Nazi kamplarından kurtulan Musevilerin çoğunun neden vegan olduğunu biliyor musun? Çünkü onlar hayvan gibi davranılmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar.[20]
  • Bizler vegan beslenmeye geçerek, şirket kârları uğruna milyarlarca hayvanın işkenceden geçirilmesine suç ortaklığı yapmayı reddedebiliriz ve buna ilaveten, özellikle kalp hastalığı ve kanser konularında yararı ayrıntılı olarak belgelenmiş olan bitkisel beslenmenin getireceği sağlık kazanımlarını elde edebiliriz.[21]
  • Ekolojik çöküş ve yokoluştan kendimizi kurtarabilmek amacıyla radikal değişimleri gerçekleştirebilmek için şunun şurasında en iyi ihtimalle birkaç yılımız kaldı. Vegan beslenen bir insan her gün 4165 litre su, 9 kilogram CO2 eşdeğeri, 3 metrekareye yakın ormanlık arazi, 20 kilo tahıl tasarruf ediyor ve her gün, duyguları olan bir canlıyı ölümden kurtarıyor. İleride bizi nelerin beklediğini biliyorsak eğer, veganlıktan başka hiçbir seçeneğimiz olmadığını görürüz.[21]
    • (9 Kasım 2014)
  • Biz, bütün zulümlerin birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyoruz: Bütün canlılar özgür olana kadar, yani kötü muameleden, aşağılanmadan, sömürüden, kirlenmeden ve ticarileşmeden kurtulana kadar, hiçbir canlı özgür olmayacak.
  • Özel bir biçimde, bütün insanların, hayvanların da bizim gibi canlılar olduğunu, onları korumamız ve kendimizi sevdiğimiz kadar onları da sevmemiz gerektiğini anlamaları için iki kat daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var. Barışın temeli bu işte. Barışın ve huzurun temeli bütün mahlukata hürmet göstermektir... Herkese hürmet göstermedikçe -kendimize, hayvanlara ve bütün yaşayan varlıklara hürmet göstermedikçe huzuru ve barışı sağlayamayız... Onları sömürmeye son vermedikçe -onları bilim adına sömürmeye, spor adına sömürmeye, moda adına sömürmeye, ve evet, yemek adına sömürmeye son vermedikçe, hayvanlara karşı nazik olamayız, onları savunamayız.[22]
  • Masum canlıların kitlesel olarak öldürülmesine 1945’te son verilmedi ki; sadece hayvanların “sonsuza dek” sömürülmesi ve katledilmesine doğru bir rota değişikliği yaşandı; bu da insan baskısı ve şiddetinin bir modeli ve itici gücü olmaya yaradı. Mezbahalar olduğu sürece Treblinka ve Auschwitz daima var olacak. Yahudi Alman düşünür Theodor Adorno’nun söylediği gibi, “ Auschwitz, birisi bir mezbahaya bakıp, “ama onlar hayvan” diye düşündüğünde başlar”.[23]
  • Hayvanların katledilmesini güçlünün güçsüzleri sömürmeye hakkı olduğu şeklinde onayladığımız sürece birbirimize karşı şiddet uygulamaya ve yıkıcı davranışlarda bulunmaya devam edeceğiz. Adolf Hitler, “gücü olmayan, hayatta kalmış şansını hakkını kaybeder” diyor. Savaşı kaybettiyse de onun faşist görüşü başarılı oldu, ne kadar ironik. İnsan uygarlığı da bu faşist görüşle yapıyor yapacağını; inekler, domuzlar, koyunlar, tavuklar ve diğer hayvanlar kendilerini savunamadığı için, hayatta kalma haklarını kaybediyorlar. Bundan dolayı onlara ne istersek yapmakta özgürüz sanıyoruz. Elbette hayvanlara yardım etmenin en önemli yolu, onları yememektir. Herkes en azından bunu yapabilir: Mezbahaları ağzınızdan uzak tutun.[23]
  • Tarihin bize verdiği kanıt, insanların zalim ve canavarca eylemleri yapabilme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor, hem bireysel olarak hem de bir gruba dahil olarak. Soykırımı “bir grup güçlü bireyin akıldışı bir davranışı” olarak göremememin sebebi bu. Tam tersine soykırım, bizim neleri yapabileceğimizin çok net bir ispatıdır. Soykırımsal boyutlardaki mega suçlar, insan tarihinin görünen yüzünün hemen arkasında meydana gelmeyi bekliyor; çünkü kurbanlaştırdığımız hayvanların başına daima bu olay geliyor. Yahudi yazar Isaac Bashevis Singer söz konusu hayvanlar olunca bütün insanların birer Nazi olduğunu söylemiştir. Hayvanların yaşadığı şey, “Sonsuz Treblinka”’dır.[23]
  • İnsanlar ilginç değil mi? Vahşi hayatı öldürüyorlar- kuşları, geyikleri, her türden kedi, tilki, kunduz, dağsıçanı, fare, çakalın milyonlarcasını kendi evcil hayvanlarını ve onların yiyeceklerini korumak için öldürüyorlar. Ardından milyonlarca evcil hayvanı öldürüp onları yiyorlar. Bu da milyonlarca insanı öldürüyor; çünkü bu hayvanları yemek kalp krizi, kalp hastalığı, böbrek hastalıkları ve kanser gibi sağlığı bozan ve ölümcül sağlık koşullarına sebep oluyor. Ardından insanlar bu hastalıkların tedavisini bulmak için milyonlarca hayvana işkence edip onları öldürüyor. Başka yerlerde ise milyonlarca insan açlıktan ve kötü beslenme sonucunda ölüyor; çünkü yiyebilecekleri gıdalar evcil hayvanları kilo alsın diye kullanılıyor. Bu arada çok az insan bu kadar kolayca ve şiddetle öldüren insanlar senede bir kez “Dünyada Barış” için dua eden kartlar yollamasının saçmalığını farkedebiliyor.[24]
  • Eğer hayvanlara yönelik davranışlarımızı insanlara yönelik davranışlarımızdan, radikal anlamda, farklı olarak meşru görmenin bir yolu yoksa, o zaman hayatın tamamına değer veren bir toplum geliştirmek zorundayız. (...) Bu görüşle uyum halinde bulunan bir toplum hem hayvanların hem de insanların keyfi sömürüsünden uzak olacaktır. Böyle bir toplumda rodeolara, sirklere yer olmayacaktır. Hayvanlar gıda ve giysi olmaları adına katledilmemeli. Bilimsel araştırmalardaki hayvan modeli; canlı doku kültürleriyle, bilgisayar modelleriyle, in vitro araştırmalarıyla, her şeyden önce sırf merak duygusu yerine merhamet/şefkat duygusuyla yer değiştirmeli.[25]
  • Eğer önsezileriniz bir köpeğe zevk duymak adına işkence etmenizin kötü olduğunu söylüyorsa o zaman bir ineğin ya da tavuğun etini yeme konusunda da kendinizi eleştirebilmelisiniz. Et yemek hayatta kalmak için gereksiz olduğuna, bir alışkanlık ve zevk meselesi olduğuna göre her iki durum da insanın zevk alma hakkını bir hayvanın yaşama hakkından üstün görmektedir. Sirkler, rodeolar, hayvanat bahçeleri, su parkları, hayvan yemek, ürün deneyleri, kürkler, ve deri ürünlerinin hepsi insanlar zevk alsın, konforlu yaşasın, para kazansın diye hayvanlara zarar veriyor, ve işte bu sebeple insanların temel değerleriyle çelişiyorlar.[25]
  • Amerika Birleşik Devletleri'nde, yemek için beslediğimiz hayvanlara yedirilen buğdaylarla direkt olarak insanları besleseydik 800 milyon aç insanı doyurabilirdik.[26]
  • Hayvanlar ve insanlar aynı şekilde ıstırap çekerler ve ölürler. Çekilen acı aynı, kan dökülmesi aynı. Yaşamın küstahca, acımasızca, zalimce çekip alınışı aynı. Bunun bir parçası olmak zorunda değiliz.
  • Hayvan özgürlüğü hareketinin görmek istediği dünya, özgür bir dünyadır. ALF veya ARM eylemcileri değildir terörist olanlar; teröristler bu dünyanın hükümetleridir. Gökler, okyanuslar ve toprak herkes için bedava-özgür olmalıdır. Gökler B52 uçaklarının değildir. Kartallar ve serçeler içindir. Okyanuslar nükleer denizaltılar için değildir. Balinalar ve balıklar içindir. Ve toprak tanklar geçsin gitsin diye değildir, bombalar toprakları havaya uçursun diye değildir. Bizim için ve diğer türlerden erkek ve kız kardeşlerimiz içindir. Ben özgür bir dünya görmek istiyorum. Irkı, cinsiyeti, veya türü ne olursa olsun özgür. Bütün canlıların barış ve huzur içerisinde yaşayabildiği bir dünya görmek istiyorum.[27]
  • Tabağımdaki şeyin hisleri olup yaşayan şeyler olduğunu aniden fark ettim ve bu gerçekten daha fazla kendimi soyutlayamadım.

Frankenstein

değiştir
  • Benim yemeğim insanınki gibi değil; ben iştahım için kuzu veya çocuğu yok etmem; palamut ve dutlar beni yeterince besliyor.[29]
  • Vegan olmak bize çok aza mal olur. Vegan olmazsak bu, hayvanlara çok pahalıya mal olur.
  • Bir hayvana acı çektirip onu öldürmenin en önemsiz çıkarlarımızla gerekçelendirilebileceğini düşünmemizin tek açıklaması, kibrimiz ve ne yazık ki şiddet eğilimimizdir.[30]
  • Vegan olmak şiddetsiz bir yaşam sürmek için gereklidir. Yeterli değildir; çünkü eğer şiddetsizliği kucaklıyorsak, veganlığın ötesine geçip eylemlerimizde, sözlerimizde ve düşüncelerimizdeki tüm şiddeti geride bırakmalıyız. Fakat veganlık kesinlikle gereklidir ve vegan değilseniz, her hayvan yiyişinizde veya giyişinizde şiddeti kutluyorsunuz demektir.[31]
  • Hayvan haklarını kabul etmek, his ve duyguları olan hayvanlara eşya veya mülk muamelesi yapmama gibi bir sorumluluğumuz olduğunu kabul etmek demektir. Buradaki ilginç soru ise ineğin kendisine gaddarca davrandığı için çiftçiye dava açıp açmayacağı değil, öncelikle ineğin neden çiftlikte olduğunu sormak olacak.[32]
  • Bir bardak sütün içinde bir kilo etten daha fazla acı ve ızdırap var.
  • Veganlığı ciddiye alan kişilerden "Vegan Polis" diye bahsedenler türcüdür. Irk ya da toplumsal cinsiyet eşitliğini tutarlı olarak savunan kişilerden ya da homofobiye sıfır tolerans gösterenlerden asla bu şekilde bahsetmeyiz. Mevzu oldukça basit: Ya türcüsünüzdür ya da değilsinizdir. Eğer türcü değilseniz, vegan olur ve veganlığı ciddiye alırsınız -tıpkı ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve heteroseksizme karşı çıkarken olduğu gibi.[33]
  • Bir insanın ya da hayvanın ahlaki statüsünün o hayvan ya da insanı dünyaya getirenler tarafından belirlenemeyeceği gibi, ahlaki bir kavramın uygulanması da onu tasarlayanlar tarafından belirlenemez. Ahlaki haklar sadece onları tasarlayanlar için geçerli olsaydı, insanlığın büyük bir kısmı ahlaki topluluktan dışlanmış olurdu. Bugün anladığımız biçimiyle hak anlayışı, başlangıçta sadece varlıklı, beyaz, erkek toprak sahiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla geliştirilmişti; aslında ahlaki kavramların pek çoğu tarihsel olarak ayrıcalıklı erkeklerin çıkarı için geliştirilmişti. Zamanla, eşit gözetilme ilkesi uyarınca benzer durumları benzer şekilde ele almamız gerektiğini kavradık ve hakları (ve diğer ahlaki kavramları) başka insanları da kapsayacak şekilde genişlettik. Eşit gözetilme ilkesi uyarınca bazı insanların başkalarının malı olmasının ahlaki açıdan kabul edilemez olduğuna karar verdik. Eşit gözetilme ilkesini hayvanlara da uygulayacak olursak, kaynak muamelesi görmeme hakkını hayvanlara da tanımamız gerekir.[34]
  • Hayvanların hak anlayışını geliştirmemiş olmaları ya da bunu kavrayamacak olmaları önemli değil. İnsanların haklardan yararlanmak için potansiyel olarak bu anlayışı geliştirebilecek olmaları ya da bunu kavramaları gerekmiyor. Örneğin, ileri derecede zeka geriliği olan bir insan bir hakkın ne demek olduğunu kavramayabilir, ama bu, onu en azından kaynak muamalesi görmeme temel hakkından mahrum bırakabilleceğimiz anlamına gelmez.[35]
  • 150 yıl önce köleliğin biteceğini savunsaydın saçmaladığını söylerlerdi. 100 yıl önce kadınların oy verme hakkının olduğunu söylediğinde sana gülerlerdi. 50 yıl önce Afrika kökenli Amerikalıların kanunlar önünde eşit haklara sahip olması fikrine itiraz ederlerdi. 25 yıl önce eşcinsel haklarını savunduğunda sana sapık derlerdi. Bugün de hayvan köleliğinin sona ereceğini iddia ettiğimizde bize gülüyorlar, ama bir gün gülemeyecekler.[36]
  • Eğer samimi şekilde kendinizi et sektöründe köleleştirilmiş, suni bir dünyaya mahkum edilmiş, uzun, sağlıklı yaşama şansı elinden alınmış, zamanın çoğunda güneş ışığından mahrum edilmiş hayvanların yerine koyup sonra da mezbahada bacağınızdan baş aşağı asılı bir şekilde asılı dururken, birisinin, boğazınızı kesip, vücudunuzu parçalara ayırdığını hayal ederseniz, vicdansız bir gelenek olan et yeme geleneğinin neden ortadan kaldırılması gerektiğini anlardınız. Evrimi destekleyen kuvvet, kibir, hırs ya da açgözlülük değil, merhamet olmalıdır.
  • Eğer vegan değilseniz, yaptığınız her şey o nefret ettiğiniz ırkçı, cinsiyetçi ve heteroseksist ideolojiyi taklit etmekten öteye gitmez.[37]
  • Geçen yıl Amerika'da 99 bin kadına tecavüz edildi, bu kadar kadına tecavüz edilmişken neden biz de birine tecavüz etmiyoruz? Bu kadar tecavüz vakasının üzerine gidip de bir kadına tecavüz etmeyişimiz bir fark yarattı öyle değil mi? Aynı şekilde; hamburger, nugget, domuz yemediğimizde ineklerin, tavukların ve domuzların hayatında fark yaratıyoruz.[38]
  • Eğer insanlar gerçekten terörizmi sona erdirmek istiyorlarsa, o halde buzdolaplarından hayvan etini çıkarmalılar, kurşunlarını çöpe atmalılar, üniversitelerden dirikesim laboratuvarlarını kapatmalarını istemeliler, kürk mağazalarının kapanmasını, sirklerin sadece insanlara özgü olmasını istemeliler, rodeonun tamamen bitmesini sağlamalı ve hayvanları terör yerlerinden kurtaran ALF’i desteklemeliler. Yoksa "barış", "medeniyet" ve "adalet" üzerine söylenen her şey bugüne dek varolmuş en ikiyüzlüce retorikler olarak ortada kalacak...[39]
  • Bazen düşünüyorum ki türcülüğü yok etmenin tek yolu umarsız her insanı besi ünitesindeki bir inek gibi, laboratuvardaki bir maymun gibi ya da sirkteki bir fil, rodeodaki bir boğa ya da kürk çiftliğindeki bir vizon gibi yaşamaya zorlamak. Böylece insanlar bu uyuşuk hallerinden uyanır ve yeryüzündeki en alçak tür tarafından, insan hayvanı tarafından, diğer hayvanlara yaşatılan acıların farkına varır.[40]
  • Birisine veganlığı gösterdiğiniz zaman, veganlığı idrak ettiklerinde diğer her şeye de merhametle yaklaşıyorlar, sirklere gitmeye bir son veriyorlar, hayvanat bahçelerine gitmeye bir son veriyorlar, dirikesimi desteklemeye son veriyorlar.[38]
  • Hayvanlara yapılanların dünyanın en kapsamlı soykırımı ve kölelik türü olduğundan hiç şüphem yok. Ve gün gelecek bugün hayvanlara yapılanlara; geçmişte siyahi insanlara, çocuklara, kölelere, kadınlara ve azınlıklara yapılanlara baktığımız gibi aynı iğrençlikle bakacağız.[38]
  • Üzgünüm, insanların adaletsizliğe olan bu bağlılığını anlayamıyorum fakat adalet önünde sonunda yerini bulur; kurbanlar için maalesef yüzlerce yıl alıyor fakat sonunda hayvanlar özgür olacaklar! [38]
  • Nazilerin Yahudilere yaptığı her şeyi bugün biz hayvanlara yapıyoruz. Onların başına gelen her şey Nazi soykırımının tamamen aynısıdır.[41]
  • Torunlarımız bir gün bize soracaktır: "Hayvan holokostu sırasında neredeydin? Bu korkunç suçlar sırasında ne yaptın? Yine, biz bilmiyorduk diye iddia edemeyiz. 2 kez aynı bahaneyi kullanamassınız.
  • Olumlu buluyorum, hatta kurban konusundaki tavırlarını destekliyorum. Bu tavırlarıyla, dinin ruhuna, tekbir getirerek elinde kesik kafa sallayan IŞİD’ciden daha yakınlar. Hayvan eti yemeye ve ürünlerini kullanmaya sömürü ve zulüm olduğu gerekçesiyle karşı çıkmakta dinsel bir ruh var. Çünkü kökünde merhamet ve adalet duygusu var. Dinler tarihinde böylesi akımlar çoktur. Hiçbir canlıya, doğaya zarar vermemek ilkesi İslam’ın ruhuna çok uygun hatta bizzat kendisi. Böylesi tutumları yüksek takva (ileri derecede sakınma duygusu) olarak bile görebiliriz. Hayvan eti yemeyen ve ürünlerini kullanmayan birçok insan tanıyorum. Gayet de sağlıklılar ve hiç de bir şey olduğu yok. Demek ki alternatif doğal yaşam yolları çok. Hayvanların ve ürünlerinin yenmemesini, kürkten deriye kadar endüstriyel hayvan sektörünün ana sermayesi olduğu için gayet antikapitalist bir tavır olarak da görmekteyim.[42]
    • ("‘Hayvan kesimine hayır bayrama evet’ diyen vejetaryen/vegan çevrelerin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna verdiği yanıt.)
  • Hayvanlar için bütün insanlar bir Nazi; hayvanlar için bu, sonsuz Treblinka’dan başka bir şey değil.[43]
  • İnsanın keyfine nasıl gelirse o şekilde başka bir türe dilediği gibi davranması en aşırı ırkçı teorilerin örneğini oluşturmuştur, yani güçlü olan haklıdır prensibini haklı çıkarmıştır.[41]
  • Hayvanları öldürmekle Hitler tarzında gaz odaları yaratma ve Stalin tarzı toplama kampları kurmak arasında sadece küçük bir adım var(dır)… İnsan elinde bir bıçak ya da tüfekle durup da kendinden daha zayıf olanları öldürmeye devam ettikçe adalet diye bir şey olmayacak.[41]
  • Nazilerin Yahudilere yaptığını insanlar hayvanlara yapıyor.[41]
  • Şu söyleyeceğim hiç abartılı değil: Kolektif beslenmemizde yapılacak dünya çapında, köklü bir değişiklik medeniyetin hayatta kalıp kalmaması arasındaki farkı belirleyebilir. Bunu epey kafa yormuş biri olarak söylüyorum. Bence bu derecede denli önemli bir konu bu.
    • Vegan-vejetaryen beslenmeye geçişle ilgili söyledikleri [44]
  • (...) Ve mezbahalar. Her bir saniye para demek. Bu yüzden bir hayvanı kesmeden evvel bayıltmak kanuni olsa da, ortada bayıltıcı bir alet yoksa, ki çoğu zaman böyle oluyor, elektrik veriliyor hayvanlara ve canlı canlı kesiliyorlar. Bu defalarca ve defalarca gösterildi. Ama benim söylemek istediğim şu: Eğer insanlara bunları anlatırsanız pek çok kişi “Lütfen bana bunları anlatma, ben çok hassasım ve hayvanları seviyorum” diyor. Ben de şöyle düşünüyorum o zaman: “Ama bunun kimseye bir faydası yok".[45]
  • Kral, kraliçeler gibi yemek her zaman insanları hasta etmiştir. Fark şu ki, artık herkes kraliyet gibi yiyor ve netice aynı. Doğal vegan beslenme insan için idealdir. Bitkilerde protein, aminoasitler, esansiyel yağlar, mineral, vitamin (kolesterol ve yabancı madde, organizma kirliliği olmadan) vardır ve bu kaybolan saglığı ve dış görünüşü kazanmaya yardımcı olur. Bitkisel beslenme tamdır.[46]
  • Açık açık söyleyeyim: Hitler’in yapabileceği her şeye meydana okuyan, hatta onu cüceleştiren bir aşağılama, zulüm ve katliam yatırımıyla her yanımız sarılmış durumda; bizimki sonu olmayan bir yatırım, öyle ki kendi kendini yeniliyor, dünyaya sadece onları öldürmek amacıyla tavşanlar, kümes hayvanları, büyükbaş hayvanlar getiriyor.
  • Vegan olmaktaki gerçek mücadele yemeği içermez. Vegan olmanın en zor kısmı insanlığın karanlık tarafıyla yüz yüze gelmek ve umutlu kalmayı denemektir. Neden iyi ve şevkatli insanların kendi zevkleri uğruna hayvanlara karşı gereksiz şiddet gösterdiğini anlamaya çalışmak, şiddetin doğru olmadığını vurgulamaktır.
  • Bir ulusun büyüklüğü ve ahlaki gelişmesi, hayvanlara nasıl davrandığıyla yakından alakalıdır.
  • Hissediyorum ki; bir safhaya geldiğimizde, artık manevi ilerlememiz; fiziksel tatminimizden vazgeçerek, hayvan dostlarımızı öldürmemekle sağlanacak.
  • Bir kuzunun hayatı bir insanın hayatından daha değersiz değildir.[47]
  • Bitkisel beslenmeye deyince millet aç kalacağını zannediyor. Halbuki daha çok yiyorsunuz. Hayvansal gıda haricinde istediğiniz her şeyi yeme özgürlüğüne sahipsiniz.[48]
  • Genelde olan şey şudur, belirli bir konuda diğer hayvanlardan daha iyi bir performans sergilediğimizde onlardan daha zeki ve akıllı olduğumuzu iddia ederiz ama eğer bizden daha iyi performans sergileyen onlarsa o zaman bu iddiayı nadiren dile getiririz. O halde bizim daha zeki olduğumuz sonucu her şekilde tür ayrımcısı bir içerik barındırır, bizim daha önemli ve değerli olduğumuzu iddia eder ve bu iddialar da hayvan istismarına giden yola sokar bizi.[49]
  • Köpekleri sevip, inekleri yememizin nedeni, köpeklerin ve ineklerin temel anlamda birbirinden farklı olması değil -inekler de tıpkı köpekler gibi hislere, tercihlere ve farkındalığa sahiptirler- bizim onları algılayışımızdaki farklılıktır.
  • Karnizm, bizi belirli hayvanları yemeye şartlandıran, görünmez bir inanç sistemi veya ideolojidir. Karnizm veganizmin zıddıdır; inançlarını yemek masasına getiren insanların sadece veganlar ya da vejetaryenler olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Ama hayvan yemek hayatta kalmak için bir zorunlu değilse bir seçimdir ve seçimler muhakkak inançlardan kaynaklanırlar.[50]
  • Çoğu insan hayvan yemenin evrensel bir olgu olduğunu, ideolojik olmadığını öne sürer. Kültürler arası tüketilen türler -karnizmin kanıtı olarak görülmektense- çoğunlukla hayvan yemenin moral anlamda bağlayıcı (ve bu sebeple moral anlamda nötr) bir pratik olduğu varsayımına yol açıyor. Ancak Sudan’da 12 yaşında kızların evlendirilmesi bizi çocuklarla cinsel ilişkilerin moral anlamda nötr bir şey olduğunu düşünmeye sevketmez ve Kore’de köpeklerin yenmesi domuzların ve diğer hayvanların yenmesinin moral anlamda nötr olduğunu düşünmeye itmez bizi. Eğer diğer kültürlerdeki benzer pratikler kendi davranışlarımızı etik anlamda haklı çıkarsaydı o zaman en korkunç suçların etiğini sorgulamak için sebebimiz olmazdı. Öteki kültürlerin geleneklerini ahlâksızlık olarak kınamamamız gerekirken dikkatli gözlemciler olarak kendi kültürümüzün belli hayvanları yemeyi meşrulaştırma girişimlerini de incelemeliyiz.[51]
  • Karnizmin ikinci savunma mekanizması, meşrulaştırmadır; görünmezlik başarısız olunca öteki canlıları yemeye devam etmek için iyi bir sebep bulmamız gerekir. Karnizm et mitlerinin et gerçekleri olduğuna inanmamızı sağlayarak hayvan yemeyi meşrulaştırır. Etle ilgili kapsamlı bir mitoloji söz konusu; ama bütün mitler öyle ya da böyle şu üç ortak noktada toplanıyor: “normal”, “doğal” ve “gerekli”. Bu aynı mitler insan tarihi boyunca savaştan köleliğe ve insanlara yönelik her türden yobazlık (öteki düşmanlığı, homofobi vb.) biçimiyle ilgili inanç ve şiddet dolu davranışları meşrulaştırmak için kullanılmıştır.[52]
  • Eğer mezbahaların gerekliliğine inanıyorsanız, o halde Auschwitz’i de desteklemelisiniz. Arada bir fark yok.[53]
  • Yaratılış Kitabı'nın en başında bize Tanrı'nın insanoğlunu balıklar kuşlar ve tüm yaratıklar üzerinde egemenlik kursun diye yarattığı söylenir. Yaratılış Kitabı'nı yazan insandı elbette, at değil. Tanrı'nın insana hayvanlar üzerinde egemenlik kurma iznini verip vermediği pek belli değil. Daha akla yakın olanı, insanın inekle at üzerinde kurduğu egemenliği kutsasın diye Tanrı'yı yaratmış olması. Evet, bir geyiği ya da ineği öldürme hakkı insanoğlunun üzerinde görüş birliğine vardığı tek şey, en kanlı savaşlar sırasında bile. Bu hakkı verili saymamızın nedeni hiyerarşinin en tepesinde olmamız. Ama hele oyuna üçüncü kişi girsin -kendisine Tanrı tarafından, 'bütün öteki yıldızlardaki yaratıklar üzerinde egemenlik kuracaksın' denen, başka gezegenden bir yaratık- Yaratılış Kitabı'nı elde bir saymamız o an imkansızlaşır. Bir Marslının arabasına koşulan ya da Samanyolu sakinleri tarafından şişte kızartılan bir insanoğlu belki tabağındaki dana pirzolasını hatırlar da, inekten (çok geç olarak!) özür diler.[54]
  • Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile, özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı, onun, merhametine bırakılmışlara davranışında gizlidir: Hayvanlara. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.[54]
  • Bir hayvanın gözlerinin içine bakıp şöyle diyebilir misiniz: "Benim iştahım senin ıstırap çekmenden daha önemli?"
  • Genel ilkeler adına, sığırı gıda sağlayan bir araç olarak yetiştirmek sakıncalıdır. Kesinlikle sebze yetiştirmek buna tercih edilmelidir. (...) Bitkisel gıdayla geçinebileceğimiz ve hatta bu yolda çalışmalarımızı avantaja dönüştürebileceğimiz, yalnızca bir teori değil, müspet bir gerçektir. Birçok ırk, neredeyse yalnızca sebzelerden gelen üstün fizik ve güce dayanarak yaşar. Örneğin, yulaf ezmesi gibi bazı bitki besinlerinin, etten hem daha ekonomik hem de mekanik ve zihinsel performans konusunda etten daha üstün olduğuna şüphe yoktur. Dahası, bu tür gıda, sindirim organlarımızı kesinlikle daha az vergilendirir ve bu gıda miktarı bizi daha mutlu ve girişken yapar. Bu gerçekler ışığında, her çaba, ahlakımıza aykırı bir şekilde hayvanların nedensiz yere vahşice katledilmesini durdurmaya yönelik olmalıdır.[55]
  • Dünyada büyük, küçük bütün canlıların yaşamaya hakkı var.[56]
  • Bütün hayvanları seviyorum. Bir kediye, köpeğe, tavuğa ya da bir ineğe zarar veremem. Ve başka birisinden onlara benim adıma zarar vermesini isteyemem. Bu yüzden veganım.
  • Darwinci bakış açısını kabul ettiğimizde, yani bizlerin özel olarak yaratılmış bir tür olmadığımızı ve Tanrı tarafından verilmiş, diğer canlılara hükmetme hakkımızın bulunmadığını kabul ettiğimizde, hayvanlardan gelen ve onların çektiği acıları somutlaştıran tüm bu ürünleri satın almamamız gerekecektir.[57]
  • Sırf bizimle aynı türe mensup olmadıkları gerekçesiyle onların çıkarlarını göz ardı eder ya da önemsiz görürsek, kaba ırkçıların ve cinsiyetçilerin mantığını benimsemiş oluruz. Irkçılar ve cinsiyetçiler de, kendi ırklarına ve cinsiyetlerine mensup kişilerin, diğer tüm özellikle­rinden ve niteliklerinden bağımsız olarak, sırf bu özelliklerinden dolayı daha üstün bir ahlaksal statüye sahip olduklarını düşünürler. Çoğu insan akıl yürütme yetisi ve diğer zihinsel yetiler açısından insan dışı hayvanlardan daha üstün olabilir; ama bu, insanlarla hayvanlar arasında çizdiğimiz çizgiyi haklı çıkarmaya yetmez… — Peter Singer [58]
  • Bizim gücümüzün merhametine kalmış türlerin gaddarca sömürülmesine son vererek gerçek bir fedakarlık kapasitemiz olduğunu kanıtlamak için ayağa kalkacak mıyız? Asiler ya da teröristler tarafından zorlandığımız için değil de yaptığımız şeyin ahlaken savunulamaz olduğunu idrak ettiğimiz için?
  • Dünya etrafında seyahat ederken, fakir ülkelerin kendi çocukları kollarında açlıktan ölürken, buğdaylarını batılı ülkelere sattıklarını gördüm. Bunu bir suç olarak gören sadece ben miyim? Bana inanın, yediğimiz her lokma et, gözleri yaşlı, açlıktan ölmekte olan çocuğun suratına atılan bir tokattır. O çocuğun gözlerine bakıp da sessiz mi kalmalıyım? Dünya herkesin ihtiyacını karşılayabilecek kadar besin üretebilir, fakat herkesin açgözlülüğünü karşılayacak kadar değil.
  • Hayvanlar menülerden çıkarılmalıdır. Çünkü; onlar mezbahalarda, kafeslerde, parmaklıklar arasında korku içinde çığlık atıyorlar. Şeytani, alçak, umutsuzluk hapishanelerinde...
  • Yemeğinizi bir güzel yediniz; ama her ne kadar mezbahalar kilometrelerce uzakta sizden gizlense de, suç ortaklığı diye bir şey var.[59]
  • İnsan diğer varlıkların acımasız yok edicisi olduğu sürece sağlık ya da barış nedir bilmeyecektir. İnsanlar hayvanları katlettiği sürece birbirlerini öldürecekler. Cinayet ve acı tohumları eken sevinç ve sevgi biçemez.[60][61]
  • Öldürmekten yana tavır koyanlarda beni çok şaşırtan şeylerden biri, tarihimiz boyunca tek bir kişiye zarar vermemiş olmamıza rağmen bizi şiddet yanlısı olmakla suçlamaları. Öylesine şiddetten uzağız ki 20 senedir hayvan öldürmemeyi savunduğumuz gibi gemilerimizin tamamı %100 vegan.[62]
  • Kliniklere bomba atan ve iyi doktorları öldüren fanatik kürtaj karşıtlarının, incelendikleri zaman su katılmamış birer türcü olduğu ortaya çıkıyor. Yetişkin bir inek, ahlak açısından, her türlü makul ölçüte göre, doğmamış bir bebekten daha çok sevgi ve yakınlığımızı hak eder. Kürtaj doktoruna “Cani!” diye haykıran yaşam yanlısı kişi, eve gidip bifteğini yer.[63][64]
  • Bizlerle aynı türden zevklere, tutkulara ve organlara sahip olan canlıların leşlerini tüketiriz... Ve mezbahaları günlük olarak acı ve korku çığlıkları ile doldururuz.
  • Yamyamlıktan daha çok midemizi bulandıran hiçbir şey yoktur, fakat biz de Budistlere ve veganlara aynı izlenimi veriyoruz; bebek yediğimiz için, her ne kadar kendi bebeklerimizi yemesek de...
  • Özgür düşünceli bir insan için hayvanların çektiği acı, insanların çektiği acıdan daha katlanılmazdır. Zira ikincisinde, hiç olmazsa, çekilen acı lanetlenir ve neden olan suçlu ilan edilir. Oysa her gün binlerce hayvan en ufak pişmanlık duymadan, hiç lüzumu yokken katledilir. Birisi bundan söz edecek olsa alay edilir. Ve bu affedilemez bir suçtur.
  • Veganlığa bakışım süt danasının süt üretiminin bir yan ürünü olduğu ve aslında masum beyaz bir sıvı sandığım sütün her bardağında bir dilim dana eti, bir yudum kan olduğunu öğrenmemle kökten değişti.[65]
  • Sirklerde, çiftliklerde, laboratuvarlarda, mezbahalarda ve diğer şeytani karanlık yerlerde acı ve korkudan başka seçenekleri olmayan kardeşlerime. Üzgünüm, ben çok üzgünüm. Ama savaş devam edecek. Sömürülen, suistimal edilen tek bir hayvan kalıncaya dek devam edecek, ve bir tek hayvan kalması bile bizim için fazla. Son birey de özgür kalana dek savaş devam edecek. O son zaferi kazanacak olanlar, sizlere teşekkür ederim. Sizlere çok teşekkür ederim. Bu arada, hayvan özgürlüğü için mücadele etmeye devam edelim, her ne şekilde olursa olsun..[66]
  • Hayvan özgürlüğü nihai özgürlük hareketidir, 'son cephe'dir.
  • Türcülük kavramını ilk kez 1970 senesinde, diğer türlere karşı önyargılı tutumumuzu tanımlamak ve ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı gibi önyargılarımız ile benzerliğini ortaya koymak için kullandım. Amacım, aslında hepimizin akraba olduğunu göstermekti. Tüm türler, biyolojik ve evrimsel gelişim bakımından akrabadırlar. Ve bizler de, diğer türlere birer nesneymişçesine değil, evrimsel kuzenlerimiz olduklarını bilerek davranmalıyız.... Aslında birer hayvan olduğumuzu ve tüm diğer türlerle evrimsel bir akrabalığımız olduğunu Charles Darwin'in ilk kez dile getirişinden sonra geçen zaman içinde, gereken ahlaki sonucu çıkardığımızı açıkçası söylemek zor... Diğer hayvan türleriyle ilgili asıl önemli şey, onların acı çekebilen varlıklar olmalarıdır. Üstelik hayvanların acı çekebildiğine dair her gün daha da çok bilimsel kanıt sunuluyor. Bir kere sinir sistemlerimiz çok benziyor; keza acının deneyimlenişiyle ilişkili beyinde bulunan biyokimyasallar da. Dolayısıyla onların da acıyı ve stresi aynı şekilde yaşadıklarından emin olmamamız için hiçbir sebep yok –burada yüzlerce hayvan türünden bahsediyorum. Ben de ahlaki bir açıdan şunu söylüyorum: bir köpek veya bir fil ya da bir kedinin X değerinde çektiği acı, yine X değerinde acı çeken bir insanınkinden daha önemsiz değildir. Dolayısıyla acı söz konusu olduğunda, hangi ırktan veya cinsiyetten olduğunuz nasıl bir fark yaratmıyorsa, hangi türden olduğunuzun da bir önemi olamaz. Çekilen acı aynı acı. O halde ahlaki açıdan hepimiz aynı saygıyı görmeyi hak ediyoruz. Kimileri insanın sözde daha zeki, daha dindar, daha bağımsız veya daha özerk olduğunu ileri sürerek, bu özelliklerin bizi üstün kıldığı iddiasında bulunuyorlar. Ben de bu abartılı ve sözde farkların, ahlaki açıdan bir anlam ifade etmediklerini ve asıl meseleyle hiçbir alakaları olmadığını savunuyorum. Tek bir gerçek var, o da hepimizin acı çekebilen varlıklar oluşumuz... Ahlaki bağlamda en önemli ölçüt zekâ değil, acı çekebiliyor olmaktır. Profesörlere daha zeki oldukları veya rahiplere daha dindar oldukları için imtiyaz tanımayız. Toplumumuz buna müsaade etmez. Peki o zaman türlerle ilişkimiz söz konusu olduğunda, neden sırf biraz daha zeki olduğumuz için kendimize ahlaki bir ayrıcalık tanıyor ve daha fazla hak bahşediyoruz? Bunun hiçbir mantıklı açıklaması yok.[67]
  • Bizler bu dünyanın canlılarıyla avcı insan elinde mızrağıyla ormana daldığından beri savaş halindeyiz. İnsan emperyalizmi hayvanları her yerde köleleştirdi, baskı altına altı, öldürdü, parçaladı. Etrafımızda canlılar için hazırlanmış köle kampları yer alıyor, endüstriyel çiftlikler ve dirikesim laboratuvarları, Dachau ve Buchenwald toplama kampları var her yanımızda. Hayvanları gıda için katlediyoruz, onları kendi keyfimiz için aptalca numaralar sergilemeleri için zorluyoruz, spor adına onları tüfeklerle vuruyor, kancalar takıyoruz. Hayvanların yuvası olan yabanı paramparça ettik. Türcülük cinsiyet ayrımcılığından bile daha derinlerimize kazınmış durumda, bu kadar derinlik yeter.[41]
  • Yaşı, cinsiyeti, ırkı, cinsel yönelimi ya da türü her ne olursa olsun tüm canlıların merhamete ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bir sandviçin içine değil de hayvan barınağına gittiğini bilmek beni çok mutlu ediyor.
    • (Mezbahadan kurtarılan bir eşcinsel boğa hakkındaki yorumu.)[68]
  • İnsan ve hayvan özgürlüğü hareketleri birbirinden ayrılamaz; çünkü hepsi özgür olmadan hiçbiri özgür olamaz. İnsanlar hayvanları sömürdüğü sürece huzurlu, insancıl ve sürdürülebilir toplumlar geliştiremez. Aynı şekilde hayvanlar da toplumlarda derin psikolojik ve kurumsal değişiklikler yapılmadan özgürlüklerine kavuşturulamazlar.
  • Sol, artık veganlar olmadan ya da hayvan hakları aktivistleri olmadan devrim yapamaz. Tek bir türü diğer bütün türleri sömürerek özgürleştirmek, devrim filan değildir.[69]
  • Soykırım gibi, insanlar hayvanların başına ne geldiğini öğrenmek istemiyorlar, reddetme hali içerisindeler; yakılmış insanların dumanları arasında işini görmeyen devam eden “İyi Almanlar”ın bir benzerini ahlaki iyilik ve merhamet numarası yapan; ama yiyecek seçimleri hayvanlara yönelik soykırımı devam ettirmeye yarayan önyargılı iki yüzlülerden başka bir şey olmayan “İyi İnsanlar”da görebiliriz.[41]
  • Aydınlamanın anlamı, değişmektir. Onsekizinci yüzyılda aydınlanma dini dogmaları ve zorbalığı yenmek anlamına geliyordu; yirminci yüzyılın sonlarına doğru, aydınlanma ırkçılığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi ve diğer önyargılarını yenmek anlamına geliyordu; ve şimdi yirmibirinci yüzyılda aydınlanma, türcülüğü yenerek hayatın tümünü onore eden evrensel bir etiği kucaklamak anlamına geliyor.[70]
  • Hümanist, şiddet içermeyen ütopya; o sözde “aydın” ve “ilerici” insanlar, eşitlik ve hak kavramlarını bu gezegeni beraber paylaştığımız canlıları da kapsayacak şekilde genişletene dek ikiyüzlü bir yalan olarak kalacak.[71]
  • Martin Luther King’in şiddet ve ayrımcılıktan uzak paradigmatik “dünya evi” vizyonu, eşitlik ve barış değerleri bütün hayvan türlerini kapsayacak şekilde genişletilmedikçe her yanından kan akan bir mezbahadan başka bir şey değildir.[72]
  • Elbette hayvanlardan farklıyız; hayır, onlar elbette uzay gemisi yapamazlar, hayır onlar matematikten anlamazlar, hayır, tabii ki Shelley gibi romantik şiir yazamazlar. Lanet olsun! Siz bir balina gibi yüzebilir misiniz? Kartal gibi uçabilir misiniz? Bir yarasa gibi işitebilir misiniz? Bir kedi kadar güzel misiniz? Bir kedi kadar güzel kokuyor musunuz? Kimlerin hak sahibi olacağı ve kimlerin hak sahibi olamayacağı, kimlerin topluma dahil olup olamayacağı türünden bir ahlaki evrende kriterimizi akıl olarak belirlemek tamamen saçmadır ve ayrımcılıktan başka bir şey değildir! Eğer zürafalar insan ırkı kadar geri kafalı, kendini beğenmiş ve önyargılı olsaydı en az 2 metrelik boynunuz olmadığı sürece hiçbir hakkınız olmayacaktı. Sizi dirikesimle kestikleri, yiyecek olasınız diye kesip biçtikleri, sırf o kadar uzun bir boynunuz yok diye size her türden işkenceyi yaptıkları böylesine emperyalist bir zürafa dünyasında yaşamak ister miydiniz? İşte bizim ahlaki kodumuz böylesine ayrımcı ve önyargılı.[73]
    • (05 Eylül 2012)
  • İnsanın insanı tahakküm altına alması ve bunun savaş, kölelik ve soykırımla gerçekleştirilmesi genellikle kurbanların dil yoluyla aşağılanmasıyla başlar. Ancak insanlıktan çıkarmanın araçları ve metodları türetilmiş şeylerdir, çünkü türcülük Batı’nın diğer halklara olan gaddarlığını cesaretlendiren, sürdüren ve meşrulaştıran kavramsal paradigmayı sağlamıştır. Tarih boyunca hayvanları kurban haline getirişimiz birbirimizi kurban haline getirişimizin modelini ve temelini oluşturmuştur. Tarih, insanların hayvanları sömürüp katletmesi; ardından diğer insanlara hayvanmış gibi davranıp aynısını onlara yaptığını gösteren bir kalıbın varlığını ortaya koyuyor. Fethedenler ister Avrupalı emperyalistler, Amerikalı sömürgeciler ya da Alman Naziler olsun Batılı saldırganlar kılıç oyunundan önce kelime oyunu oynadılar, kurbanlarına “fare”, “domuz”, maymun” ve “aşağılık hayvan” gibi isimlerle hitap ettiler.[74]
  • Irkçı kafa yapısı deri rengine dayanarak aşağı/üstün hiyerarşisi yaratırken, cinsiyet ayrımcısı mentalite, erkekleri ve kadınları daha yüksek ve daha aşağı varlık sınıflarına ayırır, tür ayrımcısı bakış ise biyolojik süremi insan ve hayvan şeklinde iki zıt gruba ayırarak hayvanları nesneleştirir ve aşağılar. Irkçılığın nefret dolu bir beyaz üstünlükçülüğünden kök salması, cinsiyet ayrımcılığının geri kafalı bir erkek üstünlükçülüğünün ürünü olması gibi, tür ayrımcılığı da şiddet dolu bir insan üstünlükçülüğünün -yani insanların hayvanları istedikleri her türden amaç için kullanma hakkının olduğu sonucunda meydana gelir, daha geniş bakarsak, refahçılığın ahlaki sınırları içinde bu böyledir, ama aslında bunların hepsi resmi Hristiyanlığın ahlaki bavulundan arta kalanlardan başka bir şey değildir.[41]
  • 'Hayvan Hakları Akımı' şu anda gezegenin en önemli, en dinamik ve en güçlü akımıdır. Tüm 'insan hakları' akımlarına bakın, nerdeler? Feminizm akımı nerede, sivil hakları akımı nerede, Savaş karşıtı akım nerede? Tamamen bitik haldeler. Etkisizler, tamamen bir kenara atılmış, yok olmuş durumdalar. Fakat eğer, "Hayvan Hakları Akımı nerede?" diye sorarsanız; her yerdedir!
    Şiddeti ve korkunç trajediyi durdurmak için kişi, barış şarkıları söylemekten biraz daha fazlasını yapmalıdır. Bu akımın evrim geçirip, 'İrlanda Cumhuriyet Ordusu' gibi bir akıma dönüşeceği ve şimdiki kullanılan taktikleri değil de -şimdiki kullanılan taktikler terörizm değildir- masum ve silahsız kişiler ya da hayvan deneyleriyle ilgisi olmayan bir kişi zarar gördüğünde, gerçek terörist taktikler kullanacağı imkansız bir şey değildir. Fakat bunun doğuracağı sonuçlar bazen kaçınılmazdır.
    Eğer rahatlık içinde olan bir çocuk ile, mutlak sıkıntı içinde olan bir hayvanı korumak arasında bir seçim yapmam gerekse, her seferinde hayvanı korurum.
    Savaşların varolmasının sebepleri, mantığı kullanmanın, ikna etmenin, diyalogların başarısız olması ve iki değişik tarafın kavgasının sabitleşip, şiddete dönüşme tehdidi içinde olmasıdır. 19. yüzyıl Amerika'sında insan köleliği konusunda iç savaş vardı. İleride bir gün, 21. yüzyılda ya da ötesinde hayvan hakları konusunda da iç savaş çıkabilir![75]
  • Hayvan hakları modern insanlığın tertiplediği eşitlik, demokrasi ve haklar gibi en yüksek değerlerin geliştirilmesinde bir sonraki sahne. Kendimizi gezegene hükmeden yarı tanrılar olarak gören o sapkın kavramlarımızı, yaşayan büyük ilişkiler ağına ait ve bu ağ içerisinde birbirine bağımlı varlıklar olduğumuzu söyleyen daha alçakgönüllü ve bütüncü bir nosyonla değiştirmek zorundayız. Tahakkümcü ve türcü kimlikler bizi felaketler yokuşundan aşağıya doğru yuvarlıyor. Eğer insanlık ve yaşayan dünya, bir bütün olarak bir geleceğe sahipse, insanlar hayatın tümüne saygı duyan evrensel bir etik kavramını kucaklamak zorundalar.[71]
  • Cehennemi hayal edin: acı çığlıklar, kan nehirleri, iç organlar ve kan, parçalanmış vücut kısımları ve hala canlıyken hisleri taşlaşmış sadistler tarafından kesilip parçalanan canlılar. Mezbahaların dünyasına hoş geldiniz; ama uyaralım: her şey hayal ettiğinizden çok daha kötü.
  • Mezbahalarda sistem maksimum hız ve maksimum yeterlik peşindedir, burada amaç hayvanlara, işçilere ya da halkın sağlığına önem vermek değil, kazanç elde etmektir. Mezbahalardaki hayvanlar bilinçleri yerindeyken zincire asılır, burun ya da anüslerinden kancalara takılır, yukarı kaldırılır, kanı akıtılır, parçalara ayrılır, derileri sökülür, kaynar suya atılırlar. Hayvanlar ölmeden önce mezbahanın içinde yarım millik bir yol gider, on dakikalık elektriktro şok verilir, dövülür ve nihayetinde tamamen ölmeden de adım adım parçalara ayrılırlar.
  • Et yemenin insanlığa ve gezegendeki tüm canlılara bedeli ağır. Hayvansal protein tüketimi sadece kanser, şeker ve kalp hastalıklarından erken ölüme yol açmakla kalmıyor; kesimlik hayvanlar sera gazı salımının en önemli kaynaklarından biri olduğu gibi ormanların yok edilmesinin başlıca sorumlularından. Bu bulgular, sağlıklı ve uzun yaşamak yanı sıra yeryüzünde yaşamı tehdit eden iklim değişikliğiyle mücadele için de vegan olmaktan başka çaremiz olmadığını gösteriyor.[76]
  • Auschwitz, bir insan mezbahaya bakıp "ama onlar hayvan" dediği zaman başlar.[77]
  • Önümüzdeki 10, 15 sene içerisinde hayvansal proteinlerin en toksik ürünlerden biri olarak nitelendirildiğini duyacaksınız. Diyetinize ekleyeceğiniz bir parça hayvansal protein bile hasta olma riskinizi bir hayli yükseltmektedir.[78]
  • Zavallı hayvanlar, nasıl da özenle bedenlerini koruyorlar; bizim için sadece bir akşam yemeği, fakat onlar için ise hayatın ta kendisi.
  • Gerçekten benim açımdan “insancıl et”le ilgili koparılan fırtına temiz bir vicdanla ölü eti yemek isteyen insanların özel bir ricasından ibaret. Hayvanlara gaddarlıkla davranmama zorunluluğuna işaret eden bütün ateşli itirazlara rağmen onlar söz birliği etmişcesine istisnai durumlar dışında (mesela meşru müdafaa gibi durumlar dışında) hayat almamak gibi bir sorumluluğumuz olduğunun altını çizmiyorlar. Aslında gerçek şu ki; eğer bu akşam yemekte et yiyorsanız sizin için bir inek öldürülmüş demektir. İneğin ne kadar “insancıl” ortamlarda yetiştirildiği başka, öldürülürken ineğin yaşama hakkının ihlal edilip edilmediği ise bambaşka bir şey. Hayvan haklarını savunan her ciddi insan aradaki farkı bilir; bu insanlar hem çiftlik hayvanları kaçınılmaz olarak acı çektiği için, hem de onlar için en son zarar noktasının ölüm olduğunu bildikleri için hayvan eti yemekten uzak duruyorlar.[79][80]
  • Bugüne kadar bir sürüyü yemişimdir! Artık hayvansal gıdaları ağzıma sürmem.[81]
  • Şiddeti ve zulmü tümüyle hayatından çıkarmak isteyen; hayvanların yaşam hakkına saygı duyan ve bu nedenle de uçan, koşan, yürüyen, yüzen, gözleri ve bir annesi olan hiçbir canlıyı yemem diyen barışçıl bir insan olsanız da, genel tercihin dışındaysanız, yalnız kalırsınız. “Acaba Türkiye’deki tek vegan ben miyim?” diye düşündüğüm çok olmuştur. Bu gibi durumlarda çok önemli bir soruyu kendinize sorup tercihinizi tekrar net şekilde ortaya koyarsanız, yalnızlığı da aşarsınız: “Yalnızlık mı, vicdan huzursuzluğu mu?"[82]

Ayrıca Bakınız

değiştir

Kaynakça

değiştir
  1. Veganlık ve Sağlık: Bir Sorumluluk Meselesi
  2. Albert Schweitzer, Medeniyet Felsefesi
  3. Nobel Peace Prize address: The Problem of Peace in the World Today
  4. 4,0 4,1 4,2 Siyasal Eylemci Angela Davis'in İnsan ve Hayvan Özgürlüğü Arasındaki Bağ Üzerine Görüşleri
  5. 5 maddede hayvan hakları neden feminist bir meseledir
  6. Vegetarian Diets
  7. No Steak- Nouvelle Phase de Notre Évolution
  8. youtube.com
  9. BBC Türkçe
  10. sabah.com.tr, 04.10.2010
  11. Interview with Brian Greene, Supreme Master Ching Hai News website (accessed Dec. 7, 2011)"
  12. 12,0 12,1 Hayvan özgürlüğü: Sosyal hak bağlantısı
  13. gotohealth.com
  14. Barry Horne, cited in Best 2004, p. 91.
  15. 20 Kas 2014, Twitter hesabından.
  16. ALF “Yalnız Kurt” Benim
  17. Charles Darwin, quoted by C.W. Leadbeater in Vegetarianism and Occultism, 1913, p. 20
  18. Forks Over Knives
  19. Ann Druyan, Carl Sagan, "Shadows of Forgotten Ancestors"
  20. goodreads.com
  21. 21,0 21,1 Gezegeni Kurtarmak – Her Öğünde Biraz
  22. Accepting a Lifetime Achievement Award from In Defense of Animals in 1992.
  23. 23,0 23,1 23,2 2003 yılında Internet Journal of Book Reviews adlı siteye verilen röportajdan
  24. C. David Coates, “Old MacDonald’s Factory Farm” kitabının önsözünden.
  25. 25,0 25,1 animalliberationfront.com
  26. news.cornell.edu
  27. Yeni Bir Dünya Yaratmak
  28. Twitter resmi hesabı
  29. Frankenstein
  30. Resmi Facebook hesabı
  31. https://www.facebook.com/abolitionistapproach/posts/567518763267882 Resmi Facebook hesabı
  32. "Bütün Hayvanlar İçin Tek Bir Hak" yazısından alıntı.
  33. Facebook resmi hesabı
  34. Gary L. Francione, Hayvan Haklarına Giriş - Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?, s.302
  35. Gary L. Francione, Hayvan Haklarına Giriş - Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?, s.303
  36. lasvegas.informermg.com
  37. Arıcılık: Bir sömürü çeşidi
  38. 38,0 38,1 38,2 38,3 Gary Yourofsky ile Özel Röportaj
  39. Köleliğin Sonu, Kurtuluş, Özgürlük: Pek Yakında Kürk Çiftliklerinde….
  40. Empati, Eğitim ve Şiddet: Hepsinin Zamanı
  41. 41,0 41,1 41,2 41,3 41,4 41,5 41,6 “Sonsuz Treblinka: Hayvanlara Yönelik Davranışımız ve Soykırım”
  42. adilmedya.com
  43. goodreads.com
  44. İklim Değişikliği ve Biz
  45. Primatolog, Jane Goodall'ın Efsanevi Yaşamı
  46. Available in eBook format - 340 pages (1983), ISBN 0-8329-0392-2
  47. An Autobiography, the Story of My Experiments
  48. youtube.com
  49. Şempanzeler Bizden Daha mı Zeki?
  50. Karnizm: Etin İdeolojisi
  51. Karnizm: Etin İdeolojisi - Ama Orada Et Yiyorlar! : Kültürel Karnizm
  52. Karnizm: Etin İdeolojisi - Meşrulaştırma: İlericilik Maskesi Giymiş Muhafazakârlık
  53. Et yemekle pedofili aynı şey
  54. 54,0 54,1 Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
  55. (Century Illustrated Magazine, Haziran 1900)
  56. hurriyet.com.tr
  57. (Peter Singer - The Genius of Darwin: The Uncut Interviews - Richard Dawkins)
  58. Hayvan özgürleşmesi, insan özgürleşmesidir...
  59. goodreads.com
  60. attributed by Ovid
  61. ivu.org
  62. Yaşam düşmanlarına sıfır tolerans!
  63. "Meraklı Zihinler" isimli kitapta yer alan, Richard Dawkins'in kaleme aldığı deneme.
  64. garajimdakiejder.blogspot.com
  65. Rynn Berry, quoted in Joanne Stepaniak, The Vegan Sourcebook, 1998
  66. Hayvan Özgürlüğü: Bedeli Ne Olursa Olsun
  67. Richard Ryder: Türcülük Üzerine
  68. Mezbahadan kurtarılan eşcinsel boğa aşkı buldu
  69. Veganizm: Kaybedemeyeceğimiz Bir Savaş
  70. Hayvan Hakları ve Yeni Aydınlanma
  71. 71,0 71,1 drstevebest.org
  72. Bir Mücadele Günlüğünden Notlar
  73. Ekolojik Kriz Zamanında Hayvan Özgürlüğü ve Ahlâki İlerleme
  74. 21. Yüzyıl Devrimi
  75. youtube.com
  76. Et yemenin insanlığa bedeli
  77. goodreads.com
  78. ivu.org
  79. Tom Regan on “humane meat”
  80. Tom Regan: “İnsancıl Et Hareketi”
  81. VEGAN YILMAZ
  82. "Türkiye'de vegan olmak yalnızlıktır" başlıklı yazısı. yesilist.com

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları:

Commons'da Veganlık ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Vikipedi'de Veganlık ile ilgili ansiklopedik bilgi bulunmaktadır.